3 Ağustos 2022 Çarşamba

Dizi Yorumu: Nice Guy / The Innocent Man


Herkese se-lam-lar! Bayaa bir süredir buralarda yoktum ama sonunda, ufak da olsa döndüm diyebiliriz. Buralarda yokken dizi izleyecek vaktim olmadı, bir iki dizi izlesem de yazılarını yazmaya vaktim olmadı derken, zinciri Nice Guy'la kırıyorum diyelim. Hazırsak, başlayalım.

Gelelim 2012'de yayınlanan Nice Guy'a. Konumuz, intikam. Biz bunun örneklerini yakınlarda Itaewon Class'ta, daha eskilere gidecek olursak ülkemizde de remake'i yapılan Ji Sung'lu Secret Love'da ve daha biir çok dramada izledik. Zaten intikam kült bir konu, kimin kimden intikam aldığından bağımsız, bir şekilde izleniyor. Ben intikam işlerini pek sevmiyorum, genelde yarısında işler karışıyor, intikam alacak olan kişi affedecek oluyor ama işler daha çok karışıyor falan filan... Favori karakterlerimden olan Park Joon Ha zaten bu intikam işlerini çok güzel özetledi. "İntikam sadece karşındakine zarar vermiyor. Kendine de zarar veriyor." ağzına sağlık vallahi. Tabi yine de dümdüz entrika dizileri arasında seçecek olursam, intikam konulular daha tercih edilebilir geliyor bana.

Beni burada takip edenler bilir, böyle entrikalı dizileri pek tercih etmiyorum. Geriliyorum boşuna, neme lazım. Sanki hayatımda dert yok. Hatta Nice Guy'ı ilk duyduğumda biraz araştırıp "Ay yok izlemem ben bunu." demişliğim de var. Ama geçenlerde twitter'da birden bir Nice Guy övmesi başladı herkeste, sürekli kesitler, replikler, videolar düşüyor. Aklıma düştü hani, hem gencecik Joong Ki de göreceğim, bundan ala şey mi olur? Dedim ki, Joong Ki hatrına izlenir. Böylece başladım.

Hep yaptığım genel yorumumu yapacak olursam, intikam türünün sevdalıları bu diziyi sever, çok net. Klasik bir intikam dizisi çünkü. Ben türün sevdalısı olmadığımdan yer yer sıktığını söyleyebilirim. Ama akıcılık olarak hiçbir problemi olmayan, temposu çok yüksek ve iyi oyuncuların olduğu bir diziydi, severek izledim. Sadece çok entrika annecim. Çok ama. Bitmiyor.


Nice Guy/The Innocent Man
Yönetmen: Kim Jin Won
Senarist: Lee Kyoung Hee
Yayıncı: KBS2
Bölüm Sayısı: 20 Bölüm
Yayın Tarihleri: 12 Eylül-15 Kasım 2012

Konusundan biraz bahsedecek olursam, başta içini intikam hırsı bürümemiş, yeni yetme bir gençle başlıyor dizi. Tıp fakültesinde okuyan Kang Ma Ru ve çocukluğundan beri birlikte büyüdükleri Jae Hee'yi görüyoruz önce. Jae Hee, mahallenin en güzel kızı, idealist bir gazeteci olmayı amaçlıyor. Ancak bir gün bir haberin peşinde koşarken ona saldıran adamı öldürüyor ve panik içinde Ma Ru'yu çağırıyor.
Kendisine bahşedilmiş olan bu zekayı kullanmakla ilgili problemleri olan Ma Ru ise tüm hayatını yakmak pahasına gidip suçu üstleniyor, evet! Hasta kardeşini de bırakıyor ayrıca ortada dımdızlak! Peki Jae Hee kıymet biliyor mu dersiniz? Tabi ki hayır, gidip Taesan Grubu'nun başkanı, Eun Gi'nin babası olan adamla evleniyor iki dakikada! Kızım bi oğlan mahkemeye çıksaydı bekleseydin de!

Yönetmen Kim Jin Won, benim çok sevdiğim bir başka dizi olan Just Between Lovers'ın da yönetmeni. Bu adam dış mekan çekimlerini kartpostal gibi çekiyor ya, burada da öyle güzel sahneler vardı ki. Senaristimiz ise, benim çok merak ettiğim Chocolate ve dramın kralı olan Misa ve yine aynı dram ekolünden olan Uncontrollably Fond'u yazmış. İsimlerden ve bir diğer dizilerden anlıyoruz ki zaten bu dizinin dram olmaktan başka bir çaresi yokmuş.

Şunu da bırakalım şöyle.

-spoi içerme ihtimali çook yüksek olan alan-

Kang Ma Ru (Song Joong Ki)

Daha ne Descendants of the Sun'ı çekmiş, ne de Vincenzo'yu. Gencecik bir Joong Ki. Görüyoruz ki zaman bu adam için de geriye akıyor, gittikçe gençleşiyor. Yine de her zaman ayrı bir karizmatik, ayrı bir çekici olduğunu kabullenmeliyiz sanırım.
Kang Ma Ru herkesin çok kızdığı bir karakter. Ben o kadar sert olamadım kendisine. O kadar üzüldüm ki haline, yaşadıklarına. Tıp fakültesinde gelecek vadeden gencecik adamdan geldiği duruma inanamadım. Sadece iki şeye çok kızdım, biri Jae Hee'nin suçunu üstlenme salaklığını yapması, biri de intikamı için Eun Gi'yi kullanması. Kang Ma Ru, dediğimiz gibi bir tıp fakültesi öğrencisi. Eskiden beri yanık olduğu bir kız var, Han Jae Hee. Tam mutlu oldular derken, Jae Hee'nin suçunu üstlenmesiyle hayatı kararıyor Ma Ru'nun. 
Zaten bu Kang Ma Ru, ilk bölümde ateşler içinde yanıp, hastayım diye sayıklayan kardeşini bırakıp gittiğinde ben bunun Jae Hee enayisi olduğunu anlamıştım da bu kadarını da beklemiyordum yani! Ya senin bakmakla yükümlü olduğun küçük kardeşin varken niye deli deli hareketler yapıp bu aptal kadının suçunu üstüne alıyorsun. Zaten bu başkasının yerine hapse girmeli dizilerde fikstir, çıkınca kimse sevgilisini aynı yerde bulmaz. O sevgili ya gider başkasıyla evlenir, evlenmeyecek kadar vicdanlıysa da (Allah razı olsun yani nasıl öderiz bilmem ki hakkını) başka manita bulur yani bu değişmez as-la! Anlatamadık yav! Monte Cristo Kontu'nu hiç mi okumadınız, Edmond'um neler çekti hiç mi bilmiyorsunuz, pes!
Ma Ru hep birilerinin iyiliğini düşünmüş. Önce hasta kardeşi Choco (Choco da nasıl bir isim yav, şaka mı bu?) sonra Jae Hee, en son da Eun Gi için her şeyini veren, feda eden bir adam Ma Ru. Bir kez olsun kendini düşünmemiş, Choco'nun hastane masrafları için para karşılığı insanlarla birlikte olmuş bir adam. Sadece başkaları için yaşadığı için hayatından hiç beklentisi yok, yalnızca Jae Hee'den alacağı intikama odaklanıyor. Süreç içinde Jae Hee'ye hala hayır diyememesi de beni sinir etti.
Sonra ise Eun Gi'ye aşık oluyor. Onun deyimiyle Eun Gi, onun uyanmak istemeyeceği bir rüya. Bu sefer de Eun Gi iyi olsun diye, ait olduğu yere gelsin diye elinden gelen her şeyi yapıyor. Kendini parçalamak anlamına gelse bile ona siper oluyor. Biliyor, Eun Gi'nin de onu yaralamak için bir şeyler yapacağını biliyor, ama Ma Ru'yu yaralamak için kendini de yaralamasına sinirleniyor. Çok başka bir şeydi aşık Ma Ru, çok güzel seven bir adamdı. Hep birileri için kendini feda etmesine sinirlendim ama. Jae Hee'ye son gidişinde Eun Gi için kendini feda etmesine sinirlendim mesela. Allahtan Jae Hee anladı böyle yapmasının sebebini. Choco için, Eun Gi için, Jae Gil için, Jae Hee için kendini feda etmeyi bıraksın istedim. Kim için kendini feda ettiyse bunun bumerang gibi ona dönmesine çok üzüldüm. Kıymeti de bilinmiyor yani işin kötü yanı.
Ma Ru için hep çok üzüldüm ama iki yerde Ma Ru için duyduğum üzüntü gözlerimi doldurdu. Birisi Jae Gil ile içerlerken Ma Ru'nun ameliyatı hakkında konuştukları sahneydi. "Eğer bir ihtimal ameliyatta bir terslik olursa... Eğer ameliyatta ölürsem... Eğer sonucunda felç olur ya da hafıza kaybı yaşarsam Kang Ma Ru'ya ne olur? Serseriye çok üzülürüm." Bir de dedi ya, "Bırak da bu sefil mutluluğun biraz daha tadını çıkarayım." orada ben bittim. Bir diğeri ise evde uyurken Jae Gil, Choco ve Eun Gi'nin seslerine uyandığı gündü. Hatta hiç uyanmak istemediği. 
Bu dizi işte böyleydi, herkese hem kızıp, hem hak verdim. Yine de mutluluğu en çok sen hakediyordun Ma Ru'm.


Bu ayrılmaz ikili de Ma Ru'nun kardeşi Choco ve arkadaşı olan, Kore'nin Ashton Kutcher'ı olan Jae Gil. Zengin bir aileden gelen Jae Gil ailesine rest çekiyor ve Ma Ru'nun evinde yaşıyor resmen ahdhahdh Ay ama hepimizin Jae Gil gibi bir arkadaşı olsa sırtımız yere gelmez valla. Yürü be Jae Gil.
Choco ise Ma Ru'nun kardeşi, Jae Gil'e umutsuzca aşık, seçmelere girip heyecandan detone oluyor, kafede çalışıyor. Jae Gil'e olan umutsuz aşkı çok şirindi. Diziye renk katan bir ikiliydi. Choco'nun affediciliğine hayran oldum. Abisi onu bırakıp Jee Hee'nin suçunu üstlenmiş bir SALAK gibi ama yavrum hiç sesini çıkarmadı.

Seo Eun Gi (Moon Chae Won)
Moon Chae Won'u daha önce hiçbir yerde izlemedim. Tabi ilk bölümünün yarısını izleyip "Hoff, hiç orijinali gibi olmamış bu ya." diyerek kapattığım Criminal Minds'ı saymazsak. Ama buradaki rolüne çok yakıştırdım. Gerçek hayatta nasıl olduğunu bilmiyorum ama dış görünüş itibarıyla bana hep soğuk ve mesafeli bir kadın izlenimi vermiştir. O yüzden ilk bölümlerdeki Seo Eun Gi, üstüne çok yakışan bir karakter olmuş. Çalan telefonu akvaryuma atmak mesela, tam onluk hareket. Moon Chae Won duru bir kadın. Ben onu hiçbir zaman çok güzel bulmadım ama çirkin bir kadın asla değil, gülüşü de çok tatlı üstelik. Ama neden, neden o rezalet parlak pembe ruju sürmekte ısrar ettiler şu kıza neden? Ya o renk ruju dünyanın en güzel kadınına da sürsen olmaz, yakışmaz. Bir de kozmetik markası falan gibi bir şeyi vardı, abla biz senin zevkine güvenemedikten sonra ürününe nasıl güvenelim? Allahtan o ruj Eun Gi'nin hafızasıyla birlikte tarihe karıştı da rahatladık.
Seo Eun Gi, Taesan'ın yasal varisi. Kendini son derece işine vermiş bir karakter. Ancak Ma Ru ile karşılaşınca Ma Ru'nun oyunlarına kanıp aşık oluyor bizim oğlana. Sonrası felaket. Kandırıldığını anlayınca çok üzülüyor elbet, öfkeleniyor da aynı zamanda. Sonra çok akıllıca bir şey yapıyor ve gidiyor tünelde, Ma Ru'nun arabasıyla kafa kafaya çarpışıyorlar. Bunların sonunda Eun Gi hafızasını kaybediyor tabi. Hafızası geri gelince de ilk saldırdığı insan Ma Ru oluyor. Ay tamam Ma Ru bir itlik yapmış olabilir, ama sen de adama bile isteye kaza yaptırdın Eun Gi, sen de çok masum sayılmazsın yani, konuşmayayım konuşmayayım diyorum da. Ona rağmen bu adam yaptıklarını telafi etmeye çalışıyor, sana yardım ediyor. Hadi o sana aşık yapar da, ben Choco olsam sana bir tas su vermezdim abime yaptıklarından sonra, kimse kusura bakmasın. Hele de Ma Ru'nun ölümcül beyin hasarına sen sebep olmuşken. Eun Gi'ye de bu yüzden çok çok kızgınım. Bu sahneye çok yükselenler olmuş ama bir insanı bile isteye bu derece incitmeye kalkan bir karaktere de tepkimizi koyalım bir zahmet. Bu güçlü karakterlik değil, insanlık hiç değil.

İlk bölümlerdeki Seo Eun Gi kendini kapatmış, güçlü görünmeye çalışan ama aslında kırılgan bir karakter. Kabuğunun altında çok kırılgan birisi barınıyor aslında tam da bu yüzden Ma Ru'ya bu kadar kolay kanıyor. Ma Ru uzun süreden beri onun için bir şeyler yapan, ona bu kadar ilgi gösteren ilk insan. Mantığı kabullenmese de kalbi yüzünden dönüp dolaşıp Ma Ru'ya geliyor. Kendini ispatlamak ve Han Jae Hee'yi saf dışı bırakmak için uğraşıyor. Ama aslında hala küçüklük bebeğine bir şey olmaması için üzülen o küçük kız. Tam da bu yüzden, hafızasını kaybettikten sonraki Eun Gi'yi çok sevdim. Sakinliği, huzur bulmuş gibi duran ifadesini... Ama kendinin ve Ma Ru'nun başına az iş açmadı bu bölümlerde, onu da unutmayalım.
Eun Gi'nin babasını ise My Father Is Strange'de ponçik, minnoş bir aile babası rolünde izledikten sonra böyle bir rolde izlemek soğuk su etkisi yarattı bende... Yalnız söylemeden edemeyeceğim, baba çok başarısız bir karakterdi. Adama replik bile yazmamışlar bence, "Sen Eun Gi ne derse aşağıla, terslen yeter." demişler. Adam her şeye kızdığı için, tam olarak neye kızdığı da anlaşılmıyor. Kızını yetersiz ve asi gördüğü için sinirlenen babadan ziyade Seo Eun Gi'den etiyle kemiğiyle nefret eden adam tiplemesi olmuş daha çok, ipin ucu kaçmış bence. Ayrıca Eun Gi de tutturdu bir "Ben sana kafayı takmışken babam öldü." Ayyy babasını da bilmesek yani, kızı yaşındaki kadını kafesleyip evlenen adamı çok da iyi anamıyorum ben. Hakkında kol gibi dosyalar olmasının yanı sıra, Eun Gi'nin çocukluğunu yaşayamamasının, hırslı ve bu derece işkolik olmasının tek sebebi de bu adam. Tamam, babası için üzülecek elbet ama biraz öldükten sonra kıymete bindi gibi bu adam.


Bu da Eun Gi'nin yılmaz destekçisi Avukat Park Joon Ha. Benim favori karakterlerimden birisiydi. Hiç çizgisini bozmadı, hep sağduyulu davrandı. Ama eğer Ma Ru olmasa Jae Hee ve Ahn Min Young'u mümkün değil alt edemezdi bu efendilikle. Onlara itliğe kafası çalışan birisi lazımdı. Eun Gi'ye aşıktı ama yine de hiçbir zaman küçük oyunlar peşinde olmadı, ikinci erkek dediğin böyle olur ya, fav ikinci erkek karakterim olabilir kendisi. Ben alabilirim kendisini, ehi... Yalnız ben Eun Gi olsam on kere aşık olurdum, bal akıyordu gözlerinden beyefendinin. Nasıl başrol vermediler bu rolünden sonra Sang Yeob'a, anlamak çok güç. Koskoca dizi boyunca Joon Ha'nın iki salaklığı oldu. Birisi Min Young ve Jae Hee'nin başkanı öldürdüğünün kanıtı olan ses kaydını polise götürmemesi. Ne olmuş seni tehdit etmişlerse, baban öldürmüş Eun Gi'nin annesini, sanki sen mi öldürdün? Sıkıyor beni bu ebeveynlerin suçunu üstlenen karakterler. Eun Gi de zaten senin babandan ayrı bir insan olduğunu ayrımsayamıyorsa boşver silsin seni, kendi kaybeder. (Atarlı giderli oldum şu an nedense.) İkinci salaklığı da Min Young'u direkt polise vermek yerine sevgi kelebekliği yaparak konuşmaya gitmesi. Yok birlikte büyümüşler de, konuşarak ikna etmek istemiş de. Al işte komalık oldun, noldu şimdi? Değdi mi? Muhteşem repliğini de bırakıp, bitireyim öyleyse. "Birini bırakıp vaz geçmek de aşktır. O kişiye sahip olmaktan daha büyük bir aşktır. Mutlu olmamın tek yolunun bu olduğunu anladım. Bunu bana Ma Ru öğretti."

Han Jae Hee (Park Si Yeon)

Bu kadını daha sık görüyorduk eskiden, artık hiçbir yerde görükmüyor. Neden acaba?
Han Jae Hee... İdealist ve şirketlerin, rüşvetlerin karşısında duran Han Jae Hee'den Taesan Grubu başkanının karısına nasıl geldin pek anlamadım ama şaşırtmadı. Kötü bir aileden gelen Han Jae Hee, Ma Ru'yla tanışıyor küçükken. Birlikte büyüyorlar, üniversite zamanlarında da çıkıyorlar ama bam, bu kadın birini öldürüp suçu Ma Ru üstlenir üstlenmez, daha Ma Ru mahkemeye çıkmadan başkanın evine gitti bu kadın şok olduk.
Dizinin kötüsü olması planlanmasına rağmen yirmi bölüm boyunca Ahn Min Young'un elinde oyuncak oldu. Başka da bir bok yiyemedi afedersiniz. Ma Ru'ya gidip gidip "Her şeyi bırakıcam. Seninle gelcem. Kaçıcam sana." demek dışında da pek bir şey yapmadı. Abla nasıl kaçacan ya Ma Ru'ya? Her şeyi bıraksan el kadar beben var be, onu mu düşünsen acaba? Sonuç olarak kukla olmaktan, piyon olmaktan öteye geçemedi. Sağlam bir karakteri yoktu, dizideki en bencil karakterdi. Sorarsan Ma Ru'yu çok seviyordu, aşıktı ona ama başı sıkıştığında defalarca ilk önce Ma Ru'yu yaktı. Baya aşıkmışsın abla harbiden. Ma Ru'yla karşılıklı ağlaştıkları, Ma Ru'nun eğer bunlar olmasa nasıl bir hayatları olacağını anlattığı sahne beni bile etkiledi. Bu Jae Hee salaklık yapmasaydı mis gibi hayatları olurdu valla. Derdine yansın artık.
Jae Hee'nin Eun Gi'ye "Ma Ru için Taesan'dan nasıl vazgeçersin?" diye öfkelendiği sahne hem çok başarılıydı hem de tamamen Jae Hee'nin portresini çizen bir sahneydi. Çok sinirlendi, çünkü yapamadı. O Taesan için, güç için, para için Ma Ru'yu feda etti. Eun Gi'nin ise bunları Ma Ru için feda edebilmesi onun için dayanılmazdı, eziciydi. Beter ol demek istiyorum ahshahshs Eun Gi ise diyor ki, "Ma Ru'yu Taesan'dan daha çok seviyorum." İşte bu kadar!

Ay bak yüzünü görünce bile bir sinir bastı bana yani hiç eklemek istemiyordum buraya ama maalesef dizide etkin bir elemandı :( Ben bu adamı daha önce One More Happy Ending'de Da Jung'un baştan hayırsız olan sonra adama benzeyen kocası rolünde izledim sadece. Burada ise tam bir pislik, işi gücü itlik, şerefsizlik. Ahn Min Young, yıllarca Eun Gi'nin babasının hizmetinde çalışmış bir avukat. Ama gerçek bir ırz düşmanı olduğu için hem Jae Hee'ye göz koyuyor hem de adamın ölümüne sebep oluyor. Böyle nankörlük olur mu, olmuş işte. Ayy bu eski kdramalardaki şeytan karakterlerden kurtulduğumuza o kadar mutluyum ki, artık böyle kötüler yok. Yirmi bölüm boyunca bu adamı gördükçe kuruldum, gördükçe kuruldum. Tipinde hayır yok, lepiska saçlarını yoluverecektim ahahahsh Bu kadar çok bile konuştum bu omurgasız hakkında. Siz bunun Han Jae Hee'nin süs köpeği olduğunu bilin yeter. Ay sen kim, Ma Ru'm kim ya, sen sanıyor musun ki yavrumu alt edebilirsin? Aklı fikri şeytanlıkta ya. Bu şerefsizlikle bugüne bile nasıl geldiği meçhulken bir de avukat olmuş ki o daha garip. Hayretler içerisindeyim.

Genel Yorumum

Dizide tabi ki sevmediğim ve sevdiğim şeyler oldu, şimdi bunları genel olarak ele alacağım. Önce sevmediğim şeylerle başlayalım.

Dizinin türü belli, konusu belli, tarzı belli. O yüzden çok entrika vardı şuydu buydu demeyeceğim, onu biliyorduk zaten. Ama ben kendi adıma Ma Ru ve Eun Gi'nin arasındakilerin çok aceleye geldiğini düşünüyorum. Eun Gi açısından okay ama Ma Ru bu kıza ne ara bu kadar aşık oldu, ne ara bu kadar yandı tutuştu keşke bunları görseydik. Bu arada aklıma geldi de, Ma Ru'nun incelenmesi gereken psikolojik bir vaka olduğunu düşünüyorum şu anda. Aşık falan iyi güzel de bu çocuk birini sevince benlik algısını kaybediyor, her şeyi feda ediyor, deli mi ne. Birinin suçunu üstlenir, biri arabayı üstüne sürer kaçmaz, tuzak kurar kurtulmaz. Ma Ru, annem. Kimse için bu kadar fedakarlık yapmak zorunda değilsin, anlaştık?

Ahn Min Young ve Jae Hee'yi hiççç sevmedim onlara biçilen son da hoşuma gitmedi. Böyle köşelerde sürünürken falan görmem gerekiyordu galiba içimin soğuması için ahshhahhd Ayrıca Jae Hee ve Joon Ha'nın konuştuğu sahne ne alakaydı??? Joon Ha'mın böyle insanlarla takılması hiç hoşuma gitmedi ahshahhshs

Dizinin karanlık havası tamam o lazımdı ama dizide uzunca bir süre hep kahır çekmemiz sıktı biraz sadece. Yani bir yüzümüz gülüyo sonra bir daha beş bölüm kahır falan. Bir türlü bitmedi, sıra gelmedi iyi şeylere.

Yirmi bölüm olması gerekli miydi emin değilim. Bence on altı bölümde de pekala toparlayabilirlerdi ama ben bilmem senarist bilir tabi. Sadece ben yirmi bölüm boyunca entrika izlemeye dayanıklı bir insan olmadığım için bastı beni.

Bir de son olarak çok uç olayların yaşandığını düşünüyorum. Araba kazası, sonra hafıza kaybı, Ma Ru'nun hastalığı falan fazla yeşilçama bağlandı konu sonlara doğru. O araba kazası olayı da seven insanın sevdiğine yapabileceği bir şey değildi bence. Herkes ölmüş bitmiş bu sahneye ama ben zerre kadar sevmedim ya, bilmiyorum. Ben sevdiğim insanın bir yerine bir zarar gelse mahvoluyorum, kadın arabayla arabasına girdi resmen, olabilir mi böyle bir şey?

Sevdiğim şeylere gelecek olursam Nice Guy'ın en çok beğendiğim yönlerinden birisi, portre çizmekte çok başarılı olmasıydı. İlk bölümde karakterlerin çerçevelerini o kadar iyi çizmiş ki, daha sonrasında her karakterin en spesifik özelliği nedir, belli bir olay karşısında ne yapar çok iyi kavrıyorsunuz. Mesela ikinci bölümde Ma Ru'nun parayı geri vermeye gittiğinde zili çalmaktan çekindiği sahnede, "Acaba parayı vermek konusunda mı kararsız yoksa Jae Hee ile karşılaşmak mı onu geriyor?" falan diye asla düşünmüyorsunuz. Cevap ikinci şık çünkü, eminsiniz. Kang Ma Ru böyle bir insan, parayı asla düşünmez. Ya da Jae Hee'nin Kang Ma Ru'ya sürekli her şeyi bırakıp onunla geleceğini söylemesine rağmen asla yapamayacağını, korkak olduğunu biliyorsunuz. Dizinin bu yönü bence gerçekten takdire şayandı.

Dizinin entrikası çok yüksek olsa da sıkmadı, sürekli olaylar oldu, zamanlar değişti. Bu hoşuma gitti. Tek bir sır veya tek bir şey üzerine odaklanılmadı. Entrikadan daha çok sevmediğim bir şey varsa tek konuya bağlı entrikadır. Olay bir türlü çözülmez, hiçbir şey açığa çıkmaz, kıvrandıkça kıvranırız. Böylesi daha iyi. 

Bu çok öznel bir konu ama ben bu tip diziler içinden en çok intikam konularını seviyorum. En sevdiğim kitaplardan biri Monte Cristo Kontu'dur mesela. Dümdüz entrikadan çok zekice, amaçlı ve planlı entrikaları daha çok seviyorum. Fanı değilim tabi ama bence saf kötülükten daha katlanılabilir bir tema. O yüzden sevdim sanırım Nice Guy'ı.

Oyunculuklar çok çok iyiydi. Sezarın hakkı sezara, kötü karakterlere bile şapka çıkarmak lazım, kendilerinden bu kadar nefret ettirmek her yiğidin harcı değil, oyunculuklar çok çok iyiydi. Bu oyunculuklar da diziyi görsel şölen haline getirmekte büyük rol oynadı.

Bu son herkesin yarım kaldığını düşündüğü bir son ama bence Ma Ru ve Eun Gi'nin genel hikayesine göre fazla mutlu bile olabilir. Ben bir ara bir daha hiç kavuşamayacaklarını falan düşündüm, Ma Ru'nun bıçaklandığı sahnede dedim ki yok artık yani bu çocuk nasıl düzelecek. Yani ben de isterdim çoluk çocuk görelim finalde ama bence olabilecek en mutlu finaldi. Ma Ru her şeyi unutmasaydı o kadar yaşanmışlıkla birbirlerini sevmeye devam etmeleri çok zor olurdu zaten. En iyi şekilde bağlamışlar bence. En önemlisi de Ma Ru, Eun Gi ile başka bir hayatta buluşmak istemişti. O yüzden hafızasını kaybettikten sonra tekrar buluşmaları tam da onun dileğine göreydi. Bence çok güzel bir finaldi, ben çok sevdim ya.
İlk defa bir dizide uğruna insanların öldüğü savaşların döndüğü bir şirketten vazgeçilmesine sinirlenmedim. Normalde "Madem vazgeçecektiniz, niye birbirinizi yediniz kaç bölümdür?" deyip çok sinirlenirim. Ama bu sefer çok sevindim. Taesan'dan uzaklaşmak Eun Gi'ye de iyi gelmiş, pamuk olmuş valla pamuk. Taesan'dan kimseye hayır gelmedi zaten, başlarına gelmeyen kalmadı. 
Finalde herkesin bir şekilde mutluluğa ulaştığını görmek çok mutlu etti beni. Jaegil ve Choco'nun kızı, Jae Sik'in iş bulup Bayan Hyun'a asılması, Eun Gi'nin açtığı kafe ve tabi ki Ma Ru'mun enn istediği şeyi yapıp doktor olması <3 Üç saniye bile olsa Ahn Min Yeong'u göstermelerine çok sinirliyim ama o salak yüzünden papatya çayı falan demledim sinirlenmemek için, öyle bir nefret. Jae Hee'ye de pek gerek yoktu sanki. Ne yaptıklarını merak etmiyoruz.
Final konusunda da farklı görüşler var, mesela bazıları Ma Ru'nun aslında her şeyi hatırladığını söylüyor, kanıtlarını da yüzüğe dayandırıyorlar. Ama bence Ma Ru gerçekten hafıza kaybı yaşadı. Zaten öyle olması da Ma Ru açısından daha iyi, dileği de buydu.

Bu arada konu dışı ama, 2012 yapımı olmasının getirisi olarak zaman tüneli gibi değil miydi dizi ya? Moon Chae Won gencecik, Song Joong Ki gencecik. Ay ama iyi ki o makyaj trendleri devam etmiyor ya... Eun Gi'ye yaptıkları makyaj neydi öyle ya...

Dizinin çok geniş bir ost listesi yoktu. Arada duyduğumuz müzikler vardı ancak çoğunlukla ana tema müziğini duyduk. Ekleyebileceğim official kanallar olmadığı için buraya ekleyemiyorum ama favorim sık sık duyduğumuz Son Ho Young'un I Only Wanted You'su olsa da, Jo Eun'dan Good Person, Xia Junsu'nun Love Is Like A Snowflake'i ve Lee Soo Young'dan Good Girl'ü sevdim. Song Joong Ki'nin sesinden yumuşacık Really kesinlikle dinlenmesi gereken bir parça.

Genel yorumum bu yönde. Gayet güzel, akıcı bir diziydi Nice Guy. Konu itibariyle yer yer boğdu, üzdü, mutlu etti. Tekrar izleyeceğim bir dizi değil ama bunun sebebi benim bu tip entrikalı dizilerden çok çok hoşlanmamam. Nice Guy'ın çok seveni olduğu gibi bu türü sevenlerin de çokça sevebileceği bir dizi.









"Bir sonraki hayatımda yine Eun Gi'yle tanışmak istiyordum. Herkesin yaşadığı sıradan bir ilişki ve sıradan bir aşk istiyordum. Tekrardan başlamak istiyordum. Sanırım bunun için dua ettim."


4 Mayıs 2022 Çarşamba

Albüm İncelemesi: WOODZ-Colorful Trauma / En İyisi İçin!


Eskiden blogumda, daha çok kpop içeriği olurdu. Albüm yazıları, grup tanıtımları vb. bir sürü yazı. Şimdi yaşım ilerlediği için mi yoksa zamanım olmadığı için mi bilmiyorum ama sadece dizi yazıları yazabiliyorum. Dinlediğim bir kaç grup dışında yeni şarkılara göz gezdirip geçiyorum, çok da ilgilenmiyorum. 
Ama Woodz bu kulvarda biraz farklı. Woodz benim uzun süredir her albümünü tadını alarak, üzerine düşünerek dinlediğim ilk idol. Dinlediğim grupların, Bangtan olsun, ATEEZ olsun, çıkan her albümlerini dinlesem de genelde diğer grupların title parçalarını dinleyip geçiyordum. Ancak Woodz'un önceki albümü o kadar güzeldi ki, yoluna yoldaş olmaya karar verdim ve bugün buradayız. Bu albüm, uzun süredir hakkında yazmak istediğim ilk albüm.

Peki bilmeyenler için Woodz kimdir? Kısaca bahsedeceğim. Cho Seungyoun, ilk olarak UNIQ ile çıkış yapan bir idol. Yuehua Entertainment bünyesinde, hem Çin'de hem de Kore'de promosyon yapmak için kurulmuş bir grup. UNIQ şu an aktif değil. Dağılma hakkında net bir şey olmasa da aktif bir programları yok yani. Seungyoun da 2016'da solo kariyerine başlıyor aslında. Sonra Produce X 101 ikinci sezon başlayınca, ona katılıyor. X1 ile çıkış yapmaya da hak kazanıyor, beşinci olarak bitiriyor programı. Ama sonra X1 hile iddialarından dolayı az promo yapıp hemen dağılmış mıydı, öyle bir şeyler hatırlıyorum sanki, neyse orası çok önemli değil zaten. 2020'de grup dağılınca Woodz tamamen solo kariyerine odaklanıyor. İyi de oluyor ya, öyle güzel, öyle çiçek gibi ki diskografisi.

Şarkıları zaten konuşacağız ama önce tüm albüm hakkında genel konuşmak gerekirse, genel olarak pop-punk ya da pop-rock diyebileceğimiz bir albüm. Ama tüm şarkılar birbirinden çok farklı havalara sahip. Bu müzikal çeşitlilik, albümün tadının damakta kalmasını sağlıyor. Albüm bittikten sonra bile kafanızda dönen karışık tınılar, inanılmaz eğlenceli. Bu tip çok farklı şarkılara sahip albümler benim çok sevdiğim ve dinlerken keyif aldığım albümler çünkü akıyor, sıkmıyor. Zaten Woodz söz yazarı olarak da producer olarak da yetenekli olduğu için elinin değdiği her iş güzel oluyor. Eh bir de muhteşem bir vokali var, daha ne olsun? Bu albümündeki tüm şarkıların sözlerini yazıp bestelerini yaptığını da söyleyelim unutmadan.

Bu albümü baştan sona dinlediğim ilk anda da çok güzel olacağını biliyordum. O yüzden seve seve kendime bir gün gecikmiş doğum günü hediyesi olarak kabul ettim! Dijitalde 4 Mayıs'ta yayınlanan albüm, fiziksel olarak 6 Mayıs'ta üç versiyon olarak yayınlanacak. Versiyonlar: Colorful, Trauma ve Kit.
Tamamsak, geçelim bakalım albüme!


Tracklist
1. Dirt on my Leather
2. Hijack
3. I Hate You *title*
4. Better and Better
5. Hope to be Like You 

I HATE YOU *TITLE*

Bestesi ve sözleri Woodz'a ait olan title track I Hate You, dinlemesi çok keyifli olan eğlenceli bir şarkı. Title parçası olmaya da çok uygun bir şarkı. Genelde title parçalarını çok sevmem çünkü title parçalarda kalite çok önemsenmeyerek tamamen ticari bir kaygı güdülür ve albümün en funky, en karışık, melodisinin kafaya girip asla çıkmama garantili parçası seçilir. Ama I Hate You gerçekten çok eğlenceli ve kaliteli bir şarkı. Sözleri de çok eğlenceli. Woodz ayrıldığı sevgilisine, sensiz daha iyiyim derken bir yandan da onu göndermek istemiyor aslında. Tanıdık geldi değil mi? Benim için sözlerin en eğlenceli kısmı "Dönmek istesen bile kalacak oda yok, sana karşı hislerim yok." kısmı oldu ahshahsh Klip çok renkli, Woodz'un stili ise kesinlikle konsepte uymuş.
I Hate You, title olmaya çok uygun çünkü sağlam bir ritimle desteklenmiş bir şarkı. Soundu çok güçlü, üstüne yazılan sözler de çok güzel. Altyapıda bass vuruşlarının olması da şarkının ritmini yükseltmiş, nakarattaki gitar riffleri ise tamamen başka bir yere taşıyor parçayı. Enstrüman seslerinin bu kadar temiz alınmasını çok sevdim. Albümü kapattıktan sonra akla takılıyor, klasik bop dediğimiz işte. Yalnız şarkının birden bitmesi çok ilginç değil mi, bir anda kesiliyor, sudan çıkmış balığa döndüm her dinlediğimde. I Hate You her yönden, altyapı, sözler, konsept ve vokal olarak albümün en iyilerinden bence.

1. Dirt on my Leather
Bir albümün açılış parçası olmaya çok uygun olan Dirt on my Leather tam bir rock parçası. Ancak şarkının en güzel kısmı, rock altyapının çok retro olması. Woodz'un sesiyle desteklenen bu retro altyapı dinlerken o kadar hoş geliyor ki. Albüme modu en yüksekten açmak için intro olarak sayılabilecek nispeten kısa bir parça Dirt on my Leather. Sözleri ve bestesi yine Woodz'a ait olan bu şarkıda Woodz coşuyor. Evet ana fikir bu, "Uçalım, kaçalım, rock'n roll yeah!" diyor yani ahdahhd. Title kadar hızlı bitmesiyle bizi şaşkına çeviren Dirt on my Leather, eski rock parçalarının tadını hatırlatmasıyla, benden epey yüksek bir puan alıyor.

2. HIJACK

Hijack son derece SM-vari bir parça olmakla birlikte albümün en pop parçası. Daha spesifik olmak gerekirse bu şarkıyı NCT'nin diskografisinde görür gibiyim, o kadar aahshahdh Aynı zamanda, I Hate You dışında title olma potansiyeli en yüksek olan şarkı. Bu şarkı, Woodz'un daha önceden hazırladığı ve konserlerinde dinlettiği bir şarkı, bazı ödül törenlerinde de söylemiş mesela. Ama bu albüme eklemekle çok doğru yapmış çünkü albümün konseptine bir puzzle parçası gibi uyan bir parça. Dibine kadar pop rock ve ritmi yükselten sözleri de albümün Dirt on my Leather ile çanak tuttuğu özgürlük hissini destekliyor. Altyapıda duyduğumuz elektro tınılar şarkıyı canlı tutuyor.  Şarkının nakaratı bir motorun üstünde, otobanda son hız gidiyormuş gibi hissettiriyor. Tabi bunda Woodz'un muhteşem bir ses tonuyla "vroom vroom" demesinin de etkisi olabilir, net olamıyorum ahshahdsha
Ama her ne olursa olsun, yüksek altyapısı ve eğlenceli pop rock tarzıyla albümün en özgün işlerinden biri olan Hijack vaat ettiklerini karşılayan bir şarkı, albümdeki bir başka favorim diyebilecek kadar sevdiğim bir parça.


4. Better and Better
Better and Better harika bir altyapısı olan bir dans şarkısı, albümün ilk üç şarkısının aksine Woodz'un daha duygusal ve aşık adam yanını gösterdiği bir aşk şarkısı. Ama bu demek değil ki ilk üç parçadan çok farklı. Hayır, onlarla aynı çizgide ilerliyor aslında, basit bir aşka şarkısı değil. Temiz ve stabil bir ritimle ilerlemesi dinlemeyi ve adapte olmayı kolaylaştırıyor, üçüncü tekrardan sonra kendinizi eşlik ederken bulacağınız kadar tanıdık ama ilk defa dinliyormuş gibi yeni bir tını. Albümün en risksiz ve klasik parçası olmakla beraber, çok temiz ve güzel bir parça. Sondan bir önceki şarkı olmasının da etkisiyle, daha yavaş bir parça olmuş. Ama hala albüme ait ve hala çok güzel.

5. Hope to be like you
Hope to be like you, bir ayrılık şarkısı. Ama sözlerinin aksine epey eğlenceli bir ritimle açılıyor. Sırayı karıştırıp ilk olarak bu şarkıyı dinlediğimde açılış için çok yavaş olduğunu düşündüm. Ama kapanış parçası olarak harika bir seçim. Bir önceki parça Better and Better gibi temiz bir altyapıya sahip, ara ara eklenmiş gitar riffleri müzikal bir çeşitlilik sunuyor. Belli bir tarza sahip bir parça değil ama dediğim gibi seslerin çok net alındığı, vokalin müziğe çok yakıştığı orta tempolu, çok güzel bir parça. Hope to be like you'nun Korece ismi "Let's Say Goodbye Together". Sözleriyle de tam bir veda şarkısı olmasına rağmen, canlı ritmi şarkıyı düşük bir ballad olmaktan kurtarıp albümün yıldız parçası bile olmaya aday olabilecek bir şarkı haline getiriyor. Hope to be like you da benim albümde en sevdiğim parçalardan biri olmakla beraber, en kolay dinleyebileceğim, her moda uygun da bir parça. Bu kadar risksiz olması da, son parça olarak iyi iş çıkarmasını sağlıyor. Bu albüm gerçekten, tek bir firenin, tek bir kötü işin olmadığı muhteşem bir albüm olmuş. Woodz daha iyisini yapana kadar, şimdilik en iyisi bu!

Albümün barındırdığı beş parça, birbirinden çok farklı altyapılara sahip olsalar da konsepte bağlılar, bu yüzden Woodz'un albüm ve konsept işini oldukça iyi kavradığını söyleyebiliriz. Tüm parçaların bu kadar güzel parçalar olması, kaos ve yüksek dubstep yüklemesi yapmadan da güzel parçalar ortaya çıkabileceğinin kanıtı adeta. Woodz'un müzikal olarak göstermek istediği çok şey var, bu çok açık.
Tavsiyem, bu albümü henüz tazeyken özümseyip, SET ile yavaşlayıp gevşemeniz WOOPS! ile tempoyu tekrar yükseltip üstüne bir de Woodz'un bir önceki şaheseri olan Only Lovers Left ile son rötuşu yapmanız. Zaten ondan sonra aramıza katılıp Woodz'un bir sonraki albümünü beklemeye başlayacağınızı düşünüyorum. Sözlerin, bestenin tamamen kendisine ait olduğu, emeğin olduğu harika bir albüm. Sevelim, dinleyelim. 


1 Mayıs 2022 Pazar

Benim Seçkim: En Güzel Kore Dizileri


Herkese çok çok çok selamlar. Blogda bir dizi yorumu furyam aldı gidiyor. Genelde zaten en sevdiğim dizileri yazıyorum ama bazen çok sevsem de yazmaya vakit bulamadığım diziler oluyor. O yüzden size bir rehber olsun diye -tabi eğer izlemediyseniz- en sevdiğim kdramaları yazmak istedim. Benim genelde sevdiğim kdrama için en temel kriterim şudur, aradan bir süre geçtikten sonra aklımda kalan sahnelere tekrar dönüyor muyum ve en önemlisi diziyi tekrar baştan izler miyim? Eğer iki sorunun cevabı da 'evet' olursa genelde o dizi benim için iyi oluyor. Oldukça öznel bir liste, ama yine de size fikir olur diye yazmak istedim.
Bir sıralama gözetmedim yazarken, aklıma gelenleri karışık halde yazacağım. Ama listeye aldığım her dizi çok severek izlediğim, gönül rahatlığıyla tavsiye ettiğim diziler. O yüzden, let's go ballı lokumlar!
Not: Gelebilecek olan tepkiler için öncelikle bir ön uyarı yapmak istedim.
1. Bu liste tamamen öznel yani onu sevip bunu sevmemek tamamen benim beğenimle alakalı. Siz bu listedeki hiçbir şeyi beğenmeyedebilirsiniz, bu yalnızca fikir olsun diye yaptığım bir liste.
2. Another Miss Oh, Signal vb. çok övülen bazı diziler listede yok çünkü üzülerek söylüyorum ki izlemedim. Çok sevdiğiniz dizileri de aşağıya yazabilirsiniz ben de izleyip de çok sevmediğim için mi listeye almadım yoksa izlemedim mi bunu söylerim.
3. ve son olarak listede güncel diziler yok maalesef ve umarım bu kadar övdükten sonra saçmalamaz ama güncel dizilerden My Liberation Notes da bu listede olmayı hak ediyor.

WHEN THE WEATHER IS FINE

Yani şimdi sıralama yok dedim ama bu dizi benim için çok özel bir dizi. O kadar seviyorum ki o kış atmosferini, kitap alıntılarını, verdiği o hayata dair mesajları... Tür olarak romantik dram diyebileceğimiz bu dizi, kışın karlı, uzak bir kasabada geçen hayatın içinden bir hikaye. Kırılan kalbimizi iyileştirmemiz, yaşamaya devam edebilmemiz, aile ilişkilerimiz yani temelde insan olmakla ilgili şeyleri konu alıyor. Bunları o kadar içten bir biçimde anlatıyor ki hayran olmamak elde değil. Ben geçen kış her akşam ilaç gibi bir bölüm izliyordum. Melodramı ve yavaş ilerleyen hikayeleri sevmiyorsanız izlemek zor olabilir ama ben yine de herkesin ilk üç bölüme bir şans verip denemesini istiyorum. Sonra karar verirsiniz. Ama öyle güzel mesajlar, öyle güzel alıntılar, öylesine sıcacık bir ortam vardı ki bence herkes izlemeli. Kendinizi çok kaptırırsanız benim niye kitap kulübüm yok diye ağlayabilirsiniz, aman dikkat.
Spoiler içeren dizi yorumum için: When The Weather Is Fine Dizi Yorumum


HOMETOWN CHA CHA CHA

Benim için, iç ısıtan yönüyle ve sıcak atmosferiyle When The Weather Is Fine'ın daha renkli ve eğlenceli versiyonu olan Hometown Cha Cha Cha da, mutlaka izlenilmesi gereken taze işlerden. Cıvıl cıvıl bir sahil kasabası, renkli yan roller, sıcacık bir yaz ve ayrı ayrı derin hikayelere sahip olan iki ana karakter. Hem çok yenilikçi hem de çok kaliteli olan yeni nesil kdrama ürünlerinden olan Hometown Cha Cha Cha bence bir romantik komedide gereken her şeye sahip, gerçekten mutlaka izlenmeli. 
En az dizi kadar eğlenerek yazdığım dizi yorumum için: Hometown Cha Cha Cha Dizi Yorumum


KILL ME HEAL ME

Bu dizi yayınlandığı dönemde o kadar popülerdi ki oyuncusundan yapımcısına, idolünden komedyenine herkes ama herrrkes Kill Me Heal Me izliyordu. İzledikten sonra hak verdim. Eminim konunun psikolojik altyapısı sebebiyle tereddüt yaşayan vardır (o hataya ben de düştüm oradan biliyorum) ama lütfen izleyin. Bitirdiğimde içimdeki tek pişmanlık, bu kadar ertelemiş olmaktı. Kışın çekilmiş olması ayrı bir masal zaten, evler, mekanlar, manzaralar banko cepte. Eh bir de Jisung'un muhteşem oyunculuğu, birbirinden alakasız karakterleri bu kadar iyi canlandırıyor oluşu?? Şapka çıkarttırır. Bonus olarak çaylak bir Park Seo Jun görebilirsiniz ayrıca. Benim Hwang Jung Eum'a olan ön yargımı bu dizi kırmıştır. 


THE GREATEST LOVE

Bu dizi epey eski bir dizi, 2011 tarihli bir yapım. Ben bunu üniversitedeyken izlemiştim, yıl o zaman 2019. Baya çok severek, aynı tadı alarak izledim. Bir de insan bazen bu yıllardaki kdramaları da özlüyor ya. Eskiydi falan ama çok eğlenceliydi. İlk akıllı telefonlar epey güldürüyor hele insanı. Bolca ikonik karakteri bulunduran bir diziydi. Gong Hyo Jin'in canlandırdığı karakterin pasifliği baştan bir miktar canımı sıksa da sonradan alışmıştım. Ayrıca kdramalar içinde güzel finali olan diziler sayılsa, bu dizi ilk üçe girer, baya da tatmin edici bir sonu vardı. Tavsiye edilir.


QUEEN IN HYUN'S MAN

Ayyy bu dizi de epey eskilerden yaa. Şimdi izleseniz belki beğenmezsiniz ama lise zamanları benim enn sevdiğim dizilerdendi, belki üçten fazla kez izlemişimdir. Hala bazı sahneleri aklıma gelip durur. Yoo In Na'yı ilk bu dizide izlediğim için hiçbir kötü karakterine kızmadım kızamadım. Giydiği tüm kıyafetlerde de gözüm kalmıştı ya. Buradaki mimikleri, şirinliği, o tatlı şapşallığı hala aklımda. Ben tavsiye ediyorum açıkçası. Zamanının çok ilerisinde romantik sahneleri, baya ağlatan dram sahneleri de var ama hepsi arasında harika bir denge kurulmuş. Baya kaliteli romantik komedilerdendir.


STRONG WOMAN DO BONG SOON

Ben bu diziyi izleyeli çok olmadı, Ekim miydi Kasım mıydı tam hatırlamıyorum ama çok yoğundum ve bloga yorum yazısı yazamadım. Ama o kadar çok sevdim ki! Yayınlandığı yılın en eğlenceli yapımlarından, sevmediğim tek bir şey yoktu. Birisi tam bir romantik komedi ne dese, işte bu derim. Her şey öyle dengeli ve o kadar uyumluydu ki. Oyuncular, hikaye, fantastik yanı hele çok tatlıydı. Soluksuz izleyip Korece tariflerden cevizli turta yapmaya çalıştığım günler hiç uzak değil şimdi bakınca. Sıcacık hissettiriyordu izlerken. Israrla tavsiye ediyorum!


JUST BETWEEN LOVERS/RAIN OR SHINE

Just Between Lovers'ı da izleyeli çok olmadı, izlerken nasıl hissettiğimi hala hatırlıyorum. Muhteşem bir yapım. Dram deyince aklıma gelen birkaç yapımdan birisi. Harika bir olay örgüsü, muhteşem alıntılar, harika çekimler... Ne denebilir ki, resmen bir şölen. Türün sevdalıları hiç durmasın, izlesin.
Dizi yorumum için: Just Between Lovers Dizi Yorumum


DESCENDANTS OF THE SUN

Aslında bu tip çok bilinen dizileri dahil etsem mi etmesem mi çok emin değildim ama seviyoruz merkez, ne yapalım? 2016'nın hit dizilerinden birisiydi DOTS. Ana çiftiyle, yan çiftiyle, olay yaratan bölümleriyle herkesin yana yakıla izlediği bir diziydi. Ben de izlediğim dönemde epey sevmiştim, eskimeyecek dizilerden.
Dizi yorumum için: Descendants Of The Sun Dizi Yorumum


BECAUSE THIS IS MY FIRST LIFE

Hayata dair muhteşem tespitleri, çok eğlenceli ve ilgi çekici yan karakterleri ve ilişkileri ele alış şekliyle en sevdiklerimden birisi de bu dizidir. Son üç bölümünü epey sıkılarak ve afakanlar basarak izlesem de dizinin geneli ve finali harikaydı!
Dizi yorumum için: Because This Is My First Life


AGE OF YOUTH/HELLO MY TWENTIES

Bu dizi, Kore'nin en iyi gençlik dizilerinden bence. Üniversite hayatını, aynı evde yaşamayı, arkadaşlıkları, o çabayı bu kadar iyi anlatan bir başka dizi yok. Üniversiteye giden ya da o yılları dolu dolu yaşamış herkesin kendinden birer parça bulabileceği bir yapım. Benim için çekimleriyle, müzikleriyle, her şeyiyle birinci sezonu daima ayrı bir yerde olsa da iki sezonu da çok güzel, çok özeldi. Dizi yorumum için: Age of Youth Dizi Yorumum


CRASH LANDING ON YOU

2020'nin ortalığı kasıp kavuran, yakıp geçiren hit dizisi. Gerçekten o yılın en iyilerinden birisi olmakla beraber gerçekten çok harika bir olay örgüsüne de sahipti. İzlerken dibine kadar o eski kdramaların tadını alarak izliyorsunuz. Gerçekten muhteşemdi. Evlilikle taçlanan dizi çifti hikayesi de en az dizinin kendisi kadar ilgi çekiciydi. Dizi yorumum için: Crash Landing On You Dizi Yorumum


MY LOVE FROM THE STARS

Hey gidi hey, 2014 kışının hit dizisi. Yeniler bilmez ama bu dizi öyle hit olmuştu ki o sene erkek bebeklere en çok konulan isim Min Joon olmuştu, öyle bir hit. Ben bu diziyi şimdiye kadar birden fazla kez izledim, arada da açıp kesitlerini izliyorum. Her izlediğimde de aynı heyecanla izliyorum, bir ara en sevdiğim diziydi. Ay çok güzeldi ya, bence herkesin izlemesi gereken kdramalardan birisi. Kim Soo Hyun'a bir düştüm bu dizide, o gün bugündür aynıyız. Park Hae Jin de enn sevdiğim erkek oyunculardandır.


THE KING: ETERNAL MONARCH

Bu diziyi izlerken o kadar da beğenmemiş gibiydim ama dizinin sonlarına doğru dizi beni bir çekti gibi oldu, sonradan da epey andığım bir dizi oldu. Dizinin romantik yanının çok daha iyi olabileceğini düşünsem de bence akıcılık anlamında çok başarılıydı. Arka arkaya izlemeyi sağlayan akıcı bölümleri ve son derece başarılı toplanmış finaliyle bence bu listede almayı hak etti. Şans verilebileceğini düşünüyorum.
Dizi yorumum için: The King: Eternal Monarch Dizi Yorumum


FIGHT FOR MY WAY

Park Seo Joon da Kim Ji Won'da gerçekten çok keyif alarak izlediğim oyunculardır, bilen bilir. Kim Ji Won için kesin konuşamam (My Liberation Notes da benim için çok özel olacak gibi çünkü) ama Park Seo Joon'un işleri içinden açık ara farkla favorim bu dizisi. Hayaller, gerçek hayat problemleri, dört arkadaşın yılları deviren dostluğu... Bunları izlemek o kadar keyifliydi ki hiç bitmesin istemiştim. Bence mutlaka izlenmesi gereken, çok keyifli dizilerden. Favorilerimden.
Dizi Yorumum için: Fight For My Way Dizi Yorumum


A GENTLEMAN'S DIGNITY

Epey eski dizilerden birisi A Gentleman's Dignity. Ama ben ilk olarak pandemi döneminde izledim, severek de izledim. Eski bir dizi olmasının handikapları olarak hd olmayan görüntü kalitesi ve revize edilmesi gereken bazı ofansif yerleri olduğunu söylemek gerekiyor ama genel olarak beni eğlendiren ve böyle yılları devirmiş olan dostluklara özenmemi sağlayan bir dizi olmuştu. Birden fazla karakterin hikayesine odaklandığı için de akıcı ve tekrara düşmeyen bir diziydi. Gerçekçiydi, komikti. Eh, daha ne olsun?


MOVE TO HEAVEN

Ya bu diziyi gerçekten paragraf paragraf övmek istiyorum ama ben ne kadar övsem de yetmez, kendiniz izlemeniz ve görmeniz gerekir. Zaten hepi topu 10 bölüm, bir başlasanız su gibi akıp gidiyor bölümler. O kadar güzel, o kadar harika mesajlar veren bir diziydi ki. Keşke daha çok bölümü olsaydı, ne kadar geçici şeyler için çalışıp çabaladığımızı daha sert söyleseydi yüzümüze. Israrla tavsiyemdir, ne olur, bir kere izleyin. Zaten birinci bölümü izleyen birisinin, ikinci bölüme koşar adımlarla gideceğini düşünüyorum. Sarsıyor, ağlatıyor ama garanti ederim ki bitirince hayatınızda bir şeyler değişiyor.
Dizi yorumum için: Move To Heaven Dizi Yorumum


BUSINESS PROPOSAL

Son günlerde Business Proposal gömen bir kitle çıktı, görüyorum orada burada. Argümanları dizinin hiç kaliteli olmadığı. Yalnız şöyle de bir gerçek var ki ne izleyenler ne de dizi kaliteli olma iddiasında değil, ama yine de siz bilirsiniz ahshahah Eğlenceli, romantik ve komik. Vaat ettiklerini fazlasıyla veren kafa dağıtmalık bir dizi. Açıkçası ben bir romantik komediden beklediğim her şeyi fazlasıyla aldım. Kaliteli dizi izlemek isteyenin bu dizide işi ne zaten? O yüzden tam da sahip olduğu her şeyiyle çok güzeldi diyorum ve fikir bırakması adına en az dizi kadar fırından yeni çıkmış dizi yorumumu bırakıp gidiyorum.
Dizi yorumum için: Business Proposal Dizi Yorumum


MY MISTER / MY AJUSSI

Heh işte kaliteli dizi isteyenleri bu başlığa alalım. Bu dizi My Liberation Notes'un senaristine ait bir başka dizi ve aynı onun gibi yaşamında çok zorlanan sıradan insanları konu alıyor. Hepimize şu mesajı veriyor: Herkes, hayatındaki mutluluğu bulabilir ve daha iyi yaşayabilir. Herkes kendi tünelinin sonundaki ışığa ulaşabilir. Çok güzeldi ya. İlk bölümlerdeki şirket entrikaları beni boğsa da bence dişinizi sıkıp dizinin ortalarına doğru ilerleyin. Zaten sonra bırakamıyorsunuz, final ne zaman gelmiş, benim mi Allahım bu yaşlı göz, bu senarist böyle dizi yazmayı nereden öğrendi sorularıyla baş başa kalıyorsunuz.
Dizi yorumum için: My Mister Dizi Yorumum


RUN ON

Son zamanlarda benim için safe place olan drama. Son yıllarda izlediğim en içten, en güzel, en samimi dramalardan biriydi ve hatırladıkça bile gülümsüyorum gerçekten ilaç gibi geldi ya. Karakterleriyle, savunduklarıyla, verdiği mesajlarla, eğlenceli olay örgüsüyle, her şeyiyle mi harika olur bir dizi? Run On oluyor işte. Öneri isteyen herkese Run On öneriyorum bu aralar. Siz de izleyin, izlemeyen varsa cidden hemen başlasın. Uzun süre etkisinden çıkamayacağınızı garanti ederim.
Dizi yorumum için: Run On Dizi Yorumum


IT'S OKAY THAT'S LOVE

Bu diziyi bitirince yazısını o kadar çok taslakta beklettim ki... Bir türlü elim gitmedi, en sonunda detaylı bir yorum yazısı yazamayacak kadar unuttum olayları, sildim. Epey üzgünüm o yüzden. It's Okay That's Love eski dizilerden, hatta psikoloji alanında yapılan bir çok dizi olsa da bu ilklerden ve en sağlam örneklerinden. Toplumun psikolojiye bakışı, ön yargısı, psikolojik bozuklukların neler olduğu, çocukluğun hayatımızda ne kadar yer kapladığı ve ne kadar çok etkilediği... Gerçekten öyle güzel yerlere değinilmişti ki. Çok eğlenceli bir kadrosu ve çok yetenekli oyuncuların olduğu bilgisini de verelim. Herkesin en azından bir kere izlemesi gereken dizilerden. Hele bana Hotel Del Luna'dan sonra nasıl güzel geldi anlatamam ahdhahsha O ne kadar akmadıysa, bu dizi aktı gitti adeta.


OH MY VENUS

Bu dizi de akıcı, sıkmayan, yormayan, sevimli dizilerdendi. Entrikası az, çok eğlenceli sahneleri olan tam bir romantik komedi. Başka da ne desem bilmiyorum çünkü o kadar önce izledim ki diziye dair neredeyse hiçbir şey hatırlamıyorum ahshahsh Bir atkı sahnesi, kült. Bir de Sung Hoon ya, iyi ki bu diziyle hayatımıza girdi shshahsh Ama güzel diziydi yani, izlenir.


YOU ARE MY SPRING

Bu dizi herkesin kolayca izleyebileceği bir dizi değil, epey durağan. Ama verdiği mesajlar o kadar güzeldi ki, resmen sakinleştiriyordu izlerken. O yüzden burada yer almasını istedim. Herkesin en azından dizinin ne söylemeye çalıştığını duyarak izlemesi gerektiğini düşünüyorum You Are My Spring'i.
Dizi yorumum için: You Are My Spring Dizi Yorumum


WHEN THE CAMELLIA  BLOOMS

Aynı anda hem dokunaklı, hem komik, hem romantik hem de insanın içini ısıtan dizileri çok seviyorum ben. When The Camellia Blooms da bu kategoride bir dizi benim için. Toplumu, insan ilişkilerini, insanların birbirine nasıl da iyi gelebileceğini öyle güzel ele almıştı ki. Bence izleyen herkesin çok seveceği bir yapım.
Dizi yorumum için: When The Camellia Blooms Dizi Yorumum


ONE MORE HAPPY ENDING

One More Happy Ending'i eklememiştim ama yakınlarda yazdığım yazıyı tekrar okurken gülümsediğimi fark ettim. Güzeldi ya, kafama oturtamadığım ve sinir olduğum fazlaca yer olsa da genel olarak keyif aldığım, atmosferinden çok hoşlandığım tatlış bir diziydi. Ansambl oyuncu kadrolarının olduğu dizilerden hoşlananlar, eski kdramalarının tadının olduğu çerezlik romantik komediler arayanlar ve mükemmel erkeğin tanımlarından birisini (bknz. Song Soo Hyuk) görmek isteyenlerin seveceği bir diziydi One More Happy Ending, bir şans verilebilir.
Dizi yorumum için: One More Happy Ending Dizi Yorumum



Şimdilik benden bu kadar. Listeyi epey sınırlı tuttum, azıcık bir şüphem bile olan dizileri almadım (güzel ama... dediğim dizileri mesela) o yüzden bir diziyi çok övmüş olmama rağmen burada yoksa muhtemelen sebebi genel izleyicinin çok sevmeyeceğini düşünmüş olmamdan kaynaklanıyor olabilir. Bu listeye sadece çok çok güzel olduğunu düşündüğüm yapımları aldım. Olabildiğince herkesin sevebileceği dizileri seçtim. Dediğim gibi çok öznel bir liste bu, o yüzden o niye var bu niye yok demek çok saçma ama şu dizi güzeldi diyebileceğiniz yorumlarınızı bekliyorum. Hem bana da fikir olur biraz, şu aralar ne izlesem bilemiyorum.
Herkese görüşürüz diyoruum!