16 Mart 2022 Çarşamba

Dizi Yorumu: You Are My Spring

Merhaba! Bugün burada olmamın sebebi, epey yeni dizilerden olan You Are My Spring'i konuşmak istemem. 2021'ın yazında yayınlanan bu dizinin, yayınlanacağı zamanı, posterleri, oyuncuları hepsini biliyordum. Ama nedense sosyal medyada üzerinde pek konuşulmadı. Tabi diziyi izleyince bunun sebebini anladım.

Yine burada ayıla bayıla yazdığım tüm diziler gibi biraz daha yetişkin izleyicilere hitap eden bir dizi. Benim için bile durağan geçtiği sahneler oldu ki ben iflah olmaz bir slice of life aşığı olmama rağmen. Şöyle anlatayım. Bir grup insan, siz tüm bu bölümler boyunca onların hayatlarını izliyorsunuz. Ama sarmaya çalıştıkları yaraları, travmaları ve geçmişten getirdikleri hatıralarıyla birlikte. Ve tabi ki nefis diyaloglarıyla! Dizinin sıradan bir hayattan ayrılan tek yönü, olayın tam orta yerinde geçen cinayet vakası. 

Dizi yalnızca iki kişiyi temele alan bir romantik komedi değil. Daha çok birbirlerini iyileştiren, avuntuyu birbirinde bulan iki kişiyi ve onların etrafındaki dünyayı anlatıyor. Çevreleriyle etkileşimleri, dostlukları, geliştirdikleri ilişkileri... Zaten dizinin adı da buradan geliyor. "Sen Benim İlkbaharımsın". Soğuk kışta başlayıp, ilkbahardan yaza doğru ilerleyen hikayede, birbirinin elini tutan iki insan.

Diziyi yine yalnızca bu tip dizileri seven, yetişkin kitleye öneriyorum. Bazıları çok durgun bulacak ve izlemekten vazgeçecektir. Yine de eğer bu tip dizileri seviyorsanız, harika diyaloglarıyla sizi bir kitap okuyormuş, huzur buluyormuş gibi hissettiren bu diziyi mutlaka izlemelisiniz diye düşünüyorum.

Bir dizi farklı konulardan bahsedip beni onları araştırmaya teşvik ediyorsa o diziden daha çok keyif alıyorum ben, sanki başka dünyaların kapısı açılıyormuş gibi geliyor bana. Bebeklerin kötü deneyimlerin üstünü nasıl kapattığı, Botswana Prensi Seretse Khama'nın evliliği, Leslie Cheung'un ikonik dansları ve Kirazın Tadı filmi ilk aklıma gelenler. Bu kimisini yeni duyduğum, kimisini ise sandığımdan daha az bildiğim şeyleri heybeme doldurdum ve öyle ayrılıyorum diziden.


You Are My Spring
Yönetmen: Jung Ji Hyun
Senarist: Lee Mi Na
Yayıncı: tvN
Bölüm Sayısı: 16 Bölüm
Yayın Tarihleri: 5 Temmuz-24 Ağustos 2021

Dizi, Gugu (99) Binası olarak geçen binada yaşayan insanların ve onların çevrelerindeki insanların günlük hayatı ve içlerinde yaşayan çocuğun hikayesini konu alıyor. Ancak bina daha yapılırken işlenen bir cinayetin şüphelisinin intiharı, binada yaşayanların hayatlarına da etki ediyor. 
Binada kafe işleten Eun Ha ve Cheol Do'nun, ikinci kattaki veteriner Seo Ha Neul'ın, üçüncü katta kliniği olan psikiyatrist Ju Young Do'nun ve binanın çatı katında yaşayan Kang Da Jeong'un hikayesine tanık oluyoruz.

Diziyi izlerken en çok dikkatimi çeken şey muhteşem sinematografisi ve bir renk paleti gibi olan arka planlardı. Eh, yönetmeninin The King'in de yönetmeni olduğunu düşününce oldukça normal bir durum. Zaten izlerken de tanıdık gelmişti ama çıkaramamıştım. The King'de bu yönden muhteşem bir diziydi. Ayrıca yönetmen kendisine de minik bir atıfta bulunmuş, dizideki oyuncu Ahn Ga Yeong'un oynadığı dizinin ismi The Princess: Sonsuz Prensesi'ydi ahsahhdhs Ayrıca yönetmenin diğer işlerinin Search:WWW, Mr. Sunshine ve şu anda çok sevilip hakkında yazılıp çizilmekte olan Twenty Five Twenty One olduğunu da ekleyelim.

-spoiler zone-

Kang Da Jeong (Seo Hyun Jin)

Seo Hyun Jin'i Another Miss Oh'ta izlemek istemiştim ama önce bunu izlemiş bulundum. Sevdiğim bir oyuncu, aynı zamanda ağlama sahnelerinde sizi de ağlatacak gibi oynuyor inanılmaz. Dizinin ost listesinden de bir parça söylemiş, sesi öyle rahatlatıcı ki. Gerçek bir ace.
Dizinin başında 99 Binasının en üst katını tutup oraya taşınan Da Jeong, çocukluğundan birçok yara taşıyan bir kız. Annesine ve onlara şiddet gösteren bir baba figürü var evde. Da Jeong kendini kitaplara veriyor, kardeşini de bu şekilde avutuyor. Ancak annesinin canına tak ettiği bir gün çocuklarını da alıp evden kaçıyor. Da Jeong büyüyor büyümesine ama mutsuz bir ailede büyümesinin üstünden kalkmayan gölgesi olarak hep kötü erkekleri kendine çekiyor, aynı zamanda hala çocukluğunda yaşadıklarının suçluluğunu duyuyor. Kibar ama cesur birisi. Düşündüklerini söylemekten çekinmiyor ancak insanları kırmaktan da çekiniyor. Da Jeong aslında toplumda çok gördüğümüz insanlardan. Onu diğerlerinden ayıran bir yönü olmadığı için insanın kendini yakın hissettiği birisi.
Büyük bir otelde konsiyerj olarak çalışan Da Jeong, en sonunda iyi bir erkekle tanıştığını düşünüyor, Chae Jun. Dizinin başında bu adamla mutlu olacağını düşünürken Chae Jun birden, seri olarak işlenen cinayetlerin en büyük şüphelisi olarak intihar ediyor. İsminin bile ona ait olmadığını, gerçek isminin Choi Jeong Min olduğunu öğrenen Da Jeong bir kez daha darbe oluyor.
O sırada bir alt kata klinik açan Ju Young Do ile de tanışıyor. -çocukluk arkadaşının arkadaşı olması vesilesiyle- İlk karşılaşmaları çok da parlak olmuyor çünkü Young Do psikiyatrist olması sebebiyle, Da Jeong'u açık kitap gibi okuyor. Ancak sonradan birbirlerine iyi geliyorlar. Gecenin bir yarısı yaptıkları çılgınlıklarla, Dr Hollow'u bulmak için servet yatırdıkları oyuncak otomatıyla, yalnızca kendilerine ait olan iki saatlik sonsuzluklarıyla ve Gangneung'da oturdukları deniz kenarıyla. Aralarındaki ilişki zorlamasız ve doğal bir şekilde gelişiyor. Bir terapi gibi, birbirlerini iyileştiriyorlar.

Dizinin çatı ekibi bu işte, bir eksikle. Ayakta duran ve sehpanın başında oturanlar Young Do'nun arkadaşları, Eun Ha ve Cheol Do ise Da Jeong'un. Cheol Do ve Young Do da arkadaşlar aynı zamanda. Birlikte kampa giden, çatı da toplanan bu ekip dizinin yan hikaye örgüsünü de sağlam bağlarla örüyor. Eun Ha mesela, Da Jeong'un kardeşi Tae Jeong'la çıkıyor ve kardeşi Cheol Do'nun aksine, babasına kendini hiç kabul ettirememiş dobra birisi. Bu tip yan hikayeleri olan bu karakterler, dizinin çevresini ören şeylerdendi. Ayrıca bu ekibin arkadaşlıkları da şirindi. Burada arkadaşları Ahn Ga Yeong'un Sonsuz Prenses dizisinin finalini izliyorlar ahdhahdha O dizinin finali de çok saçma bitti ahahahaha

Bu da bizim görl squad.


Age of Youth'un şefi Yoon Park, bu dizinin ikinci erkeği ve en şaibeli kişisi. İsmi bile kendisine ait olmayan ancak mükemmel imajı çizen karakterin pat diye intihar etmesiyle o kadar şok oldum ki. Da Jeong'un "stalker" diye şakalaştığı bu adamın Da Jeong'la gerçekten de geçmişten gelen bir bağı vardı. Uzun süre kara bulutların üzerinde dolaştığı bu karakter dizinin en masum kişilerindendi ancak ikizi Ian Chase için aynısı geçerli değil maalesef.
Ian Chase, Choi Jeong Min'in Amerika'ya gidip doktor olmuş ikizi. Birçok kötülük yapmış, kendince intikam almış. Ancak silahı dönüp onu, daha doğrusu kardeşini vurmuş. Tüm bunların çıkış noktası da Ian Chase'in çocuklukta yaşadığı istismarlar, onu itip kakan insanların yaptıkları. Bunlar yaptıklarını haklı çıkarmasa bile çocukların tüm bunları yaşaması korkunç. Finalde, eğer işler böyle olmasaydı Ian Chase'in nasıl biri olacağını, Da Jeong ve Young Do'yla oturup gülüşeceklerini düşündüğü sahne çok dokundu bana. Annenin, babanın, toplumun suça ittiği bir çocuk. Buz gibi, hisleri olmayan, bitmiş bir insan. Hiç sevmemiş, sevilmemiş.
Şu adama da bir başrol verin artık bu arada ya. Doya doya izleyelim artık, ikinci rollerin adamı oldu, kazık çaktı ikinci rollere.


Bu kızdan bahsetmezsem içimde kalır. Yani sayılı sahnesi vardı belki ama o kadar severek izledim ki size anlatamam. Birden sinirlenip İngilizce sövmeye başlaması, müşteri dedikodusu yapmak istemesi ama Da Jeong tarafından frenlenmesi, hemen celallenmesi falan çok şirindi ya ahshahdsh Yukarıya koyduğum gif tamamen current mood'um ektedir yani. En iyisi de Young Do'yu görmek istediği sahnede, Young Do'nun korkunç saç modeli yüzünden Da Jeong'un kızı kandırıp otele yollamasıydı. Yine ikonik bir sahne olarak but şeklindeki yastıkları hatırlayabilirim. Of Yoo Kyung ya, ben senden razıyım ahshahsh


Ju Young Do (Kim Dong Wook)

Daha önce hiç bir yerde izlemediğim Kim Dong Wook'u burada çok çok sevdim. İlginç bir enerjisi var bu adamın. Yakışıklı olduğunu söyleyemem ama epey çekici. Dizi boyunca giydiği gömlek pantolon kombinleri başarılıydı ama gömleklerini vicdanına kadar iliklemese daha mutlu olurduk ahahhaha
Ju Young Do, bir psikiyatrist. Gugu Binası'nın üçüncü katında bir kliniği var. Aynı zamanda bir radyo programının düzenli konuğu ve emniyetin danışmanı olan başarılı ve meşgul bir kişilik. Çok ama çok sessiz, inanılmaz nazik birisi. Utangaç ama hazır cevap (mesleğinin bir getirisi) ve insanlarla hemen anlaşan bir karaktere sahip. Açıkçası ben böyle sessiz ama nazik karakterleri çok seviyorum. WTWIF'ın Lim Eun Seob'u, One Spring Night'ın Yoo Ji Ho'su gibi nazik, önce başkalarını düşünen nazik insanlar.
Sert kapanan kapıyı açıp "Kapıyı çarpmadım, rüzgardan oldu." diyecek kadar ince düşünceli birisi.
Ju Young Do, yıllar önce öldürülen bir polis memurundan (Choi Jeong Min'in de şüphelisi olduğu cinayetlerden birisi) kalbini alıyor. Organ naklinin bir insanı nasıl da tekrar hayata kazandırdığının en net örneği. Organ bağışı önemli, çok değerli. Ju Young Do ona ikinci kez verilen bu şansı iyi kullanmak için kendine iyi bakıyor, uzun yaşamaya çalışıyor, içki içmiyor, gerekli olmadıkça koşmuyor.
Da Jeong'u ilk gördükten sonra bile onunla ilgileniyor, bariz şekilde etkileniyor ondan. Ancak tam bir ilişki oturtmak üzereyken Da Jeong'u daha çok incitmemek için en başta kendinden uzaklaştırmaya çalışıyor. Hasta olduğunu söylememesi üzerine, Eun Ha'nın pat diye Da Jeong'a söylemesini ise takdir ettim kimse kusura bakmasın. Hastalık gibi önemli şeylerin saklanmaması gerektiği kanısındayım. Neymiş, endişelenmesinmiş. Öldüm ben ama söylemeyin, endişelenmesin. Saçmalığın daniskası.
Zaten o hastane olayından sonra Da Jeong ve Young Do'nun olmayan ilişkisi de bir sarsıntı geçirdi, sonra toparladılar.
Resmi olarak çıkmaya başladıktan sonra Young Do'nun market çalışanına dahi çıktıklarını söylemesi çok komikti adhahdj Direkt gazeteye haber verseydi de olurmuş.
Young Do'nun da elbet çocukluktan gelen bir yarası var. Hasta bir kardeşle büyümek zorunda kalan her çocuk biraz ihmal edilir zaten, ancak bazen ebeveyn daha da ileri gidip diğer kardeşi suistimal de edebilir. Young Do'nun hikayesi de böyle. Annesi, Young Do'nun abisini kurtarmak için çocuktan sürekli kan nakli ve yanlış anlamıyorsam organ nakli olmasını da istemiş. Düşünsenize anne, sizi, kardeşiniz için feda etmek istiyor. Bu psikolojiyle büyüyen çocuk, her zaman başkalarını kendisinin önüne koymaya alışıyor aslında. En sonunda Young Do'nun babası durumun böyle ilerlemesine dayanamayıp Young Do'yu, Da Jeong'un da küçükken gidip geldiği kilise görünümlü ticarethaneye götürmüş. Ian Chase ile de burada bir kere karşılaşmışlar zaten. Ancak Young Do'nun arkasını koruyan bir babası olduğu için burada ona epey iyi bakılmış. Ne kadar acı. Bir insanın başka kimsesi yoksa, herkes onu istismar etmeye ne kadar da açık oluyor.

SeeYa'nın Nam Gyu Ri'sinin hayat verdiği Ahn Ga Yeong da dizide oyuncu rolünde. Epey de ünlü birisi. Hem Young Do'nun eski karısı hem de Da Jeong'la yaşadıkları uzun tesadüfler silsilesinde arkadaş oluyorlar. Hayatımda hiç bu kadar orijinal bir karakter izlemedim ahshhahd İnsanları sevelim, koruyalım hayat felsefesini belirleyen Ju Young Do, Ahn Ga Yeong'la, kadının psikolojik durumunun düzelmesi için evleniyor. Ahn Ga Yeong'un durumu iyileşince de ayrılıyorlar. Ju Young Do'nun ne tip bir insan olduğunu buradan bile anlayabilirsiniz. İlişkilerinin özetini ise Ahn Ga Yeong çok güzel yapmıştı. "Herkes evlilikleri kötü gittiği için boşanır, biz iyi gittiği için boşandık." İkonik "Hellov"suyla, Eun Ha'ya Galaxy Park demesiyle, kendinden küçük idol sevgilisi Patrick ile gizli saklı buluşmasıyla -o Patrick de ne romantik bi bebeydi ya- akılda kalıcı bir karakterdi. Ama ben böyle emrivaki yapan, çat kapı gelen insanlardan hiççç hoşlanmam, Ahn Ga Yeong gibi bir arkadaşım olsun istemezdim o yüzden ahdhahdhaj Yine de Da Jeong'u desteklemesi ve Young Do'yu şöyle bir silkeleyip kendine getirmesi iyi oldu. Ama ben böyle ikili ilişkilere müdahil olan üçüncü kişileri de sevmem ahdhahdhs
Yeri gelmişken onu da söyleyeyim, iki tarafın da ne yaşadığını tam olarak kimse bilmiyor. İki tarafın da kendine göre haksız olduğu ve haklı olduğu durumlar olabilir. O yüzden arkadaşların taraf alıp, eski sevgiliye veya kavgalı olunan kişiye cephe alması bana çok saçma gelmiştir. Yok onu üzüyorsun da, yok kendine gel de. E bir de öldür istersen? Biz de yaptık zamanında ama gerek yok. İki kişi bir ilişki yaşıyor, normal bir biçimde bitiyor, olmuyor. Niye birisine düşman oluyoruz ki, bırakalım gitsin. Tabi bu normal ilişki bitimleri için geçerli. Kavga, gürültü, gözyaşı varsa o başka.


Mandalina ve çılgınlık metaforuyla beraber, bu oyuncaklar da dizinin her anında bizimleydiler. Yani otomatın bulunduğu bakkal zengin oldu gerçekten Dr. Hollow'u bulabilmek için yatırdıkları servetle. Of ben de istiyorum ya, nerede lütfen söyleyin... Bad Choice bile olur ne olur...

Genel Yorumum

Önce yakınacağım şeylerden bahsetmek istiyorum izninizle. Birinci olarak, yukarıda söylemiştim ki dizi benim için bile zaman zaman epey durağandı diye. Bu genel izleyici kitlesinie etkileyecek bir şey. Türün sevdalıları her türlü izler ancak temponun bazen epey düştüğü olmuyor değildi. Tempoyu cinayet hikayesiyle yükseltmeye çalışmışlar ama o da tam olarak olayı kavrayamamış yani cinayetlerin geneli eskide olup bitmiş olduğu için hikaye dizinin temposunu üstlenecek kadar ilgi çekici olmadığı için dizi düşmeye mahkum olmuş.

Dizinin sonuna doğru sokuşturulan bu ayrılık, işte ben seni üzerim kızım bizden olmaz olayları çok cazip gelmedi bana. Daha bir ilişkileri yokken araya ayrılık sokulması öeh etkisi yarattı bünyemde. Ne alakaa?? dedim. Bir de bu ayrılığa binaen Eun Ha'nın Young Do'ya cephe alması, A Ri'nin hemen Da Jeong'a birini ayarlamaya kalkması falan... Yani lisede olurdu bunlar da kocaman insanlar olmuşsunuz, mantıklı mı şimdi bu tavırlar? 

Bu ikisi dışında yakınabileceğim pek de bir şey yoktu, sezarın hakkı sezara.


Sevdiğim şeylerden bahsedecek olursam da bunlardan ilki tüm karakterlerin çok sağlam yazılmış olmasıydı. Arkadaş grubundaki herkes, Ga Yeong, Eun Ha, Cheol Do, Ha Neul, Seung Won ve tabi ki Da Jeong ve Young Do, hepsini şahsen tanıyormuş gibiydim çünkü sınırları öyle net, karakterleri öyle temiz çizilmişti ki. Bu sağlam karakterler hem diziye odaklanmamı kolaylaştırdı hem de ben böyle net çizilmiş karakterlere gerçekten tanıyormuşum gibi bağlanıyorum. Benim için artık birer karakter değil, ete kemiğe bürünmüş insanlar.

Yan hikayeler, süre doldurmak için değil, gerçekten hikayeye örülmüş durumdaydı. Ben iyi zaman yönetimi yapıldığı zaman ve ana hikayelerin zamanından çalmadığı zaman yan hikayeleri seviyorum, hele bir de iyi kurgulanmışsa. Çünkü ana hikayeyi destekleyip kurguyu etrafımıza örüyorlar adeta. O karakterler orada yalnızca figüran olmaktansa isimleri olan insanlar oluyorlar. Bu yüzden Ju Young Do'nun yanında çalışan Oh Mi Kyung'un hikayesini izlemek hoşuma gitti. O zamana kadar "bankoda duran kadın"oldu hep, figürandı. Ama oradan sonra değişti. Artık bir hikayesi var hatırlayacağım, bir adı var. Yine Eun Ha için, Ahn Ga Yeong için de böyle.

Ha Neul'ın Eun Ha'ya olan karşılıksız aşkı ve ismini tam hatırlamadığım trainer kızın da Ha Neul'a olan karşılıksız aşkı gerçekçiydi. Diğer dizilerde maşallah herkes evlenme programı gibi couple oluyor birden mutlu oluyoruz evet ama çok da mantıklı olmadığı aşikar. O yüzden bu insanların bu ilişkilerinde başarısız olduklarını görmek de çok hayatın içindendi. Her zaman her şeyi elde edemiyoruz sonuçta.

Çok güzel düşünülmüş, akıllıca replikler vardı. Da Jeong'un annesi tapınağa gidip kendi adını yazdığında yanındaki kadın önce çocuklarının adını yazmasını söylüyordu mesela. Ama Da Jeong'un annesi "Önce ben mutlu olmalıyım. Ben mutlu olursam onlar da mutlu olur." diyordu. Son bölümlerde Young Do neden saat aldığı konusunu "Size zaman armağan etmek istedim." diyerek açıklıyordu. Da Jeong sonsuzluk hakkında şöyle diyordu; "İki saatlik bir filmde 'sonsuza kadar' iki saat anlamına gelir. Bence bu yeterli.'
Ama en çok duygulandığım sahne Da Jeong'un ayrılıktan sonra ağlayarak annesini araması ve şöyle demesiydi; "Ama anne, onu arayacak bir annesi yok. O kime ağlayacak?"

Da Jeong ve Young Do'nun ilişki dinamiğini sevdim. Kimyaları tutmuştu ve cıvıl cıvıl bir yeni çifti canlandırmakta epey iyilerdi. Ayrıca birbirlerini iyileştiren, yaralarını kapatan iki insan olmaları da çok güzeldi. Young Do'nun psikiyatrist olması da diziye epey fazla şey katan bir unsurdu.

Finali, klasik finaller için basit denebilecek bir finaldi ama dizinin havasına da böylesi uyardı bence. O yüzden ben finalin böyle sakin ve olağan şekilde işlenmesini sevdim. Aksine büyük olaylar, farklı şeyler olsa daha çok şaşırırdım. Yine seri katil hikayesi de son bölümlere kadar gelmiş olmasına rağmen çok fazla gözümüze sokarak işlenmediği için kabak tadı vermeden bitti. Bu bağlamda, bu hikayeye ayrılan zamanın da makul olduğunu söyleyebilirim.


Dizinin OST listesini epey sevdim, çok uzun süre aklımda kalan şarkılar oldu, bir iki parçayı ise hepsinden çok sevdim. Hepsini ekleyeceğim buraya. 

Raiden-In Ruin
SURL-Because It's You
Ha Hyunsang-Still Wonder
Kim Min Seok-Flying Butterfly
Yang Da Il-Falling Flower: Açık ara farkla listedeki favorim. Çok güzel bir şarkı.
Yoari-Me So Bad:Sahne içlerinde duyduğumu çok hatırlamasam da sonradan severek dinledim.
ONEW-Dear My Spring (Onew'nun canlı performansı için de buraya tık)
Kwon Soon Kwan-Cliche: Bir diğer favorim de buydu.
Seo Hyun Jin-Falling Flower (Da Jeong Ver.): Sesi nasıl güzel Hyun Jin'in yaa. Kadife gibi, yumuşacık.

Şöyle bir toparlamam gerekirse, diziyi sevdim, severek izledim. Ama ben türün sevdalısı olduğum için bu kadar çok sevdim. Herkesi sarar mı, herkes benim kadar severek izler mi bilemem. Çünkü epey durgun olması benim tarafımdan bile eksi puan aldı. Ama bu blogda yazdığım diğer slice of life dizileri benim kadar severek izleyen, konusunu gerçek hayattan alan sade yapımlardan hoşlananlar You Are My Spring'e bir şans versin bence. Harika diyalogları, görsel şölen gibi olan çekimleri, hayatın içinden karakterleri bir süre aklınızdan çıkmayacak.

Renklere bakar mısınız...
Son olarak çok sevdiğim repliklerden birkaçını bırakıp, gidiyorum.

"Genelde insanlar yaralandığımızda yarayı açmamız ve bir bütün olarak görmemiz gerektiğini yoksa enfeksiyon kapacağını söyler. Bu doğru ama herkes için geçerli değil."

"Ona şunu söylemek istedim. 'Kırılmak normaldir. Karşı koymana gerek yok. Ayağa kalkarken birine tutunmakta bir sakınca yok.' Az kalsın ona şunu da diyecektim. 'Umarım, o kişi ben olabilirim.'"

"'Senin için gerçekten zor olmuş olmalı. Umarım işler senin için biraz daha kolay olur.' Acını kucaklayamasalar da, o acılı günleri atlatman için sana sıcacık sarılmak istiyorlar. Bunu duymak en rahatlatıcı şey."

"Sonsuza kadar birlikte olacağımıza söz vermemize gerek yok. Zaten 'sonsuza kadar'ın ne anlama geldiğini bilmiyorum ve asla bilemeyeceğim. İki saatlik bir filmde 'sonsuza kadar' iki saat anlamına gelir. Bence bu yeterli."

"Ben etrafımdaki okyanusu arayan bir balıktım. Bir gün mutluluğu ve huzuru bulacağıma inanıyordum. Bugün nefes alıyor olmam, her zaman ışıl ışıl parlayamasam da iyi olduğumun kanıtı."





Salaklar ahahdshahdhs



Gerçek bir şirine

Bu sahnede Da Jeong'un hayranı olduğu Leslie Cheung gibi dans etmeye çalışıyordu, çok güzel bir sahneydi.



Hahahaha ikonik sahne.




3 Mart 2022 Perşembe

Dizi Yorumu: When the Camellia Blooms


Selamlar, selamlar! Hiçbir diziyi güncel izleyemeyen ben, bugün de 2019'un en sevilen dizilerinden birisi olan When the Camellia Blooms'u eyyorlamaya geldim sizinle. Hazırsak, let's go!

Listeme alıp sürekli izlemeye niyetlendiğim bu dizi, Hometown Cha Cha Cha ile birlikte tekrar dillerde dolaşmaya başladı. Herkesin birbirini tanıdığı küçük bir sahil kasabasında geçen bir hikayeyi konu alan iki dizi sıklıkla birbirine benzetildi. Ben de hal böyle olunca, epey övülen bu diziyi öne alıp izleme kararı aldım ve annemle hemen oturup başladık.

2019 KBS Kdrama Ödülleri'nden tam olarak 12 ayrı dalda, 2020 Baeksang Arts Ödülleri'nden ise tam olarak 4 ayrı dalda ödülle dönmüş bir yapım When The Camellia Blooms. Yayınlandığı dönemde herkesten tam not almıştı ki ben de bunda hiçbir abartılı yan göremiyorum. Güzeldi, gerçekten güzeldi.

Dizi 40 bölüm olarak geçiyor ancak, birleştirilmiş olarak 20 bölüm. Bölüm süreleri ortalama bir saat. Açıkçası ben sıkılmadım, bıkmadım da izlemekten. Çekimler, müzikler, sahneler, olay örgüsü hepsi çok zekice olduğu için her bölüm ayrı güzeldi.

Bu yazıyı aslında şimdiye kadar on kere yazıp bitirmem gerekiyordu da... Yabancı Damat batağına düştük diyelim... Nihayet bitirdim eklemeleri, atabildim.


When The Camellia Blooms
Yönetmen: Cha Young Hoon, Kang Min Kyung
Senarist: Im Sang Choon
Yayıncı: KBS2
Bölüm Sayısı: 40
Yayın Tarihleri: 18 Eylül-21 Kasım 2019

Bekar bir anne olan Dong Baek (Gong Hyo Jin), oğlu Pil Gu ile birlikte bir sahil kasabası olan Ongsan'a taşınır. Ongsan'da Camellia adında bir bar işletmeye başlayan Dong Baek, yerel halk tarafından hoş karşılanmasa da yine de işini sürdürmek ve oğluna iyi bir hayat vermek için çabalar. Memleketine tayin olan polis memuru Hwang Yong Shik (Kang Ha Neul) ile tanıştığında hayatında bir şeyler değişmeye başlar.

Yönetmenin herhangi bir işini daha önce izlemedim ancak senarist Im Sang Choon daha önce Fight For My Way'in de senaryosunu yazmış. Zaten Kang Ha Neul'ın canlandırdığı Hwang Yong Shik'i, Dong Man'a innannılmaz benzettim. Bu yönden tanıdık bir sima bulduk. 

Dizinin çekimleri ise Kuzey Gyeongsang, Pohang taraflarında yapılmış, Ongsan kurgu bir yer elbet, ancak çekim yapılan asıl yerlerin güzelliği de baki. Güney Kore'nin kırsal kasabaları güzelmiş gerçekten.

Spoiler vereceğim alt kısımlara geçmeden, izleyelim mi yoksa izlemeyelim mi diye kararsız olanlara genel bir yorum yapayım. Bence When the Camellia Blooms herkesin izlerken kendinden bir şeyler bulacağı, mutlu hissedeceği ve eğleneceği bir dizi. Çok durgun bir akışı yok, dizinin heyecan rolünü gizem hikayesiyle tamamlamışlar ve nefis karakterler yaratmışlar. O yüzden bence en azından ilk bölümüne bir göz atarak herkesin bir şans vermesi gerekeceği bir yapım olduğunu düşünüyorum.Sadece tek bir uyarı olarak; bu diziyi kategorize etmem gerekseydi romcom değil slice of life olarak kategorize ederdim o yüzden sadece romcom arayışında olanların arayacağını pek de bulamayacağını söylemeliyim. 

Dong Baek (Gong Hyo Jin)

Gong Hyo Jin'i daha önce Master's Sun'da, The Greatest Love'da ve It's Okay That's Love'da izledim. It's Okay That's Love dışında diğerlerinde de benzer karakterleri oynuyordu. Bu kadının üstüne bu roller yapıştı mı nedir? Ama seviyorum oyunculuğunu, epey doğal geliyor, sanki rol yapmıyor da yaşıyor gibi. Bu karakteri de en sevdiğim rollerinden birisi oldu.
Dong Baek hayatı boyunca şanssızlığın peşini bırakmadığı bir karakter. Annesinin onu küçükken terk etmesi üzerine yetimhanede büyüyen Dong Baek, okulda dışlanıyor, annesiz büyüyor ki zaten bu başlı başına bir acı onun için. Daha sonra hep görünmez gibi hissettiği bir ilişkisi oluyor ünlü beyzbolcu Kang Jong Ryeol'la. Bu ilişkide de yapayalnız hissettiği için en sonunda, bir bebekleri olacağını söylemeden kaçıyor ve Ongsan'a taşınıyor. Ongsan'da bir bar açıyor açmasına ama bir yandan yerel halkın söylentileriyle uğraşmak bir yandan çocuğunu büyütmek onu yoruyor, hiçbir şeye ses etmeyen birisi haline geliyor, kaderini kabulleniyor bir nevi. Bir yandan da yıllar önce karşısına çıkan katil tekrar su yüzüne çıkıyor, kızın derdi bir değil bin görüyorsunuz... Hayır bir de kadınlar da yani... Sanki çocuğunun babası yok diye Dong Baek hepsinin kocasına göz dikmiş gibi davranmalar falan, ya sizin vasıfsız, beceriksiz kocalarınızı kim napsın?!

İlk bölümlerde herkese boyun eğmesine, kimseye ses çıkaramamasına kızdım, çünkü insanlar böyle olduğun zaman tepene çıkıyorlar maalesef. Ama gün geçtikçe değişti Dong Baek, daha bir kendine güvenmeye başladı. O kendine güvenmeye başladıkça Yong Shik'in duygulanması beni benden aldı ahshaha Aslında zaten başından beri Dong Baek'e çizilen bir karakter güçlü bir karakter bence. Evet, sesini çıkarmıyor, karşı çıkmıyor belki ama sessizce katlanıyor. Bence bu da bir çeşit güç. Kendini bırakmıyor. Hani bir sahnede annesine diyordu ya "Herkesin zor hayatlar yaşadığını bilirsem belki bu kadar zorlanmam." diye. Evet zorlanıyor ama mücadeleyi bırakmıyor. En azından Pil Gu için ayakta kalmaya çalışıyor. Sadece bu durumu kabullenmesine kızdım. "Talihim yok bahtım kara, böyle hayat batsın yere" modunu bir açtı ki o ne açış... Ongsan kadınları onu sevmiyor mu? "Normaldir beni kim seviyor ki?" diyor hemen. Yong Shik'in annesi ilişkilerini onaylamıyor mu? "Eh Pil Gu benim gibi biriyle olmak istese ben de istemem." Yong Shik yorulduğunu mu söyledi? "Böyle olacağı belliydi." Dong Baek gibi güçlü bir kadının bu kurban psikolojisini kaldıramadım da, anlamlandıramadım da.

Bir de Dong Baek'e çok kızdığım bir sahne vardı. Şimdi hepinize soruyorum. Altı yıldır başınızda şakacı gibi bir bela olsa ve her adımınızda sizi takip etse, bir hafta önce sizi canlı canlı yakmaya kalkmış olsa, hiç tanımadığınız bir adamın aramasına güvenip de motorunuzu almaya terk edilmiş bir alışveriş merkezine gider misiniz? Sorudaki absürt durum o kadar açık ki. Hiçbiriniz gitmezsiniz, ben de gitmem. Ama Dong Baek gider... Ya delirtti cidden beni orada. Benim başımda şakacı gibi bir bela olsa tuvalete bile delici kesici aletle giderim, Dong Baek elini kolunu sallaya sallaya terk edilmiş bir alışveriş merkezine giriyor, bir de kaçarken asansör kullanmaya çalışıyor, hey yarabbim. Cidden kelimelerim tükendi şu an. Yani değil motorsiklet, ev falan verseler yine girmem oraya. Balık pazarında, yangının olduğu gün de aynı. Adını anons ediyorlar, paşa paşa gidiyor bir de arkasından kapıyı kapatıyor. Yani Dong Baek şakacıdan her seferinde başkalarının yardımıyla kurtuldu arkadaşlar, ona kalsa işi bitikti...

Jong Ryeol ve Dong Baek ilişkisine bir parantez açacağım şimdi. Yıllar önce Dong Baek'in Jong Ryeol'ü terk etmesi konusunda Jong Ryeol'ü de suçlayamıyorum. En azından Jong Ryeol'ün bir bebekleri olacağını bilmeyi hak edecek bir adam olduğunu düşünüyorum. Çünkü Jong Ryeol hiçbir zaman kötü adam değil, ününden başı dönmüş bir adam. Dong Baek'in gidişiyle de ne kadar perişan olduğunu ve yıllar boyu üstüne yapışan bir lakaba sahip olduğunu da düşünürsek :( Pil Gu'yu almak istediğini ilk söylerken kurduğu cümle sanki eninde sonunda kötü adam olduğunu söyler gibiydi ama sonra güzel bir ters köşe yaptılar. Yapıcı, çabalayan ve mantıklı bir adamdı ya. Ben nefret edemedim ondan. Kızıyla olan ilişkisi de şirindi. İki tarafın da ufak tefek hataları var. Kimi suçlarsın şimdi? Hiçbirini. Umarım Jong Ryeol da hatalarını anlamış olan karısı Jessica/Sang Mi ile mutlu olur.

Dong Baek'in oğlu Pil Gu'muz bu bebiş de. Kim Kang Hoon'u daha önce pek hatırlamadığım Romance Is A Bonus Book'da ve Hotel Del Luna'da Chan Sung'un çocukluğunu oynarken izledim. Diğer iki dizide karakterlerin küçüklüğünü canlandırdığı için oyunculuğu hakkında yargıya varamadım tabi ki ama bu dizide resmen şov yaptı. O ağlama sahnelerinin güzelliği gerçekçiliği nedir yahu, nasıl ağlattınız bu çocuğu bu kadar? Neredeyse beni de ağlatacağı sahne, babasıyla Seul'e giderken arabada ağladığı sahnedir. Annesinin onun isteyerek gittiğini düşünmesi için çocuk aklıyla annesini tersleyip durması ama sonra gözden kaybolunca ağlamaya başlaması ne kadar da tam bir çocuk tepkisiydi. O yüzden Pil Gu bazen çok olgun bazen ise bu sahnelerdeki gibi tam bir çocuk olabilen bir karakterdi.
Annesi ya da babası olmayan çocuklar çabucak büyürler. Pil Gu'da da bunu gördük. İçine atan, fedakarlıklar yapan ve küçücük yaşıyla annesini korumak isteyen bir çocuktu. Sadece Yong Shik ile ilişkilerinin daha derin işlenmesini isterdim. Şakacıydı, babasının gelmesiydi, gitmesiydi derken o konu üvey evlat gibi kaldı, maç sahnesi dışında Yong Shik'le adam akıllı bir sahnesi olmadı. Oysa ki Joon Gi ile yolda yürürken Yong Shik'in arkadan gelip Pil Gu'yu kaldırdığı sahnenin ilişkileri için başlangıç olabileceğini düşünmüştüm :( Yalnız o maç sahnesi... Biri benim çocuğuma tokat atsa herhalde gözüm döner, Dong Baek nasıl o kadar sakin kaldı şaşkınım.
Bir de Dong Baek ile Seul'de ağlaya ağlaya tartıştıkları sahnede çok haklıydı bence. Ben de Dong Baek'in, Yong Shik ile olan ilişkisi konusunda Pil Gu'yla en baştan konuşması gerektiğini düşünüyorum. Böyle bir ilişkileri vardı çünkü. Ve Pil Gu'ya danışmaması doğru değilse, Pil Gu için kendi hayatını ikinci plana atması da doğru değil. Dengeyi bulmak önemli. Ne der üstad Yoon Hye Jin, "Ebeveynlerin çocukları için yapacakları en iyi şey, kendilerine iyi bakmaktır."
Baştan Dong Baek'e epey kötü davranan, imayla karışık laf çarpan ve sürekli dışlayan bu Ongsan kadınlarının daha sonradan Dong Baek'i kabullenmeleri sürecinde eğlendim. Dong Baek taşınırken bunları bir telaş aldı ya, orada aşırı eğlendim ahshahsha Baştan çok kızdım, sinirlendim bu ekibe ama sonra Şakacı'dan Dong Baek'i korumaya başlamaları öyle şirindi ki. Mahalle gang.

Hyang Mi konusunda çok dertliyim, bana elleşmeyin... Bu kızı bir süre hiç sevmedim. Düşüncesizliği, Dong Baek'in başını da belaya sokması, Dong Baek'in kıza koşulsuz şartsız güvenmesi ama pek de güvenilecek bir şeyi olmaması falan... Ama ben de kitabı kapağına göre yargılamışım. Kızın hikayesini deştikçe altından o kadar üzücü şeyler çıktı ki. O hayırsız kardeşine diyecek hiçbir şeyim yok zaten ama sen niye hala hayatını ona göre yaşıyorsun be Hyang Mi. Ayrıca bu kız niye tam değişmek, iyi bir insan olmak üzereyken öldü ya niye yani niye?? Bu kızın iyi bir insan olarak yaşama şansı yok mu? Bir de maşallah o kadar düşmanı varmış ki, şüpheli listesi kol gibiydi. Ah be Hyang Mi...
Ama Dong Baek ile aynı okulda okuması, Dong Baek'in dışlanan bir diğer arkadaşı olması falan biraz zorlama bir tesadüftü bence, yani yok artık dedim ben. Ha şöyle olsa daha iyi olurdu. Yine aynı hayat hikayesi ama başka bir yerde. Dong Baek'le aynı okulda olması "öeh artık" dedirtti bana.
Son Dam Bi'nin bu dizideki performansıyla Best New Actress (En İyi Yeni Aktris) kategorisinde de ödülü kucakladığını ekleyelim. 

En net olarak Jung Joon Hyung'un (Fairy Kim Bok Joo) yengesi olarak hatırlıyorum bu kadını. Orada çok severek izlemiştim. Burada ise iyi ters köşe oldum, çünkü kızından sadece böbrek istemeye geldiğine çok ikna olmuştum. "Nasıl insansın sen be?" falan diyordum ki kadın cidden yıllarca Dong Baek'i korumuş, kollamış, Şakacı'dan kurtarmış ya az mı? Zeki kadındı, demans hastası rolü yaptı ama biz yemedik, bu numaraları anca safım Dong Baek yer zaten... Dong Baek annesini kaybedecek ve yine hayattan bir sille daha yiyecek diye korkmuştum ama öyle olmadı çok şükür. Bir de annesi geldikten sonra Dong Baek'in de ona arka çıkan birisine sahip olması güzel oldu. Sanki o zamana kadar yapayalnızmış gibiydi. Yong Shik var tabi ama anne bambaşka bir şey. Annesinin son bölümdeki mektubu da mahvetti beni, gözyaşlarım şelale oldu şelale.


Hwang Yong Shik (Kang Ha Neul)

Kang Ha Neul'ın To The Beautiful You'da bir kere izlemiş ve Moon Lovers'a kadar başka bir projesini izlememiştim ne yazık ki. Moon Lovers'taki rolü de malumunuz. Bir neslin travmasıydı resmen... Ama burada izleyince hastası oldum. Kang Ha Neul kesinlikle kibirli, üç kağıtçı ya da babadan zengin rollerin adamı değil. Bu kumaş öyle uymuş ki üstüne! Yok böyle bir şey ya.
Öncelikle Yong Shik benim dizide en sevdiğim karakter oldu. Böyle ağladıkça sarılasım, üzüldükçe "annem üzülme sen." diye ağıt yakasım geldi. O kadar güzel bir karakterdi ki. Kararlı, kafasına koyduğunu yapan, fedakar, korumacı ve duygusal birisi Yong Shik. Şu özelliklerin güzelliğine bakın bir.
Çok küçük yaştan beri adaletsizliğe dayanamayan yapısıyla birkaç suçlu yakalamış. Sonra demişler ki ülkeye hizmete bak, polis yapalım bunu. Yalnız böyle bir şey cidden var mı ya? Kan bağışı gibi şeylerin üniversite kabulünde etkili olduğunu Playful Kiss'te gördük ama bunu da ilk defa duyuyorum. Hiç akademi yüzü görmeden polis olmuş bizim oğlan. Tam bir mahalle delikanlısı. Herkesin tanıdığı, güvendiği insan. Zaten Dong Shik tüm polislerden daha çok avantajlı olduğu konunun bu olduğunu söylüyordu. Mahalleliyi tanımak, zayıf noktalarını, ağızlarından nasıl laf alacağını bilmek.
Yong Shik dizinin karakteri en belirgin, en tahmin edilebilir karakteri ama bu tahmin edilebilirlik kötü bir yan olmaktan daha ziyade keyif veriyor. Çünkü bir olay karşısında ne yapacağı çok tahmin edilebilir. Karakteri sağlam ve istediği şey için son damlasına kadar savaşıyor. Şakacı'yı yakalayacağım dedi ve yakaladı. Bir de davaya çok odaklandığında gözlerinin tabiri caizse dönmesi. O gözlerini her gördüğümde kahkaha attım. Komiserinin ise "Gözlerinin nesi var?" sorusu beni çok eğlendirdi.


"Tamam da niye öyle bakıyorsun?" Hahshahhs harika yapıyor ya yiyeceğim. Yong Shik aynı zamanda oldukça cesur bir insan. Küçük kasabada, herkesin birbirini tanıdığı ve sırf rahat yaşayabilmek için ses çıkarmadığı bir düzen var siyasi çevrede. Yong Shik bunu ilk anda görüyor, Bay No Gyu Tae ile iyi geçinmesi gerekiyor mesela. Çünkü onu kimse sevmese bile sırf gözüne girebilmek ve adamın etinden sütünden faydalanmak için dalkavukluk yapıyorlar, en iyisi sensin diyorlar. Ama Yong Shik bunu yapmıyor. Bırakın baş eğmeyi, bulduğu yerde tartaklıyor ve kaç kere mesleğinin kıyısından dönüyor. Dizide en belirgin karakter değişimini de No Gyu Tae yaptı bu arada ahahahs adam birden melek kesildi. Baştan son derece şerefsiz yazılan bir karakterdi. Daha sonra çocuk gibi ablası, bilmez o, düşünemez moduna girdiler ve hataları olan çocuksu bir adama dönüştü. Onun da düzgün bir insan olmasına sevindim ama nasıl oldu biraz anlamakta zorlandım. Karısının ise dava olayında Dong Baek'i tutması <3 Kadınların göz bebeği Hong Ja Young. Hastaydım kadına.

Benim favori Yong Shik sahnelerim, Dong Baek ona hayatında olup biten kötü bir şeyi anlatırken ya da ağlarken Yong Shik'in de dudak bükmesi, ağlamaya başlaması. Ağlamak olgunluktur, güçlülüktür, her şeyden öte bence bir insanın hala kalbi olduğuna işaret eder bence. O yüzden çok sevdim ağlamalarını, çok tatlı geldi bana. Arkandayım Yong Shik, Yeong Sim'in köpeğine gitmemiş olman önemli değil, ben senden razıyım ahshahshsh

Yong Shik'in annesine Dong Baek konusunda kızdım. Öncelikle onu söyleyeyim. Kendisini hem çok sevdim hem Dong Baek'e olan davranışlarının değişmesine kızdım. Kendi küçük oğluna almayacakken Dong Baek harika, Dong Baek çok iyi, Dong Baek'ime dokunmayın. Ama kendi küçük oğluna almaya gelince mi başkasının çocuğu oldu Pil Gu, yükü olan bir kadın oldu Dong Baek. Hani nerede dostluk? Gitti en son ortalığı karıştırdı, finalde de diyo ki sizi kabul edicem. Teyze erken oldu bu ya dur bir yirmi bölüm daha sürünelim. Bu çifte standartlara gelemiyorum ben. Çok seviyorsan, küçük oğluna da alacaksın. Ne farkın kaldı senin şu kadınlardan? Öyle yani. Finalde Pil Gu'yla sevimli sahneleri kalbimi eritmiş olabilir ama gerçekler bunlar.
Yong Shik ile ilişkileri çok tatlıydı, hem sevgi hem dövüş ahahahah. Annesi Yong Shik'in çok üstüne titriyordu. Ölen kocasının emaneti olarak görmüş, üç oğlunu da aslanlar gibi büyütmüş. Yong Shik de tabiat itibariyle belanın ortasına atlayan bir tip olduğundan kadının derdi büyüktü yani. Yong Shik'in de aslında annesini çok sevmesi ama buna rağmen sevdiği kadından da bir türlü kopamaması çok güzel yansıtıldı. Ne öyle ne böyle olabildi. Tam onluk bir hareketti. Kimseyi kıramadan, üzemeden ama kendini de arka plana atamadan. Yani sonuç olarak Bayan Kwak'a Dong Baek konusunda ve Pil Gu'ya yük demesine kızdım ve içerledim. Ama onun dışında üç çocuğunu kendi başına büyütüp her şeye göğüs germesi, onlar için her şeyi üstlenmesi, bunlar harikaydı yani Bayan Kwak, parti kur, oy verelim canım benim.

Yong Shik'in Dong Baek'le ilişkisi ise çok güzeldi. Yong Shik, Ongsan'a ilk döndüğünde görüyor Dong Baek'i ve ilk görüşte aşık oluyor. İlk görüşte aşk bana da herkes gibi ütopik geliyor. Ancak Yong Shik'i tanıdıkça anlıyoruz ki tam onluk bir hareket. Yong Shik ilk görüşte Dong Baek'ten etkileniyor aslında daha doğrusu, sonra Dong Baek'in sağlam duruşunu gördükçe, gördükçe daha çok aşık oluyor, o zaman bağırıyor işte herkese, "Ben Dong Baek'ten hoşlanıyorum." diye. Dong Baek'in ayakta sapasağlam durmasını isteyen, o ağlayınca birlikte ağlayan, her zaman önceliklerini ona göre ayarlayan ve kararlarını ona göre alan bir adamdı Yong Shik. O kadar saygılıydı ki sevdiği insana karşı. O yüzden bu çok olgun ilişkilerini çok sevdim. Hani bazı ilişkiler olur, tutku çok ön plandadır ama iki taraf birbirini hep kırar, yaralar. Bu ilişkiler duyguların ne kadar yoğun olursa olsun tükendiği ilişkilerdir. Ama Yong Shik ve Dong Baek'in ilişkisi böyle değildi. Birbirlerini destekleyen, eksiklerini tamamlayan ve yaralarını saran bir ilişkiydi. Yong Shik hayatın kötü yanını hiç görmemiş, hiç dışlanmamış, hiç kötü muamele görmemiş bir çocuk. Bu yönden toy bile denebilir ama buna rağmen korkusuzca herkesin karşısına dikilip, sevgisini başı dik şekilde savunabilecek kadar da cesur. Dong Baek ise her ne kadar artık temkinli adımlar atan birisi olsa da kimsenin bu kadar yanında olmamasından dolayı kapılıyor Yong Shik'in bu duruşuna. Mükemmel bir insan değil, hatta Dong Baek'e göre çok hoppa ve toy birisi Yong Shik. Ama sıcacık bir kalbi var ve Dong Baek'in yanında durmaktan asla sıkılmıyor, çekinmiyor. Dong Baek'in yalnızlığını sarıp sarmalıyor bir nevi. Yani bizim yanımızda yöremizde şöyle bir insan olsa ne dert kalır ne tasa gerçekten. Her şeyi öyle coşkulu ki. Kahkahaları, sevinci bile sizi güldürüyor çünkü onun aşırı neşesi bulaşıcı gerçekten. Lütfen Kang Ha Neul hep böyle roller oynasın, adam Hwang Yong Shik olarak sekizinci prens travmamı yok etti, oyunculuğu dert görmesin.

Sadece bir olumsuz yan söyleyeceğim yeri gelmişken ama Kang Ha Neul ve Gong Hyo Jin'in kimyasını pek uyuşturamadım gibi geldi neden bilmiyorum, bir elektrik alamadım. Acaba Yong Shik karakterinin çocuksuluğu ön planda olduğu, Dong Baek ise oldukça olgun olduğu için yaş farkları mı çok belirgin hale geldi bilmiyorum ama aslında yaş farkına çok takılmam. Neden bilmiyorum ama çift olarak birazcık eksik geldiler yani kimyaları ateş etmedi. Tatlış bir çifttiler, çok güzel bir ilişkiye sahiptiler ama bir şeyler eksik gibiydi.

Yukarıda Pil Gu'yla ilgili yorumumda da söyledim, bir kere daha söyleyeyim dizide en eksik olan nokta Pil Gu ve Yong Shik etkileşimiydi bence. Daha çok sahneyi hak ediyorlardı bence.

Genel Yorumum

Son yıllarda bir seri katil sevdası var romcomlarda fark ettiniz mi? Strong Woman Do Bong Soon olsun, My Love from The Stars olsun, son zamanlarda izlediğim You Are My Spring'de de var. Burada da Şakacı vardı, deli. Yani koysunlar yine hobi olarak, koymasınlar demiyoruz ama bu dizide fazla uzadı kaç kovala. Güzel ters köşeye yattık ama yine de son bölümden önce çözülse daha mutlu olurdum bu konu.

Onun dışında küçük bir maruzatım daha var. Son bölümdeki klişe ayrılık neydi ya? Yani son zamanların en başarılı olay örgüsünü izlediğimiz dizide bu ayrılık, "hadi biraz da buna üzülün çünkü konu kalmadı ama toparlarız sonra" ayrılığı değil de neydi? Bu diziye yakıştıramadım bunu. Bunun yerine önce Dong Baek'in Pil Gu ile oturup her şeyi konuşmasını beklerdim. Sonra da Yong Shik'in de olduğu bir toplantı yaparlar, problemlerini hallederler diye düşündüm. Dong Baek'in çocuğu var ve onu düşünmek zorunda hissediyor ancak çocukların en sevmediği şeylerden birisi ebeveynlerin de onlar için kendi hayatlarını ikinci plana atması. Kimse kimsenin sırtına böyle bir minnet yükü yüklememeli. Kendi hayatı da değerli, önemli. O yüzden Dong Baek'in Pil Gu için kendi kararlarını alması gerek ki ileride Pil Gu büyüdüğünde Pil Gu da bağımsız olarak kararlarını alabilsin. O yüzden bu ayrılığı araya sokuşturmak yerine bu şekilde kriz çözülerek atlatılsa daha hoş olurdu diye düşünüyorum.


Şimdi de uzuunca paragraflarla sevdiğim ve dizide çok hoşuma giden şeylerden bahsedeceğim.

İlk ve en genel olarak şunu söyleyeceğim. Dizinin yalnızca bir romantik komedi olmamasını sevdim. Aile yapısı ve ilişkileri, yaşamda karşılaştığımız problemler, toplumsal ilişkiler, ve en önemlisi bir insanın büyüme ve olgunlaşma süreci olmak üzere birçok konuyu ele aldı dizi. Altı doldurulmamış, pırıl pırıl bir aşk hikayesi de izleyebilirdik ama iyi ki izlemedik. Bu kadar farklı yönleri ele alan bir drama olması hoşuma gitti.

Dizinin zaten çok küçük bir kasabada geçmesini çok sevdim. Hatta dizi bitti, annemle izleyelim dediğim filmlerin konularını araştırıyorduk, bir baktık kaydettiğim iki film de Avrupa kırsalında geçiyor. Ben seviyorum böyle filmleri, çekiyor resmen beni. Birisinin tüm eşyalarını toplayıp kırsala gelmesi, yavaş kurulan ve derinleşen dostluklar, muhteşem manzaralar, renkli karakterler falan. Dizi de bu yönden çok sıcacık bir ortam sundu bize. Über zengin insanlar yok, sürekli birbirinin kuyusunu kazan karakterler yok, şirketler ve güç savaşları yok. Muhteşem. Sadece hayatın içinden, gerçekçi karakterler var. 

Dizide en çok sevdiğim şeylerden birisi de, safi kötülük düşünen, sürekli bir hinlik planlayan kötü karakterler yoktu. Sadece hatalar yapan, bu hataları tekrarlayan, ama pişman olan ama olmayan yalnızca insanlar vardı. Bazıları bu hatalara itilen insanlar. Hiç ilgi görmediği bir evde büyüdüğü için ihtiyacı olan ilgiyi sosyal medyadan toplamaya çalışan Jessica. Dışlanarak büyüyen, bir yere ait olamayan, yoksul olduğu için ufak tefek şeyler çalan ve insanlara şantaj yaparak onlardan para toplayan ancak tüm elindeki avucundakini ilgi bile görmediği kardeşine gönderen Hyang Mi. Şöhretten başı dönen ve bir türlü hayatını düzene oturtamadığı için hem sevgilisini hem çocuğunu kaybeden Kang Jong Ryeol ve daha bir çoğu. Hangisi kötü karakter? Hangisi bir başkasının hayatını mahvediyor? Hiçbiri. Çünkü hayat böyle bir yer. Hatalar yapan, ufak tefek kötülükler yapan, ama içinde bir parça iyi yanlar da bulunduran insanlarız. Kimse siyah ya da beyaz değil, hepimiz griyiz. İçimizde her şeyden bir parça taşırız. O yüzden bu karakterlerin de hata yapan ama gerçekten kötü olmayan insanlar olmalarını sevdim.

Karakterler demişken oradan devam edelim. Hepsine ama hepsine derinleştirilmiş yan hikayeler yazmaları hoşuma gitti. No Gyu Tae'nin Hong Ja Young ile nasıl tanıştığını izlemek çok hoşuma gitti mesela. Hyang Mi'nin hikayesini öğrenmeseydik sonsuza dek şantajcı bir imajla kalacaktı gözümüzde. Ama onun da umutsuzca bir ev, bir aile istemesi çok dokunaklıydı. Dong Baek'in annesinin onu neler çektikten sonra bıraktığını izlemek de bakış açımızı değiştirdi. Ama yanlış ama doğru, o kısım kişiye kalmış bir şey. Ama böyle de bir şey var, buradan da bakın der gibi bu hikayelerin bize verilmesi hoşuma gidiyor. Bu tip yan hikayeler, ana hikayeleri de destekliyor.

Finalde herkesin yardımlaşarak ameliyata yardım ettiği sahnede cidden gözlerim doldu. Bunu, yardımlaşmak harikadır temalı bir kamu spotu gibi de işleyebilirlerdi ama o kadar güzel sahneler, arka plan müzikleri ve diyaloglar seçmişler ki gözümden bir damla yaş süzüldü resmen. O sahnede gerçekten çok duygulandım. Yong Shik'in sesi devreye girdiğinde baya baya ağlıyordum. "Mucizeler yoktur. İçimizdeki kahramanların birlikte çalışması yeter. Sessizce biriken bağışlar. İyi insanlar tarafından yapılan küçük iyilikler. Bu sadece yaptığın tüm iyiliklerin sonucu. Sen bir mucize olarak gör."
Dong Baek'in hayalini revize etmelerini de sevdim. Dong Baek birden gökten zembille inmiş gibi kayıp eşya bürosunda çalışmaya başlasaydı eminim o kadar da tatmin olmazdım çünkü bence bu kadar hayatın içinden bir dizide, Dong Baek'in birdenbire hayaline ulaşması çok mantıklı olmazdı. Ama hem bu masum hayalini hem de onu başkalarının kargolarını almak şeklinde revize etmesini çok sevdim. 
Bir de ilk defa bu kadar zaman atlamalı bir son izledik, şaşkınım. Baya Pil Gu kazık kadar olmuş. Yalnız Pil Gu o kadar büyümüş, liglere çıkmış, etmiş. Bizimkiler aynı ahdshahsha Ne bir kırışıklık, yaşlanma, çökme, saç beyazlaması hiç yok maşallah, gençlik iksirini mi buldunuz ahhahdhha. Bir de onların bir kızları olmuş galiba, Hyang Mi'nin gerçek ismini vermişler hatta. O kızı da görsek güzel olurdu hani. Oh, yumuş yumuş mutlu final. Seviyorum böyle açık kapı bırakılmayan finalleri.


Dizinin OST parçalarından çok aklımda kalan ve günlerce aklımda çalan bir parça olmadı o yüzden nispeten zayıf denebilirdi. Ama arka planı destekleyen temiz parçalardı, hepsini buraya ekliciim.

Punch-Like A Heroine Movie
O.WHEN-Loser
John Park-Foolish Love
Soyou-Are You Okay?
Motte & Yong Zoo-You Are My Vitamin
Kim Na Young-At That Time
Onestar-You Are As Pretty As A Flower
(Ateez'in göz bebeği Jongho'muz da bu şarkıyı muhteşem coverlamış, onun performansı için de buraya tık tık)
Kim Feel-When Winter Comes
 
Çok güzel bir diziydi. Arkadaşlık, ilişkiler, her şeye rağmen ayakta kalabilme, aile olabilme gibi pek çok temayı aynı potada eritmişler, arka plana ise harika bir kasaba koymuşlar. Daha ne olsun. Ben eskiden beri pek çok yerde yaşadım. Ancak daha sonra annem ve babamın memleketine yerleştik. Küçük bir yer, herkesin birbirini tanıdığı bir yer. Babamla bir yere giderken yolda herkes selam verirdi, ben de hepsini nereden tanıyor yahu diye düşünürdüm ahhahdha Böyle küçük yerlerde yaşayanlara daha tanıdık gelir bu dizi gibi, Hometown Cha Cha Cha gibi, When The Weather Is Fine gibi hikayeler. Seviyorum merkez. Ne diyebilirim ki.
When The Camellia Blooms'u da çok sevdim, çok severek izledim.



Çok şapşiksiniz ya... Bir de Ha Neul'un alnını daha çok açar mısınız? Şahsi...


E bebek ya bu...




Şu sofrada iki dakika otursam var ya, ne dert kalır ne tasa...

Sen bebiş misin arkadaşım?




Krala bak Pil Gu'yu kurtarmaya geliyor drone almış eline de.