19 Kasım 2021 Cuma

Dizi Yorumu: One More Happy Ending


Herkese bolca selamlar! Bugün burada bulunmamın sebebi, taze bitirdiğim One More Happy Ending hakkında bir şeyler söylemek. Sevdiğim sevmediğim şeyleri, karakterleri güzelce masaya yatıralım istedim. Zaten bin kere söyledim, slice of life seviyorum diye. Bu dizi de istediğim gibi olunca hiç beklemedim, hali hazırda izlediğim dizim bitince başladım hemen. 

Birden fazla başrolün olduğu dizileri hep sevmişimdir. Dizide tek bir hayata odaklanmaktansa, birden fazla hayatı görmek daha çok hoşuma gidiyor. Age of Youth, Be Melodramatic, My Father Is Strange gibi diziler belki bu türün en güzel örnekleri. Bu dizi de buna bir örnekti.

O yüzden bu tip dizileri seviyorsanız önereceğim bir yapım olabilir. Biraz ağır aksak ilerliyor başta ancak ilk iki bölümü sabredip izlerseniz ilerisi ciddi anlamda sarıyor. Özellikle ortalara doğru gerçekten tempo çok yükseldi ve tüm başrollerin ilişkileri çok cezbediciydi. O yüzden ilk iki bölümü sevmediyseniz bile bırakmayın derim ben. Ama finale doğru o tempo düşüyor uyarayım. Biraz sıkılabilirsiniz o kısımlarda. Bazı yönlerden can sıkıcı olsa da -spoiler olan kısımda uzuuun uzun bahsedeceğim- yine de izlerken eğlendiğim bir yapım oldu. Sanki o arkadaş grubunda siz de varmışsınız, o insanları tanıyormuşsunuz gibi hissettiriyor izlerken.
Ayrıca Jung Kyung Ho da bana, bir insan bir insanı ne kadar sevebilir sorusunun yanıtını verdi resmen. 


ONE MORE HAPPY ENDING
Yönetmen: Kwon Sung Chan
Senarist: Heo Sung Hee
Yayıncı: MBC
Bölüm Sayısı: 16
Yayın Tarihleri: 20 Ocak-10 Mart 2016

Yıllar önce Angels ismiyle çıkış yapan beş kişilik kız grubu, üyelerden Han Mi Mo'nun, bir diğer üye olan Goo Seul A'ya saldırmasıyla olaylı biçimde dağılmıştır. Goo Seul A tek başına kariyerine devam ederken diğer üyeler arkadaş kalmışlar ve kendilerine yeni yollar belirlemişlerdir. 
Han Mi Mo ve Baek Da Jung birlikte, daha önce evlilik yapmış ancak mutsuz olmuş kişileri eşleştirmek ve evlendirmek için 'Cesur Evlilik' adında bir şirket kurmuşlardır. Go Dong Mi ilkokul öğretmeni olurken, Hong Ae Ran ise bir internet alışveriş sitesinin modelidir. 
Dizi bu dört arkadaşın aşk hayatlarını anlatır. 

Ayyy, konuyu nasıl yazsam bilemedim gerçekten. Yani son cümle dışında her şeyi gayet güzel özetledim ama son cümle çok mantıklı mı bilemedim. Neyse. Şimdi spoiler içeren kısımda her şeyi
konuşalım.

-spoiler içeren alan-

Karakterler

Han Mi Mo (Jang Na Ra)

Han Mi Mo... Bu karakter hakkında söyleyebileceğim çok şey var. Jang Na Ra'yı çok severim, ayrıca ezik rollerdense böyle tuttuğunu koparan rollerde oynamasını daha çok seviyorum ama bu rolünün bir olmamışlığı vardı ya. Bilmiyorum yani, çok tutarsızdı. Bir kere otuzlu yaşlarında birisi olarak üç bölümde üç ayrı kişi için aşk acısı çekmesini çok saçma buldum, inandırıcı değil bir kere. Aldatıldığını öğrendi, kahroldu, sonra eski kocasının başka birisiyle mutlu mesut yaşadığını gördü ona kahroldu, sonra hepsini bir milisaniyede unuttu doktora aşık oldu. Hadi gülüm hadi ya, salak mıyız? Yani on sekiz yaşında ergenler için çok olası bir hikaye ama bu kumaşı otuz yaşında birisine biçmeye çalışınca olmamış, olduramamışlar. Bir de Goo Hae Joon'a karşı cıvıl cıvıl ve çok verici biriyken, Soo Hyuk'a karşı aşırı nemrut olması da çok saçmaydı. Kalmış dört bölüm, o kadar süredir adam Amerika'ya gitti diye ağlamışsın, senin için "bu kadarı da olmaz" diyeceğimiz ne fedakarlık varsa yapmış, hala bir teşekkür yok. Hele Soo Hyuk'a son olarak bağırıp çağırdığı sahne beni yıkmıştı yani o yüzden çok sinirliyim Han Mi Mo'ya, buraya da bir paragraf yazdım. Asıl bomba ise çocuğa açıldığı sahne, neden Soo Hyuk kafasına topuklu ayakkabı yedi mesela orada, mantıklı bir açıklaması var mı bunun? Hani ismiyle falan seslenseydin mesela? Gerçekten sinirlendim, papatya çayı içmeye gidiyorum.

Bu kadar söylendikten sonra ne kadar inandırıcı olur bilmiyorum ama bu karakterin sevdiğim yönleri de vardı. Yani Soo Hyuk'a karşı davranışlarını saymazsak son derece şefkatli bir karakter olduğunu inkar edemeyiz. Min Woo'ya yaklaşımına falan bayıldım, sadece çocuğa pat diye "Senin annen olamam." dediğinde çok çok sinirlenmiştim. Sonra kendisi de ceremesini çekti tabi. Arayı düzeltmek için epey uğraştılar. Arkadaşlarına olan tavırları da çok destekleyiciydi, her arkadaş grubuna lazım olan denge unsuru bu dizide Han Mi Mo'ydu bence. Dong Mi fazla hayalperest, Ae Ran fazla heyecanlı ve Da Jung fazla ketum kaçıyordu bunun için. Bir de Jang Na Ra'yı gerçekten çok seviyorum ya ben. Onun hatrına Mi Mo'yu da sevdim yani. Bir de ne kadar güzel giydirdiler bu dizide bu kadını ya. Etekleri, paltoları, ayakkabıları... Off bayıldım.

Bu kadar yazdım, hiçbir şey anlatamamışım. Mi Mo, Angels'tan sonra Baek Da Jung ile birlikte Cesur Evlilik adında bir çöpçatanlık şirketi kuruyor. Baya da iş yapıyorlar. Bir gün bir tesadüften sonra ilkokul arkadaşı Soo Hyuk'la karşılaşıyor ve birlikte sarhoş olma gafletinde bulunuyorlar ve gidip evlenmek için dilekçe veriyorlar, evet. Yani sarhoşken birlikte olanı gördük, alakasız yerlere basıp giden gördük, sevdiği insanın evine gidip serenat yapanını gördük ama bu nedir kardeşim, çok renkli bir başlangıç oldu. Allahtan memur, görev bilinci yüksek bir arkadaştı da bunları kandırdı he he aynen evlisiniz, tamam kardeşim, öp gelini falan diye ama dilekçelerini işleme koymadı. Kaldı mı böyle işini seven memurlar? Ama keşke koysaymış yani ne bilelim Mi Mo'nun nikah şahidine gönlünü kaptıracağını? Yine de sarhoş olduklarında çok şirinlerdi <3



Song Soo Hyuk (Jung Kyung Ho)

Dizinin -benim için- asıl yıldızı olan insan işte, Song Soo Hyuk. Masspunch isimli bir haber merkezinde muhabirlik yapan Song Soo Hyuk, Mi Mo'nun ilkokuldan arkadaşı, hatta tatsız bir Romeo-Juliet maceraları da olmuş tiyatro etkinliğinde. Yıllar sonra tesadüfen tekrar bir araya geliyorlar ve kader ağlarını örüyor efenim. Peki Song Soo Hyuk, Mi Mo'yu nasıl sevdi? Nereden başlasak ki anlatmaya? Önce aldatılma haberini sırf Mi Mo incinmesin diye yayınlamadı, örtbas etti. Sonra haber bir şekilde yayınlanıp olay farklı lanse edilince Mi Mo için süt kutularına, yumurtalara, taşlara (şaka değil) siper oldu. Gitti olayı tüm ayrıntılarıyla açıklayan bir makale yazdı, Goo Seul Ah'nın şirketini de karşısına aldı, Mi Mo bayılınca aldı hastaneye götürdü, başında bekledi, bir de bu kadar işin arasında Mi Mo'nun yurtdışına kaçan müşterilerini bulup getirdi ki Mi Mo'nun şirketinin imajı zedelenmesin. Öeh be kardeşim! Böyle sever mi bir insan? Çıta nerede şu an çıta? Gören var mı?
Soo Hyuk'un bir de oğlu var, ama nasıl tatlı, nasıl olgun bir çocuk. Gitti babası hep yalnız diye Cesur Evlilik'e, babama birisini bulun dedi. Soo Hyuk'la o kadar iyi anlaşıyorlardı ki. Bir de gerçekten kendi oğluymuş gibi benzettim Soo Hyuk'a. Çok sorumluluk sahibi ve aklı başındaydı ya, ne kadar güzel büyümüş. Soo Hyuk'un onu büyütürken yaşadıklarını gösterdikleri sahneleri çok sevdim, çocuklar gerçekten çok zor büyüyor. Son bölümlerde Min Woo'mun bir sıkıntısı varmış, sonra bir öğrendik ki annesine hiç anne diyememiş, şimdi Mi Mo ya da bir başkasına anne derse annesi üzülmez mi diye düşünüp duruyormuş, vallahi nasıl üzdü beni nasıl dertlendim, kıyamam ben sana Min Woo'm. Ayrıca Soo Hyuk'un eşini kaybettiği sahneler de çok hüzünlüydü ya. Bir de Min Woo'yla konuştukları sahneye içim ezildi, Soo Hyuk "Amerika'ya dönmek ister misin?" diye sorduğunda "O kadar mı incindin?" diye sorması... Nasıl da ince fikirli bir bebe ya, bizimkilere sorsan gitmicem ya, benim arkadaşlarım var burada, sen git diye ağlarlar... Coğrafya kaderdir...
Jung A Ni, dizinin ikinci karakteri gibi olsa da değildi, kendisinden tek dileğim geri dönüşüm kutusuna attıklarını bir zahmet oradan da silmesi, ancak öyle gerçekten siliniyorlar çünkü... So Eun zaten dizinin ikinci karakteri olamazdı çünkü son bölümlerde girdi yani zaten. O yüzden bu cephede ciddi bir ikinci karakter göremedik. Görseydik Han Mi Mo'yu biraz teşvik etmesi açısından iyi olur muydu olmaz mıydı bilmiyorum açıkçası.



Goo Hae Joon (Kwon Yool)

Goo Hae Joon dizide Soo Hyuk'un doktor arkadaşı. Aynı zamanda Mi Mo'nun da bir türlü bitmek bilmeyen ilişkisinin kahramanı oluyor... Yalnız bu adamın çalıştığı hastane Kore'nin tek hastanesi galiba çünkü kime bir şey olsa ne hikmetse herkes o hastaneye geliyor. Bayılanı, kaza yapanı, başı döneni, kalbi çarpanı...
Goo Hae Joon, Song Soo Hyuk'un üniversiteden arkadaşı, yani ben öyle anladım. Ama nasıl tanıştılar bilmiyorum çünkü biri tıp okuyor, diğeri iletişim falandır herhalde muhabir olduğuna göre. Orası biraz karanlıktı yani. Hae Joon, Soo Hyuk'un eşinin öldüğü süreçte çok yardımcı olmuş, hatta kadını içten içe sevmiş ama hiç söylememiş falan böyle sevimli bir tipti başta ama gittikçe tilt oldum adama. Bir tripli tavırlar, bir ulaşılmaz havaları. Başta hak veriyordum, kıskanabilir, aynı olayı tekrar yaşamak istemeyebilir, hatta gidip Soo Hyuk'a sordu, adam gibi söylemediği için Soo Hyuk'a istediği kadar kızabilir. Ama Mi Mo'ya olan tavırları o kadar saçmaydı ki. Yok böyle yaparsan sana kendimi açamam, yok güven iki taraflıdır, yok eski karımla aramda her şey bitmemiş olabilir, yok onunla mesafe koy. Sen de eski karınla aynı hastanede çalışıyorsun ona bakarsan kadın sana abayı yakmış, ayrıl başka hastaneye git o kadar kolaysa?? Yani ilişki yaşamaktan en korktuğum tiplerdir bunlar. Burnu kaf dağında, fedakarlık yapıyor gibi görünür ama asssla yapmazlar. Ve asla bir adım atmazlar ya asla. Dikkat ettiyseniz eski karısı senden ayrılıcam demiş o da demiş ki oluur. Böyle saçma boşanma sebebi mi olur manyak mısın abi insan ayıp olmasın diye kabul etmez??? O yüzden Hae Joon'un bu burnu yere düşse almaz tavırlarını hiç sevmedim. Ama dediğim gibi, haklı olduğu, hatta sonuna kadar haklı olduğu bir nokta vardı ki gitti adam gibi Soo Hyuk'a sordu. Bir şey hissediyor musun, ona göre yaklaşacağım dedi. Soo Hyuk, alık yavrum dedi ki, yooo. Sonra gördük yooo'yu. Doktorun da finalde eski eşiyle olacağını sanmıştım ya, bunu cidden istemiştim. Yani geleceği çok parlak bir ilişki değil çünkü bu adam nato kafa nato mermer ama olsun işte, umut.



Go Dong Mi (Yoo In Na)

Yoo In Na'yı çok çok severim. Yıllar geçse de Queen In Hyun's Man'deki güzelliğini unutamam herhalde. Ama hiç böyle bir rolde oynamamıştı. Hatta diziyi izlemeden önce postlarını falan gördüğümde "Bu kadın Yoo In Na'ya ne kadar benziyor ya." falan diyordum, o kadar ihtimal vermiyordum Yoo In Na olduğuna. Yoo In Na bu dizide, aynı Greatest Love'daki gibi eski bir idol grup üyesini canlandırıyor ancak oradakinin aksine Go Dong Mi, Angels'ın en silik üyesi. Angels dağılınca ilkokul öğretmeni olmuş. Babaanne gibi giyinse de seviyorduk kendisini. Dizi boyunca düzgün bir ilişkim olsun ona da nikahı basayım diye paraladı da paraladı yavrum kendisini. Ay bir de o umutsuz romantik halleri, hayalperestliği bir yakışmış ki bayıldım! Mi Mo'ya "Senin gibi kadınlardan nefret ederim." diye carlaması, Ae Ran'a da "Kendin evlenmişsin, bana niye evlenme diyorsun?" diye çıkışmasına falan çok güldüm, arkandayız Dong Mi. Bir de bu kıza rüyalarında gelen bir eros vardı ki o apayrı bir mevzuydu.
Dong Mi'nin aşktan yana yüzü gülmedi. Görücü usülü buluşmalara gitti olmadı, sonra dolandırıcının birine çattı, mutluluğu dokuz yaş küçük bir bebede bulmasa iyiydi ama napalım.
Bu arada Dong Mi'nin manitası An Jung Woo, My Father Is A Strange'ın Koç Park'ını da canlandıran Ahn Hyo Seob. Kendisini Koç Park gibi soğuk nevale bir karakterde izleyince buradaki halleri pek hoşuma gitti. Ne güzel seviyordu Dong Mi'yi. O yüzden her ne kadar devasa yaş farkı olsa da ilişkileri pek iyiydi. O dolandırıcı meymenetsizinle karşılaştırılamazlar bile.



Baek Da Jung (Yoo Da In)

Grubun ağır başlılıktan sorumlu üyesi Baek Da Jung'u, Yoo Da In canlandırıyor. Ben tüm dizi boyunca bu kadını hiçbir yerde izlemediğimi sanıyordum oysa kendisi Weightlifting Fairy'de doktor civanıma yanık olan ablayı oynamış. Rol insanı cidden değiştiriyor. Bu dizide daha önce oynamış olmasına rağmen burada oradakinden çok daha olgun gözüküyor. Tabi hepi topu bir yıl ama olsun.
Baek Da Jung, Cesur Evlilik'in bir diğer ceosu oluyor. Kendisi yıllar önce daha 22 yaşındayken kendisinden baya büyük olan sevgilisiyle evlenmiş. Adam da bunların şirketinde mi çalışıyor, sahibi mi öyle bir şeyler, zengin de birisi. Ama tam bir rüya gibi giden evlilikleri çocuklarının olmamasıyla kabusa dönüyor ikisi için de. Yıllar sonra bir çocukları oluyor ama çocukları olana kadar birbirlerini çok incittikleri için Tae Yong'un varlığı da evlerine mutluluğu getirmiyor maalesef. Elde var iki ayrı odada uyuyan mutsuz bir çift.
Da Jung'un eşi Kim Gun Hak dizinin başlarında boşanma evraklarını her fırsatta karısının burnuna dayadığı için, kadına göz devirip durduğu için, sürekli suçladığı için çok ayardım, boyun posun devrilsin falan diyordum içimden. Hatta hastalık sürecinde de o kadar hastaneye geldi bir kere bile odaya girmedi, ne deve kini varmış falan diye düşündüm. Sonrasında çok sevimli bir insana dönüştüğü için affettim ama yine de bir evliliğin kurtulması için illa böyle bir felakete gerek var mıydı diye düşündüm.
Eğer iki taraf da mutsuzsa bence boşanmak en iyisi, çocuğa da yazık oluyor. Ancak bir taraf boşanmak istemiyor, diğer taraf da hala seviyorsa neden yokuşa sürülüyor ki işler? Son bölümlerde gördük işte, deli gibi de seviyorlar birbirlerini. Nikah tazeleyecek kadar hem de :)
Sonuç olarak bu evlilik hiç kurtulmayacak, Gun Hak boşanmak isteyecek ama Da Jung reddedecek, Da Jung'u dizi sonuna kadar acıların kadını olarak izleyeceğiz diye düşünüyordum ki çok güzel bir şekilde kurtardılar, sevdim.



Hong Ae Ran (Seo In Young)

Seo In Young ünlü Jewelry grubunun bir üyesi. Gerçekten bir kız grubu üyesi olan bir oyuncu yani. Ben kendisini 2016'da yayınlanan, kız gruplarının vokallerinin yarıştığı Girl Spirit programının jürisi olduğundan beri tanıyorum. Baya iyi programdı bu arada.
Seo In Young'un hayat verdiği Ae Ran hayat dolu, umarsız, neşeli bir insan. Bir markası var yanlış anlamadıysam aynı zamanda modellik de yapıyor markaya. Bir ayağı yere basmıyor ve hayatta o kadar çok yapmak istediği şey var ki. Hatta evleneceği sevgilisine, her şey ayarlanmışken "İçimdeki tutkuyu kontrol edemiyorum, seninle evlenemem." diyor. Komedi ondan sonra başlıyor. Bunun baby face suratlı, melek görünümlü şeytan sevgilisi Bang Dong Bae önce buna diyor ki bir sene yaşa benimle olmazsa ayrılırız. Sonra düğüne eski sevgilileri geliyor. Şok! Sonra pişkin pişkin diyor ki, evlilik kalkanımız olsun, istediğimiz gibi takılalım. Şahsen açık açık söylemese de bu kalkan muhabbetini sırf Ae Ran'ı korkutmak için söylediğini düşünüyorum. Çünkü hemen yola geldi, seni aldatmam ama sen de kimseyle görüşme dedi hatta gitti Ae Ran'ı Dong Mi'nin evinden almak için rüşvet falan verdi ajahahah. Bu ikisinin hikayesini izlemesi epey eğlenceli ve çerezlikti açıkçası. Ae Ran'ın sürekli sinirlenip bağırmasına da bittim, çok şirin bir tipti ya.



Peki bu dizide neleri sevmedim, neleri kafama yatıramadım? Çok gıcık olduğum bir iki şey oldu tabi, yazayım, içimi dökeyim.

Öncelikle, dizide herrrkes ama herkes birbirinin anası, bacısı, babası, arkadaşı... Yani cidden koskoca Seul'ün bu kadar mı nüfusu var ya? Han Mi Mo'nun eski kocasının yeni nişanlısı, Han Mi Mo'nun yeni sevgilisinin kardeşi. Cümleyi okurken bile gülmekle ağlamak arasında kalıyorum, hani biraz zorlamamış mısınız sizce de? Bu kızın adını ilk duyduğumda, "Song Si Ah? Lan, lan yoksa? Yok ya, soyadı benzerliğidir o kadar da olmaz." dedim ve gerçekten kabusum gerçek oldu, kız Song Soo Hyun'un kız kardeşi çıktı. Yani tamam öz kardeşi değil de, anladınız siz. Saçma yani. Kızı o kadar Kore'de gördük gördük de Soo Hyuk'la niye bir kere görüşmediler? Go Hae Joon'un eski karısı, Da Jung'un doktoru, Jung A Ni, her nasılsa Goo Hae Joon'la da arkadaş, Han Mi Mo'nun eski sevgilisi, eski grup arkadaşının sevgilisi falan ne yaşıyorsunuz abi siz? Başka insan mı yok azıcık çıkın şu çemberlerden. Vallahi daral geldi. 2012 kdrama tesadüfleri bunlar, kaldı mı ya. Yani entrika olsun diye zorlamışlar, çok bariz.


Finalin evlilik teklifi akabinde koşturma kısımları zorlamaydı. Hem de çok. Finale kadarki kısım çok güzel bağlanmıştı, yani o saçma sapan onun kardeşi, yok onun eski kocası olayından bahsetmiyorum ama onu çözüş şekilleri ve Soo Hyuk'un olaya çok otokontrollü yaklaşması gönüllerimizde binlerce artı puan aldı bile. E tamam kriz geçti, artık mutlu günler??? Bir kere on beş bölüm boyunca "Evlencem. Vermezlerse kaçacam." ayarında bir kadın olan Han Mi Mo (şakasız böyle bir kadın, evlenme aşkı yüzünden delirtti beni sinirden) birden "Niye evleniyoz ki? Çok anlamsız? Zaten boşanıyon bir yerde. Evlenmeyelim bence." falan kıvamına geldi, ya ne alaka abla? Sen dünyada evlilik kurumunun yıkılmaz savunucusuyken bu kıvama nasıl gelebildin? Hayır, bakın olur. Bir evlilik ve boşanma sonrasında insanlar artık evlenmek istemediğine karar verebilir. Ancak Mi Mo boşandıktan sonra da evlilik fan club olmaya devam ediyor, sevgilileriyle evlenme teklifi hayali falan kuruyor (bknz. birinci bölüm). Sonra birden, öyle bir gün aniden, öyle otururken evlenmenin saçma olduğuna karar veriyor. Ya, bi gidin Allah aşkına!
Ama bu olayı ne kadar sevmediysem, Mi Mo'nun evlilik teklifine de bir o kadar bittim... Normalde bir başkasının düğününde bu şekilde rol çalanları sevmem ama çok şirindi. Diz çöküşü, Song Soo Hyuk'un şoku... Çok tatlıydı ya, bilmiyorum bayıldım.


Dizinin tartışmasız ennn nefret ettiğim şeyi 11 bölüm boyunca Mi Mo-Hae Joon ilişkisi izlemiş olmamız. Zaten kdramalarda en nefret ettiğim şey ana karakterin önceden bir başkasına aşık olmasıdır. Çünkü nedense senaristler bu işi kotaramıyorlar ve biz bölümlerrrce bunu izliyoruz. Eeee, 11 bölüm boyunca bunu izleyeceksek başrol Goo Hae Joon olsun, Soo Hyuk'u 5 bölüm falan izledik çünkü? Weightlifting Fairy Kim Bok Joo'da da, Strong Woman Do Bong Soon'da da en sevmediğim şey buydu. Hatta Strong Woman Do Bong Soon'u o kadar sevmiştim ki sevmediğim tek şey buydu. Erkenden bitirin, sepetleyin, bitsin. Fight For My Way senaristi bi gelebilir mi, ders vermesi gereken bir durum var da...




Bir bir iki maddeden sonra da sevdiğim kısımları sıralamak istiyorum. Sezarın hakkı sezara, çok da eğlendiğim noktalar oldu.

Öncelikle arkadaş grupları. Bu kadar sevimli bir arkadaş grupları olmasına bayıldım. Bir adet umutsuz romantik, bir adet ağır başlı mantıklı kişilik, bir adet diğerlerinden yaşça küçük uçarı, zıpır bir karakter ve tam da bir başrolün olması gerektiği gibi olan Han Mi Mo. Muhteşemlerdi yahu. İlişkileri, birbirlerine destek çıkmaları, toplanıp konuştukları sahneler falan hepsine bayıldım. Zaten Kore dizilerinde genelde bu arkadaş grubu olayını çok iyi kurgularlar ve hepsinde de gözüm kalır. Angels grubumuz da, anlaşmazlık çıkaran üyeyi aralarından şutladıktan sonra muhteşem arkadaşlığa sahip olmuşlar. Sürekli birbirlerine destek çıkıyorlar, buluşuyorlar, imdada koşuyorlardı adeta.


Dizide komedi unsurunun ve romantizm unsurunun çok güzel dengelenmesi romantik komedi türüne tam olarak yakışır olmuştu. Soo Hyuk'un bu kadar harika bir adam olması, tüm fedakarlıkları sonuna dek yapması, kar yağarken yaptığı o harika itiraf, Mi Mo'nun da Soo Hyuk'un kapısına bıraktığı postitler falan içimde hep çok tatlı bir romantik film izliyormuşum hissi uyandırdı. Ama karnımı tutarak güldüğüm, çok eğlendiğim yerler de oldu. Hele ilk bölümlerdeki sihirbazlık sahnesinde karnım ağrıdı, yerlere düştüm ahahaha Bu yönden de çok başarılıydı, sevdim.


Dizide yalnızca Mi Mo'nun değil de diğer karakterlerin de ön planda olması çok güzeldi, en azından benim açımdan. Bir hikaye düğümlenince bir diğerine geçiyorduk ki bu da akıcılığa çok katkı sağlıyordu. Ayrıca tüm karakterler birbirinden farklı oldukları için benzer olaylara ne kadar farklı tepkiler verdiklerini izlemek çok eğlenceliydi. 


Dizinin vermek istediği mesajlar da çok hayatın içindendi ve bunların bazılarının Mi Mo ve Da Jung'un müşterileri aracılığıyla verilmesi hikayeyi destekledi. Kendi eksiklerimizi görmezden gelerek kusursuz insanlar beklememiz, arkadaşlarımızın yüreklendirmesiyle karşımızdaki insandan çok daha iyi olduğumuzu düşünmemiz, bir beyaz atlı prensin çıkıp da bizi düştüğümüz yerden kaldıracağına inanmamız, aslında çok tanıdığımızı sandığımız bir insanın tüm o yıllar geçtikten sonra bile hala bize yabancı olması ve bunu ansızın fark etmemiz... Bunların hepsi hem yaşadığımız hem de Cesur Evlilik müşterilerinde gördüğümüz bazı hatalardı. Ama beni en çok etkileyen Soo Hyuk'un işinden istifa ederken gerekçe olarak işinin ne kadar incitici olduğundan bahsetmesiydi. Gerçekten, magazinciler sürekli ünlülerin peşinden gezerek en savunmasız oldukları anları bekliyorlar. Ama fotoğrafların ve bu takiplerin onları ne kadar incittiğini fark etmiyoruz ya da görmek istemiyoruz. 



Tüm OST parçalarını da sevdiğimi söylemeliyim. Hepsi çok eğlenceliydi o yüzden şuraya ekleyeceğim.

Angels-Always For You

Klibi çok şirin bu şarkının, mutlaka izleyin.

APRIL 2ND-Beautiful With Uniqueness
Elsa Kopf-If: Diziyi izlerken en çok aklıma takılan şarkı bu oldu.
Elsa Kopf-If (Inst.)
Kyuhyun-Where My Heart Belongs
BEN-Sometimes


Sonuç olarak ben bu diziyi epey sevdim. Kafama yatmayan durumlar elbet oldu ama çok sevdiğim yanları da oldu. Hatta bazı sahneleri gün içinde aklıma geliyor hala, çok keyifli sahneler de vardı. Eğer böyle sıcacık, hayatın içinden bir romantik komedi arıyorsanız durmayın, başlayın. İyi seyirler!









Bebek Min Woo'ma bakın <3



Goo Hae Joon ve Song Soo Hyuk ringde (top havuzu) kozlarını paylaşıyor...









O muhteşem sahne<3

Çok tatlısınız ya<3




"Ağır kar yağışının, yıldızların lütfu olduğunu söylerler. Birine aşkını karlı bir günde itiraf edersen seni kabul ederler."


29 Ekim 2021 Cuma

Dizi Yorumu: Move To Heaven


Herkese tekrardan çokça merhabalar. Bugün çok yakın tarihlerde yayınlanmış olan Move To Heaven'ı konuşacağız. Çok net söylüyorum ki Move To Heaven son zamanlarda izlediğim en kaliteli işlerden birisi. Gerek sinematografisi, gerekse konusu ve bu konuyu işleyiş tarzı, sonra oyuncuları. Her yönden şapka çıkarttığım bir yapım oldu. Bunun dışında diziyi 16 bölüme tamamlamak için kasmayıp uzatmamaları ve tam tadında bırakmaları da dizide çok beğendiğim şeylerden birisiydi. Ha 16 bölüm olsaydı da izler miydim, izlerdim o ayrı.

Zaten dizi Ekim başında yapılan Asia Contents Awards ödül töreninden üç ödülle döndü. En iyi yazar, en iyi yaratıcı, en iyi aktör (Lee Je Hoon) ödüllerini aldılar. Yayınlandığı dönemde de imbd'de en yüksek puana sahip Netflix içeriğiydi ve bunu başarabilen tek Kore dizisiydi.

Bence son zamanlarda yapılmış en özgün işlerden birisi olan Move To Heaven'ı size o kadar çok tavsiye ediyorum ki. Lütfen izleyin. Anlatmaya çalıştıkları, söylemek istedikleri ve mesajları çok kuvvetli olan bir dizi. İzlerken nasıl akıp gitti anlamadım, gözlerimi ovuşturarak kalktığımda ilk beş bölümü soluksuz izlediğimi fark ettim. Böyle dizileri izleyince birden fark ediyorum. Herkesin farklı hayatları var, eşsiz hayatlara sahibiz. Ama ne olursa olsun, bir gün hayatımız sona erdiğinde hepimiz arkamızda farklı hikayeler bırakıyoruz. Tüm bu hikayelere tanık olduk aslında. Çok... Bilmiyorum, çok güzeldi ya. Lütfen izleyin.


MOVE TO HEAVEN
Yönetmen: Kim Sung Ho
Senarist: Yoon Ji Ryeon
Yayıncı: Netflix
Bölüm Sayısı: 10
Yayın Tarihleri: 14 Mayıs 2021

Han Geu Ru, Asperger sendromuna sahip bir gençtir. Babası Han Jeong U, Move To Heaven adında bir olay mahalli temizlik şirketi işletirken ona yardım etmektedir. Geu Ru'nun babası Jeong U varolan bir rahatsızlığından dolayı aniden hayatını kaybeder. Avukatı, Geu Ru'nun vasisi olmak için amcası Cho Sang Gu'yu seçtiğini söyler. Şartı, Sang Gu ve Geu Ru'nun üç ay boyunca uyumlu şekilde aynı evde yaşamaları ve Move To Heaven'ı devam ettirmeleridir. Sang Gu bunu başarabilirse resmi olarak Geu Ru'nun vasisi olabilecektir.
Hikaye Kim Shae Byeol'ün Ddeonan Hooe Namgyeojin Geotdeul isimli makalesinden uyarlanmış.

Move To Heaven'a sadece olay mahalli temizlikçisi demek çok mantıklı olmuyor. Çünkü sadece orayı temizlemekle kalmıyorlar. Merhum için anlam ifade eden bazı şeyleri, imzaları olan sarı kutulara toplayıp bunlara değer vereceğini düşündükleri kişiye götürüyorlar. Aynı zamanda kişinin hayattayken yapmak istediği bir şey varsa bunu yapıyorlar. Mesela dördüncü bölümde, anaokulu öğretmeninin öğrencileri için aldığı kitapları öğrencilere götürmüşlerdi.

Başlamadan önce fragman izlemek isteyenleri şuraya ve buraya alabiliriz.

-spoiler başlangıcı-

Oyuncu Kadrosu

Cho Sang Gu (Lee Je Hoon)

Lee Je Hoon oynadığı bir çok efsanevi rolüyle rüştünü ispatlamış bir oyuncu. Hala izlemediğimi söylemekten utandığım Signal, Shin Min Ah'la oynadığı Tomorrow With You, yine çok fazla övülen Taxi Driver yer aldığı dizilerden yalnızca bazıları. 
Cho Sang Gu ise, dizide Jeong U'nun baba bir kardeşi ancak araları uzun süredir kötü. Jeong U'yu suçluyor bunun için ancak aslında Jeong U'nun olayda hiç suçu yok. Sang Gu ise bir dövüşçü ancak dövüş sırasında birisini çok ciddi yaraladığı için hapse girip çıkıyor. İlk beş bölümde nefretlik bir tipti. Gerçekten kendisini hiç sevmedim ve bunu o iğrenç saç şekline rağmen hala anlamsızca yakışıklı olması ya da paçasından karizma akması değiştiremedi. Gerçekten çok karizmatik ama söylemeden geçmeyelim. Başta bu işi Geu Ru'nun parası için yaptığı çok belliydi zaten saklamadı da. Evi satmaya çalıştığında gaza gelip "Boyun posun devrilsin!" demişliğim de var. Beni en çok güldürdüğü kısım, cenaze için bir başka cenazeden çelenk çalmasıydı ahahsjjd bu arada tamamen haklı olduğunu söylemeliyim bin tane çelenk var zaten, bir tanesini alsa ne olur? Sonra köşeyi dönüp Geu Ru'ya yakalandığı yerdeki ifadesi de muhteşemdi ahshdhdhd
Altıncı bölümden sonra değişiyor Sang Gu ama bu çok doğal bir değişim oluyor aslında. Yavaş yavaş alışıyor yeğenine, hayata. En çok değişen karakter o sanırım. Sang Gu'nun dramını ise tam olarak 7. bölümde görüyoruz. Ona en çok üzüldüğüm bölüm o bölümdü. Su Cheol'e "Kalkmasana. Kalkma yerden serseri!" diye bağırdığı yerler içimi parçaladı. O bölümden sonra çok büyük bir acıya sahip bir adam olduğunu görüp empati yapmaya başlayabildim. Abisinin ona aslında çok düşkün olması ama bu kadar talihsiz şekilde ayrı düşmelerine ve Sang Gu'nun gerçeği çok geç öğrenmesiyse kalbimi çok çok çok incitti. Finalde eğer Sang Gu'ya bir şey olsaydı, çok üzülürdüm.
Çok alakasız bir not: Ben Junho'yu Je Hoon'a inanılmazz benzetiyorum. Junho biraz yaşını başını aldıktan sonra Lee Je Hoon gibi görünecek muhtemelen.



Han Geu Ru (Tang Joon Sang)

Tang Joon Sang'ı daha önce hepimiz Crash Landing On You'da izledik. Orada grubun bebikiydi hatırlarsanız. 2003'lü olan bebik Joon Sang'ın orada süper bir oyunculuk sergilemesi gerekmiyordu ama burada oyunculuğuna şapka çıkardım açıkçası. Asperger sendromuna sahip bir birey olarak iletişim becerileri biraz sınırlı. Herkesle çok resmi bir şekilde konuşuyor ve duyguları anlamlandırmakta zorlanıyor. Her zaman dürüst olmaya ve doğru olanı yapmak onun için görev bilinci. Move To Heaven'da hizmet verdikleri herkesin anısına çok saygısı olması ve kafasına koyduğunu yapması da aslında bu görev bilincinin bir parçası. 
Geu Ru'nun en başta amcasına karşı çok kapalı olması, babasının olan hiçbir şeye dokundurmaması ve onu bariz biçimde yok sayması, sonraki bölümlerde yavaş yavaş azaldı. Çok doğal bir biçimde birbirlerine alışmalarını izledik. Özellikle son bölümde amcasına bir şey olmasını istememesi, ona kahvaltı hazırlaması, gecenin bir yarısı hastaneye gidip kontrol etmesi ve tabi ki vasiliğe devam etmesini istemesi amcasına çok alıştığının en büyük kanıtları. Tüm o sahneler yüreğime dokundu. Onun dışında kendi ailesiyle olan sahneleri de çok dokunaklıydı. Babasının onu ne kadar sevdiğini, nasıl gurur duyduğunu gördük. Amcasının ilk bölümlerde ona, "Babanın senden utanmadığını nereden biliyorsun?" sorusuna verdiği cevapta da hissettik bu sevgiyi. "Hayır. O benden hiç utanmadı. Konuşamadığım için alay ettiklerinde veya derste çok konuştuğum için okulu bırakmam gerektiğinde babam, sorun yok, demişti. Hatalı olmadığımı, farklı olduğumu söylemişti. Utanmadığını, çünkü yanlış bir şey yapmadığımı da." 

Geu Ru'nun babasına hayat veren oyuncu da Ji Jin Hee. Kendisi benim ilk aşkım olur, Jewel in the Palace ya da hepimizin bildiği adıyla Saraydaki Mücevher'in Min Jeong Ho'su. Çok güzel yaş almış. Burada da harika bir insanı canlandırıyordu. Han Jeong U. Aslında kardeşi Sang Gu'yu hep gözetmiş korumuş, ona evden onu alacağına söz vermiş olmasına rağmen AVM kazasında göçük altında kaldığı için gelememiş ve daha sonra da iki kardeş birbirlerinin izini kaybetmiş. Sang Gu, abisini gelmediği için asla affetmezken, abisi onu bulup kendini anlatma şansı bulamamış. Bu iki kardeşin hikayesi de gerçekten yürek parçalayıcıydı, Jeong U'nun Geu Ru'yu geziye götürdüğü yerlerin de kardeşinin doğum günü planı olması ayrıntısı da yüreğime dokundu. Onuncu bölümde Jeong U'nun hayatının detaylarını da daha net öğreniyoruz. Eşi, Geu Ru'yu nasıl evlat edinmeye karar verdikleri, ilk bölümde kullandığı işaret dilini nereden öğrendiğini bile. Ve tüm bu anlar öyle duygusaldı ki. Geu Ru'nın annesinin, Jeong U'ya sarılıp Geu Ru'nun konuştuğu için mutluluktan ağlaması, annesi olmasına izin verdiği için teşekkür etmesi. Beni en çok etkileyen şeylerden birisi de Geu Ru'nun annesini özlemesi üzerine babasının, anılarını göz kapaklarında biriktirdiğini söylemesi. İnsanı bir şekilde rahatlatan bir düşünce. "Ama Geu Ru, gördüklerini asla unutmayacaksın. Tüm anılarımızı gözlerinde biriktirdin. Bu yüzden sorun olmayacak, tamam mı?" Ah, o veda videosu... Daha ilk bölümde diziden ayrılmana rağmen gönlümüzü fethettin Han Jeong U.

Bir iki dizide de bahsi geçtiğini fark ettiğim kaza, gerçek bir kaza aynı zamanda. 95 yılında Sampoong isimli alışveriş merkezi çöküyor. En acısı da kazanın göz göre göre gelmesi. Zaten taşıyıcı kolonlar sırf bir iki dükkan daha eklemek uğruna kesiliyor ve ek bir kat daha ekleniyor. En erken belirtiler iki ay önce başlıyor, çatlaklar oluşuyor. Kaza günü erken saatlerde çatırtılar ve çatlamalar artıyor ancak birileri para kazanmak istediği ve asla gözü doymadığı için bunlar göz ardı ediliyor. Arkada yarım kalmış binlerce hikaye ve acı kalıyor. En çok da böyle hikayeler içimi burkuyor. O insanlar bir doğal afetle, bir savaşta ya da doğal sebeplerle ölseydi de yeterince acı olacaktı zaten. Ama sırf birileri daha fazla para kazanma hırsına sahip olduğu için öldüler, ihmal yüzünden öldüler. Bu acısına tahammül edilebilmesi zor, zehir zemberek bir şey. Move To Heaven böyle bir şeyi tekrar dillendirdiği için bile benzerlerinden sıyrılıyor benim için. 



Yoon Namu (Hong Seung Hee)

Hong Seung Hee'yi daha önce hiçbir yerde izlemedim, yine de buna oranla oyunculuğunun oldukça iyi olduğunu söyleyebilirim. Yoon Namu dizide, Geu Ru'nun karşı sokağında oturuyor ve küçüklükten beri arkadaşı. Son bölümde Sang Gu'nun, "Komşu! Bu serseri nereye gitti?" demesine kahkaha attım hatta ahahahaha. Namu eskiden beri Geu Ru'yu hep korumuş kollamış. amcası geldiğinde de ona güvenemediğinden dolayı onları göz hapsine alıyor. Hatta Geu Ru'nun bebek telsizini kullanıyor, Sang Gu'nun nereye gidip geldiğini kontrol ediyor, Geu Ru'yu amcasına karşı savunuyor, Move To Heaven'a katılıyor gizli gizli. Bir arkadaştan bekleyeceğimiz her şeye sahip yani. Hatta Avukat Oh, onları iyice gözetlemesini söylüyor çünkü üç ay sonunda Sang Gu'nun vasiliğini onaylamak için onun fikrine de ihtiyaç duyuyor. 
Bence çok tatlı bir karakterdi. Sang Gu ve Geu Ru iki ayrı uçlarda, birbirinden çok farklı karakterler. Ama Namu bir yerde, onları bir şekilde dengeliyor. O yüzden bence dizide çok belli bir yeri vardı. Olmasa eksik olurdu.
Dizinin sonunda açıktan açığa Move To Heaven'da çalışacak olmasına çok sevindim. 






Dizi hakkında söyleyebileceğim binlerce şey var. Bunlardan ilki şu ki, göz ameliyatından sonra izlediğim ilk dizi bu olmasa iyi olurmuş. Hiçbir bölümünde gözümden yaş eksik olmadı ve her bölümde bir göz yanması yaşamak zorunda kaldım. Bu ne dram insafsızlar. Ve ayrıca hiçbir bölümde zorlama, boş bir dram yok. Tüm hikayelerde, o insanların hayatı o kadar trajik bir şekilde son buluyor ki... Bu insanlar çalışırken iş kazası geçiriyor ancak korkunç çalışma şartları yüzünden hastaneye gidemiyor, hastalarını kurtarmaya çalışırken, tam da hayatta en çok sevdiği insanla barışacakken yaralanarak ölüyor, ailesini bulmak için Kore'ye geliyor ancak hastalığı izin vermiyor... Hepsinin arkasında binlerce hikaye kalıyor, amaçlar kalıyor, umutlar kalıyor. Tüm bölümleri izlerken, hayatta üzüldüğüm şeyler o kadar boş geldi, o kadar saçma geldi ki. Birilerinin hayatı hiç hak etmediği şekilde sonra eriyor ve bu her gün, her gün yaşanıyor. Geride sadece anılar ve yarım kalmış hayatlar kalıyor.

Dizinin dram dozu başta daha yüzeysel ve sadece anlatılan hikayelerle sınırlı. Ancak 7. bölümden itibaren dizinin konusu ana karakterlere kayıyor ve tam da o bölümde Sang Gu'nun hikayesini izliyoruz. İlk bölümlerde de ağlamıştım ancak her dakikası boyunca gözümde yaşın kurumadığı ilk bölüm 7. bölümdü. Sang Gu için çok üzüldüm bu bölüm, Su Cheol için de öyle. Öyle güzel eğitmiş, öyle güzel gururlanmış ki Su Cheol için, böyle bitmesi çok üzücüydü. 
Yedinci bölümden sonra eksen Geu Ru'ya kayıyor. 9. bölümdeki Matthew Green bile bir şekilde Geu Ru'nun evlatlık oluşuyla bağlantılıydı. Geu Ru'nun evlat edinme hikayesini, yurt dışına evlatlık verilen bir bebeğin hikayesiyle birleştirmeleri çok akıllıcaydı, Geu Ru'nun hikayesi de bölümün ana hikayesine güzelce yedirildi. Ne alaka şimdi demedik. Eksenin ana karakterlere kayması da başarılı bir kaymaydı. On bölümü de farklı hikayelerle tamamlamaları monotonluk yaratabilirdi ancak başarıyla kurtarıldı ve hikayedeki tüm düğümler son üç bölümde çözüldü.
8. bölüm ise tam anlamıyla bombaydı ve hikayenin kırılma noktasıydı! Sang Gu'nun Geu Ru için ilk defa endişelenmesi ve ona ismiyle hitap etmesi, Geu Ru'nun babasıyla çıktığı yolculuğun aslında onun küçüklüğündeki doğum günü planı olduğunu fark etmesi, Jeong U'nun ona her yıl aldığı hediyeleri bulması ve onu almak için neden gelemediğini öğrenmesi ve Geu Ru'nun evlatlık alındığını öğrenmesi falan... Gerçekten tam bir bombaydı, bölüm bitince resmen afallamıştım. 

Yukarıda da kısa kısa bahsettim ancak Sampoong Alışveriş Merkezi Kazasından bahsetmeleri bence gerçekten çok dokunaklıydı. Bunu hikayeye yedirmeleri, kardeşlerin arasındaki düğümü buna bağlamaları da mantıklıydı. Jeong U'nun kardeşine söz vermesi, ama alışveriş merkezinin çökmesi yüzünden gelememesi, sonra birbirlerinin izini kaybetmeleri... En çok içimi ezen kısım ise Jeong U'nun her yıl kardeşi için spor ayakkabı alması oldu. Sang Gu'nun yüzündeki ifade, ağlaması her şeyi anlatıyordu zaten. 

İşleri yürütüş şekilleri de çok değerliydi. Tüm hikayelere saygı duymaları, odaya girince şapkalarını çıkarmaları, tüm eşyaları nazik biçimde toplayıp kutulamaları... Zaten çöpleri atmak için çağırdıkları kamyonun şoförü bile bu işi bu kadar saygıyla yapan tek kişinin Geu Ru ve babası olduğunu söylüyorlardı. Bu kısmı da çok hoştu.

Sahne içi müzik kullanımı çok iyiydi. Dizinin belli bir şarkısı yoktu sanırım, hiç duymadım ancak Geu Ru'nun odaları temizlediği sahnelerde kullanılan klasik müzikler bir harikaydı. Youtube'da tüm müzikler playlist halinde bulunabiliyor, meraklısına buyrulur. Denedim, uyumadan önce epey iyi gidiyor.

Son bölümden bir önceki bölüm sanki Sang Gu'ya bir şey olacakmış gibi bir izlenim verdiler ancak finalde dövüş işinin hiç uzamayıp kolayca çözülmesine çok sevindim çünkü eğer finalin geneline yayılsaydı hem eksen kayacaktı hem de amcaya bir şey olsun istemeyiz. Onun dışında finalde Avukat Oh bize bir fake attı ama amcanın vasi olmaya devam etmesi çok sevindirdi beni. Daha da sevindirici olansa, bunu duyunca verdiği tepki ve dolan gözleriydi. Ulan Sang Gu... Finalde Geu Ru'nun ailesiyle olan her sahnesinde gözyaşlarım aktı. Koşup koşup ağaca sarılması ise... Ah. 
Finalin ucu çok açık bitmedi ama devam etmeye açık bir yerde kaldı aslında. Belki bir ikinci sezon gelebilir. Ancak bence bu haliyle de mükemmel.

Hani, en sevdiğim kitap olan Çavdar Tarlasında Çocuklar'da geçen bir söz var ya: "Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence iyidir." Diziyi bitirdikten sonra, keşke senarist arkadaşım olsaydı diye düşündüm, söyleyeceklerim bu kadar. Lütfen, lütfen izleyin!



















Geu Ru'm <3...


Bu sahne...




"Sana hep ne söylüyordum? Birini görememen, yanında olmadığı anlamına gelmez. Onu hatırladığın sürece o hiçbir yere gitmez."