4 Ocak 2022 Salı

Dizi Yorumu: Hotel Del Luna


Merhabalar merhabalar. Bugün taze bitirmiş olduğu Hotel Del Luna'yı yorumlayacağım sizin için. Aslında izlemeye başlayalı bir süre olmuştu ama uzadı, yeni bitirdim.

IU'nun çok konuşulan kıyafetleri, herkesin çok sevdiği Goblin rüzgarını arkasına alması, bir sürü ünlü oyuncunun konuk olarak yer alması falan derken yayınlandığı dönemde birçok insanın dikkatini çekmiş ve çokça konuşulmasına sebep olmuştu. O yüzden bir süredir izlemek istiyordum. Bir de kişisel olarak Yeo Jin Goo'yu hiç izlemediğim için meraktaydım. Ben kendisine pek de öyle bayılmam (bir ilk ahshshahs) ama oyunculuğunu merak ettiğim için önce bunu izler sonra da Beyond Evil'e kayarım falan diye düşündüm ve başladım.

Spoiler vermeden kişisel yorumumu yazacak olursam, bilmiyorum ya. Sevebilirsiniz ama sevmeyebilirsiniz de. Şahsen ben öyle çok da ayılıp bayılmadım. Hatta bir ara yok ben bırakıyorum dedim ama ekşi sözlükte yememiş içmemiş Del Luna övmüşler, onun için devam ettim. Bilmiyorum, ya yaşım büyüdü ve artık bu hayalettir, cindir, peridir yok goblindir hikayeleri beni cezbetmiyor, ya kendi kendime beklentimi çok yükselttim ya da senaryoda gerçekten bir problem vardı ki ben üçüncüsü olduğunu düşünüyorum. Sabırlıysanız, sabredin izleyin dizi son beş bölümde falan açılıyor. Ama kimse kusura bakmasın da, son beş bölümde açılan dizi de bi zahmet hiç açılmasın artık.

Toparlayacak olursam, fantastik hikayeleri sevenler her şekilde izler bence. Ama ilk bölümler ciddi anlamda hiç akmıyordu, bir sonraki bölümü merak ederek sonraki bölüme geçmedim hiç, şunu da izleyeyim kafasındaydım genelde. Dediğim gibi sabrederseniz dizi bir yerde havasını buluyor ama bence çok geç açılıyor. O yüzden sabrı olan, fantastik yapım seven, boş vakti olan buyursun gelsin.

Neden izledim falan demiyorum şu anda, gayet hoş vakit geçirdim. Ama çok daha akıcı bir senaryoyla bu dizi nasıl şahlanırdı, onu düşünmeden edemiyorum işte. 


HOTEL DEL LUNA
Yönetmen: Oh Choong Wan
Senarist: Hong Jung Eun, Hong Mi Ran
Yayıncı: tvN
Bölüm Sayısı: 16
Yayın Tarihleri: 13 Temmuz-1 Eylül 2019

Geçmişin kinini yüreğinde taşıyan alaycı ve kibirli Jang Man Wol, Seul'deki Hotel Del Luna'nın sahibidir. Ancak yalnızca ölülere hizmet vererek ruhların diğer dünyaya geçmesini sağlamak için çalışan bu otel, Jang Man Wol için günahlarının kefaretini ödemesi için bir araçtır. Jang Man Wol otele zincirlenmiştir ve 1000 yıldan beri ölmeyi beklemektedir. 
Goo Chan Sung genç bir otelcidir, babasının o küçükken Jang Man Wol ile yaptığı anlaşma yüzünden Hotel Del Luna'da çalışmak zorundadır. Önünde parlak bir gelecek ve kariyer varken ölülere hizmet vermek istemeyen ve ruhlardan korkan Chan Sung ayak diretir ancak en sonunda Hotel Del Luna'nın müdürü olur. Onun gelmesiyle birlikte geçmişin sırları birer birer açığa çıkmaya başlar.

Heyt be! Bu alanda kariyer yapmak istedim şu an, dizi özeti yazmalı kariyer. Bu arada kariyer demişken cidden keşke Jang Man Wol'ün kariyerinden yapabilsem. Dizi boyunca giyindi, süslendi, millete bağırdı çağırdı ve yemek yedi. Arkadaşlar lütfen söyleyin nereye başvuruyoruz bu kariyer için ahshahshs Hotel Blue Moon da çalışmaya talibim bu arada :P

-Warning dostlar. Spoi içeren alan.-

Karakterler
Jang Man Wol (IU)

Dizinin yıldız ismi IU. Şimdiye kadar kendisinin üç dizisini izledim (Pretty Man'i de biraz izlediğimi sayarsak dört) ve oyunculuğunu kronolojik olarak sıraya koyarsak gittikçe devleşiyor oyunculuğu. Gözleriyle her şeyi anlatmaya başlamış, helal olsun.
Giydikleriyle bana It's Okay To Not Be Okay'deki Ko Mun Yeong'u anımsattı sıklıkla. Ama tabi yapı meselesi Seo Ye Ji daha uzun ve yapılı olduğu için giydiklerini çok daha iyi taşıyordu. Kendisinden pek hoşlanmıyorum skandalından beri ama ekranı dolduran bir oyuncu olduğunu kabul etmek gerekir. Konuyu dağıtmayacak olursam IU, günahlarından ötürü bir nevi kefaret ödemek için Dolunay Ağacına zincirlenen Jang Man Wol karakterine hayat veriyor. 1300 yaşlarında olan Jang Man Wol, tahammülsüz, paragöz ve alışveriş tutkunu bir kadın olarak çıkıyor başta karşımıza. Ama biz ilk bölümdeki flashbackten anlıyoruz ki o kadar da basit değil.
Jang Man Wol içinde kinle, bitmeyen bir kinle yaşayan ve güçlü kalabilmek için o kine tutunan bir kadın. İlk bölümlerde o gördüğümüz sert imajı da bundan. Kimseyi sınırlarının ötesine geçirmemiş, kinini canlı tutmuş ve herkese mesafesini korumuş. Bunu Goo Chan Sung değiştiriyor tabi. Gittikçe yumuşaması, neşelenmesi, etrafındakileri sevmeye ve affetmeye başlaması çok güzeldi. Otel çalışanlarını ve Chan Sung'u daha çok önemsemeye başladı. Çok doğal bir değişimdi. Mesela Kim Seon Bi'nin gittiği sahnede orada güçlü yüz ifadesini koruyup notu okuduktan ve bıraktığı kokteyli içtikten sonra masaya kapanarak ağlaması ne kadar da Jang Man Wol'lük bir sahneydi, ne kadar güzeldi.
IU bu rolü öyle güzel canlandırmış ki kendi kişiliği de böyle mi acaba, resmen bütünleşmiş Jang Man Wol'le. Şahsen izlediğim üç dizisi içinden Hae Soo (Moon Lovers), Lee Ji An (My Ajussi) ya da Jang Man Wol mü derseniz kesinlikle Jang Man Wol'ü oynamamış, yaşamış. Herkes gittikten sonra boş otelde gezindiği o sahnede hüznünü resmen içimde hissettim.
Yalnız benim uzun süre aklımdan çıkmayacak bir sahnesi var ki, polis karakolunun önünde, üstündeki kırmızı elbiseyle, gözleri dolu dolu Yeon U/Yeong Su'ya baktığı, göz göze geldiklerinde gülümsediği o sahne. O sahnedeki güzelliği gerçek mi ya? Güzelliği, duruluğu, gözlerinden geçen o hisler, o adamın önceki hayatındaki haline duyduğu özlem ve sevgi... Hiçbir anını unutamayacağım sanırım o sahnenin. Size yemin ediyorum ağladım ben o sahnede. Ciddili ağladım hem de. 



Goo Chan Sung (Yeo Jin Goo

Yeo Jin Goo'yu ilk defa izledim. Kendisini pek beğenmiyordum ama oyunculuğunu sevdim, sesi bir harika, rolüne ise bayıldım!
Goo Chan Sung daha küçükken, babasının ölümcül şekilde yaralanıp Hotel Del Luna'ya girmesiyle birlikte gelişiyor olaylar. Babası tam ölecekken Man Wol'den onu bağışlamasını istiyor. Man Wol da bağışlarım ancak oğlun yirmi yaşına girdiğinde onu alırım diyor. Gerçekten de böyle oluyor. Harvard'da okuyan, Forbes listesinde yer alan otellerden birinde çalışmaya başlayan Chan Sung, en sonunda Hotel Del Luna'ya giriyor. Onun kararını vermesinde etkili olan en büyük şey eski otel müdürünün söyledikleriydi bence. Hatırlarsanız, "Del Luna bütün hayatıma değerdi." demişti. Bu cümle etkiledi bence Chan Sung'u.
Goo Chan Sung son zamanlarda gördüğüm en sevilesi karakterlerden. Hayaletlerden ürken, bunu söylemekten çekinmeyen ve Man Wol'e sürekli "Beni koru." diyen bir karakter. Kore'de de maalesef hala cinsiyet kalıpları yaygın dünyanın çoğu yerindeki gibi. Ama bu senaryonun bunu biraz kırması çok hoşuma gitti. Erkekler korkamaz mı, onlar insan değil mi neticede?
Chan Sung evet ürkek ama bence dünyanın en cesur insanlarından birisi. Bu hayatta kaç kişi, sevgilisi ellerinde hiçbir zaman ayrılmayacaklarını vaat eden bir şarabı tutarken onu durdurabilir ki? Hiç kimse, şahsen benim bile aklım çelindi şarabı görünce.
Oyunculuk anlamında çok çok üst düzey bir performans sergilemedi ama rahatsız edici bir oyunculuğu yoktu kesinlikle. Hatta 14. bölümde, Man Wol'ün hayalinde Chan Sung'u bıçakladığı bir sahne vardı. Oradaki bakışları cidden çok etkileyiciydi. Hayal kırıklığı, üzüntü, şok, inkar... Gözlerinden tüm bu ifadeler aynı anda geçti. Ama durakta ağlama sahnesi çok dokunaklı değildi mesela, beni etkilemedi ya da. Yine de sevdim, IU'yla yakıştıklarını ve kimyalarının da uyduğunu düşünüyorum.




Bu ekip de otel çalışanları. Ortada yer alan adam Kim Seon Bi. Rolüne Shin Jung Keun hayat veriyor. Kendisi Joseon döneminde bir alimmiş ancak tayini iptal edildiği için çok üzülmüş. Öldükten sonra Hotel Del Luna'da çalışmaya başlamış. En uzun süreli çalışan oydu. Hikayesi üzücüydü ama sonunda adını temizlemesine sevindim. Yaptığı Tears kokteylleri Man Wol'ün hiç beğenmemesi üzerine homurdanmaları çok tatlıydı.
Solda yer alan kadın ise Choi Seo Hee. Bae Hae Sun hayat veriyor. Choi Seo Hee konuklarla, talepleriyle ve odaların temizliğiyle ilgilenir. Köklü ailelerden olan Yeongju Yun ailesinin geliniymiş ancak o zamanlarda erkek evlat takıntısı olduğu için hem üstüne kuma getirilmiş hem de kızıyla ilgilenmemiş ve onu aç susuz bırakmışlar. Choi Seo Hee de kızının ve kendisinin ölümüne sebep olan aileye kin dolu. O ailenin son ferdi arkasında kimseyi bırakmadan öldükten sonra o da öbür dünyaya gideceğini söylüyordu.
Ji Hyun Joong'a ise P.O hayat veriyor. Bu bebe en genç çalışan, yanlış hatırlamıyorsam öleli 70 sene falan olmuş. Resepsiyonda duruyordu. Ji Hyun Joong'da asker kaçağı arkadaşı tarafından öldürülmüş. Savaş yıllarında ailesinden kimsekalmadığı, sadece kardeşi Hyun Mi kaldığı için Hyun Mi öldükten sonra onunla birlikte gideceğini söylüyordu. P.O'nun oyunculuğu hiç beğenilmemişti. Bana baştan normal gelmişti ama sonra ilerledikçe... Tek bir mimiği var gibi davranması canımı sıkmıştı yalan yok ahahhahh

Gugudan ve IOI'dan tanıdığımız Kang Mina da dizide Kim Yuna karakterini oynuyor. Şimdi üşendim fotoğrafını eklemeye hepimiz tanıyoruz zaten ajsshhs Kim Yuna da otelin stajyeri gibi bir şey. Ama Ji Hyun Joong'la çıkıyorlar. İlişkileri beni çok baydı, öyle böyle değil.



Sanchez (Cho Hyun Chul)

Sanchez, Goo Chan Sung'un ultra zengin arkadaşı, Pizza Alvolo diye bir yerde pizza pişiriyor. Ama babadan zengin heralde yani bir pizzacıyla bu kadar zengin olmak imkansız, eleman yat kulübüne üye olmak gibi rafine zevklere sahip. Zengin kankalarıyla zengin bir hayat sürüyor. Yalnız işte parayla saadet olmadı, bu hikayede yanan Sanchez oldu... Yalnız hala düşünüyorum bu çocuğun ismi niye Sanchez, manitasının ismi niye Veronica?



Lee Mira/Songhwa (Park Yoo Na)

Sky Castle, My ID is Gangnam Beauty gibi dizilerde izlediğimiz Park Yoo Na burada Sanchez ve Goo Chan Sung'un arkadaşı olan otlakçı, batakçı bir tip. Lee Mi Ra'yı tanımlayacak en önemli şey bu yani ahdhahdh bir de doktordu. Ama asıl önemli olan, Lee Mi Ra'nın önceki hayatında Jang Man Wol'e kök söktüren, Yeon Woo'yu öldürten bok kafalı Songhwa olması. O salak karının bu kadar kötülük yapıp sonradan Mi Ra olarak doğup iyi bir hayat yaşaması biraz şaşırtıcı tabi yani ne alaka anlamadım. Hani domuz olarak doğuyordu kötüler? Ama dediğim gibi Mi Ra zararsız bir tipti. En bombası ise öldürdüğü Yeon Woo'nun reankarnesi olan Yeong Su ile mutluluğu bulup, yetmeyip bir de evlenmesi. Her şeye rağmen çok şirin bir çiftlerdi. Sen her şeyin en iyisini hak ediyorsun Yeon Woo'm:(



Yeong Su/Yeon Woo (Lee Tae Sun)

Bu eleman da polis memuru Yeong Su reis. Akıllı, zeki, iyi yetişmiş, müthişmükemmel bir tip yani. Bir önceki hayatında Yeon Woo olarak Jang Man Wol'ün en yakın arkadaşı ve en sevdiği insan. Hani olur ya bazı insanlar, yumuşak karnımız deriz, zayıf noktamız. Söylemesek de onun için her şeyi yapacağımız o insan. İşte Man Wol için Yeon Woo o insan. Man Wol de Yeon Woo için o insan olacak ki Chun Myung'a "Sadece Man Wol'ü koru." diyerek bir nevi kendisini feda ediyor Yeon Woo. Ölüm sahnesini kaç flashbackle gösterdilerse hepsinde şıpır şıpır ağladım... Canım Yeon Woo. Kendisinin karakolun önünde Man Wol'e bakarken donup kalması ve önceki hayatını gösteren içkiden sonra ağlaması da beni mahveden detaylardandı :( Canım Yeon Woo'm.



Go Chun Myung (Lee Do Hyun)

Bu da ayrı elem dert sahibi yapar insanı... Önce kötü adamı oynadığı için sövdüm saydım, sonra işin iç yüzünü öğrenince buna da üzüldüm yazık ya. Vallahi böyle çile mi olur? Saray ordusunda Prenses Songhwa'yı korumakla görevli olan Chung Myung, Jang Man Wol'le tanışıp aşık oluyor, Yeon Woo ve Man Wol'e katılıyor. İsyan sırasında Yeon Woo'yu yakalıyor malesef. Orada az sinir olmamıştım buna. Songhwa'yla evlendiği gün Man Wol bunu öldürüyor. O ölüm sahnesi de çok acıklıydı be. Orada da çok ağlamıştım. Sonra da ateş böceğine dönüşüp Hotel Del Luna'nın ilk müşterisi oldu zaten. Yalnız Goo Chan Sung'un bu olmadığı çok barizdi ya, bir kere bunlar aynı suratla doğmuyor mu hep, ne alaka?
Lee Do Hyun'dan oyunculuktaki başarısını senaryo seçmede de sürdürmesini temenni ediyor, ciğerimizi sökecek kadar kötü sonla biten dramalarda veya annesi yaşında noonalarla oynamayı acilen bırakmasını rica ediyoruz.


Bu arada bu olaylar cidden beni çok üzdü ya. Yeon Woo'yu öyle görünce Chung Myung'a sövdüm saydım, boyun posun devrilsin senin dedim, resmen ağladım Yeon Woo bebişim öyle ölünce. 
Sonra gerçekleri öğrendik, Go Chung Myung'un ölüm sahnesinde de kahroldum, üzüntülerden üzüntü beğendim yani gerçekten dizinin gerçek iki loserı bunlar. Yeon Woo ve Chung Myung. Harcandınız :(




Şimdi gelelim asıl konumuza. Neresini beğenmedim?

Akıcılık olmaması bence en büyük sorun. Zaten bir kere ilk bölüm çok karışıktı. Yani sanki demişler ki zaten olaylar çok karıştı, karıştıralım gitsin, sonra ayıklaştırırız. Flashback içinde flashback. Önce Man Wol'ün nasıl ağaca bağlandığını gördük ama afedersiniz leş gibi anlattılar hiçbir şey anlaşılmıyordu. Sonra Goo Chan Sung'un babasının olayı falan karman çorman oldu her şey. E ondan sonra da akmadı dizi bir süre. Bir bölümü on günde izlediğim oldu, beş dakika izleyip kapatıyordum. Bırakacaktım cidden ama yorumlar aklıma girdi bırakamadım. Son bölümler harici, lan diğer bölümde ne olacak şimdi merakıyla hiç diğer bölüme geçtiğim olmadı. Hayır yani fantastik dizinin akıcı olmaması da resmen skandal. Bence bu büyük bir eksiktir yani. Dizi devamlılığını korumak zorunda. Ki ben diziyi güncel izlemediğim halde böyle. Haftada iki bölüm yayınlanan dizi kendisinin yeni bölümünü merak ettirmedikten sonra kim öle kim kala.

Hayalet hikayeleri, Man Wol'ün hayatında hiçbir şeyi etkilemiyordu. Bir bütünlük yoktu yani. Dizinin bir bölümünün yarısında hayalet hikayelerini diğer yarısında Man Wol'ün hikayesini izliyorduk. İyi tamam da o zaman hayalet unsuru niye var? Bu konuyu zaman yolculuğu yapan Jang Man Wol'le çekseler de aynı şey ortaya çıkarmış, hayalet unsuru eklemenin mantığı nedir yani? Hayalet hikayeleri çok daha derin, çok daha anlamlı işlenebilirdi. Ve bence herkes bunu yapamasa bir nebze hadi ok, ama Hong sisters yapamazsa yazık yani. Daha öncesinden daha iyisini yaptılar çünkü. Master's Sun da öyle çok ayılıp bayıldığım bir dizi değil ama senaryo açısından Hotel Del Luna'dan çok daha başarılı ilerlediği söylenmelidir, sezarın hakkı sezara.

Vincenzo'da da yakındım bundan, bölümler gereksiz uzun. Ya bir buçuk saat bölüm yapıyorlar resmen kısa metrajlı film olur yani o sürede. Bir de şöyle bir sıkıntı var hayalet hikayelerinin ve Man Wol'ün hikayesinin birbirine hiç yedirilemediğini söylemiştim zaten, bölümün yarısında bir şey izliyoruz, diğer yarısında başka bir şey. Kopukluk var bir saat yirmi dakika boyunca. Bu kadar uzun bölümlere gerek var mıydı soruyorum?

Jang Man Wol, Chan Sung'un o kadar peşinden koşup, çocuğa ruhları görme yetisi verdikten, "Artık ruhları görüyorsun, bizim otelden başka bir yerde çalışamazsın." diye diye çocuğu zorla otele müdür yaptıktan sonra o 13 numaralı odaya gönderme olayı çok sinir bozucuydu. Çocuğun o kadar hayatını değiştir, sonra delirt gitsin yok yav! Bu olay benim canımı çok sıktı o bölümlerde, hatta Chan Sung safım hiçbir şey anlamadıkça, oteldekilere iyi davrandıkça dellendim. 

 Ya bir de şey çok komik değil miydi, azrail falan? Ölüm meleği dedikleri adam elinde kokteyl milleti dinliyo canı sıkıldıkça ahahah Azrail falan hadi bir nebze de ilah olayına hiç girmeselermiş daha iyiymiş. İlah diye bize sundukları tiplere bak. İlah dediğin kudretli olur bunlar??? Birisi örgü örerken ilmek kaçırma konusunda benimle yarışan romantik bir deli, bir tanesi Kore'nin Maranki şubesi mübarek başını şifalı otlardan kaldırmıyor. Bir tanesi Joseon'da şarapçı olmuş, kumar oynuyor paso. Diğeri desen, "Abem alsana sevdiceğine bir gül?" diye bütün gün Taksim'de yeni çift kovalayan çiçekçi teyzelere benziyor. Burada olsa kesin terslerdim ve lanetlenirdim :( Diğer iki Mago'ya ise diyecek hiçbir kelimem yok. Ne saçma sapan tiplersiniz ya siz ahshahshs

Bazı şeyler sürüm sürüm sürünürken bazı şeyler çok hızlı geçildi yani yok böyle bir şey. Mesela Sanchez'in sevgilisinin ölümü? O kadar güzel bağlanabilirdi ki konu. Ama çok yüzeysel geçildi. Eğer konuyu güzelce bağlamayacaksanız NEDEN öldürdünüz durup dururken kızı, Sanchez'e yazık değil mi? Ben şahsen bu konuyu Goo Chan Sung üzerinden işlerler sandım. Goo Chan Sung, Sanchez'e bakınca kendisi Man Wol gittikten sonra nasıl olacak onu görür, Sanchez'e sanki kendini teselli ediyormuş gibi yaklaşır falan. Ne oldu, sıfır! Go Chung Myung olayı da aynı. Yani 1300 sene kin beslemişsin, gerçeği öğrendin ve böylece sona mı erdi? Bir kahrolsana kızım, o adam senin hem en çok sevdiğin hem en çok nefret ettiğin insan, tüm gerçeklere böyle mi tepki veriyorsun? Dizinin başından beri en kilit olaylardan biriydi bu yine de çok yüzeysel geçildi.

Söyleyeceğim son şey final. Hadi üsttekiler neyse, telafi edilebilir ama finalin hiç elle tutulur yanı yok ya. Bir kere tüm olayları son on dakikaya sıkıştırmak eskilerde kaldı, artık hiç mi hiç tutmuyor bu mevzu. İkinci olarak da dizinin o son dakikalarını sanki x2 hızıyla izliyormuşum gibiydi. Birden Chan Sung'un New York'a gideceğini öğrendik, sonra Yuna'yla buluştu, sonra kaplan tablosu, sonra birden çalışanların başka hayatlarda doğmuş halleri ve Chan Sung ve Man Wol??? NE? 
Yani düşündüm taşındım herhalde sonu reenkarneyle bitirmek gibi çok ZEKİCE VE DAHİYANE bir fikir bulmuşlar... Reenkarneden nefret ederim. Bu sadece iki farklı insanın aynı suratlara sahip olması gibi. Her şey farklı oluyor, huylar, yaşantılar, yıllar, hayatlar... Prenses Songhwa ve Lee Mi Ra aynı mı yani sizce? Sonuçta orada oturan insan Chan Sung ve Man Wol değilse bunun ne kadar mutlu son olduğunu sorgulamak gerekir. 




Bu kadar saydım döktüm ama hiç mi beğenmedim? Hayır tabi ki. Beğendiğim yönleri de var. Burada da onları konuşacağız.

Öncelikle Chan Sung'un Man Wol'ün hikayesini rüyasında görmesi çok iyi bir ayrıntıydı. Ay ne zaman anlatacak, ay ne zaman öğrenecek diye bekleyip durmadık, resmen film izler gibi izledi adam. Bunu sevdim. 

Hayalet hikayelerinin verdiği mesajlar güzeldi. Ruhların gitmeden önce dinlenecekleri ve son isteklerini yerine getirebilecekleri bir otel fikri insanın hoşuna gidiyor, yarım kalmış hayaller için gerçekten hoş bir hayal olurdu.

IU'nun otelde giydiklerinden çok geçmişteki hanboklarına bittim öldüm. IU'ya gerçekten hanbok çok yakışıyor. Giydiği bazı parçaları ufak tefek olduğu için çok kaldıramamıştı mesela ama hanbok için asla böyle bir problem olmuyor. Yeni bir dönem dizisinde oynamanın vakti gelmiş IU bebişim, bir düşün bunu.

Dizi cidden yıldızlar geçidi gibiydi. Konuk oyuncuların çoğu çok tanıdık kişilerdi. Yalnız Lee Joon Gi'yi azıcık daha görseydik iyi olurdu. Ayrıca finalde Hotel Blue Moon'un CEO'su olarak Kim Soo Hyun'u görmek çok iyi geldi. Bebek kdrama severler bunu bir ikinci sezon olarak algılamış ama uzun süredir kdrama izleyenler bilir ki bir yapıma kolay kolay ikinci sezon gelmez. Bu muhtemelen heyecanı canlı tutmak için yapılan bir hamle. Ama ikinci sezon gelse izler miyim, koşa koşa. Kim Soo Hyun bu arkadaşlar ben bu adama liseden beri yanığım ahshahshahs

IU ve Yeo Jin Goo'yu bir çift olarak sevdim. Aslında alakasız bir çift ama yakışmışlar bence, hoşuma gitti. Hatta daha farklı bir dizide tekrar izlemeye hayır demem, sonları biraz tatsız oldu burada çünkü.

Dizini karakter gelişimini çok sevdim. Jang Man Wol o kadar doğal bir şekilde açtı ki kendisini insanlara... Önce en yakınındakileri kabullendi doğal bir şekilde, sonra onlar için bir şeyler yapmaya başladı. Goo Chan Sung ise çok tahmin edilebilir bir karakter olmasından ötürü dizinin dengesiydi adeta. Yani herkes her şeyi yapar ama Chan Sung her zaman doğru olanı yapar diye düşündürüyordu insana. Ve böyle bir karakter olması, Jan Man Wol'ün ona kolayca güvenmesini sağladı. Bu şekilde ince işlenmesini sevdim ilişkilerinin. Dediğim gibi Chan Sung benim en sevdiğim karakter falan olabilirdi. Sakin, cesur ve destekleyici. Her zaman en doğru olanı yapan, kuralcı bir insan. Böyle insanları severim.



Son tahlilde, şöyle bir toparlamak gerekirse izlediğim için pişman değilim, fantastik yapımlar seven ve çok da komplike bir şey aramayan insanların seveceği bir yapım olduğunu düşünüyorum. Ama aynı zamanda konunun potansiyelinin de harcandığını düşünüyorum. Kim bilir neler neler çıkardı şöyle iyi işlenseydi. Finali de çok havada kalmıştı ayrıca. Neyse olan olmuş artık. Dediğim gibi eksikleri olan bir diziydi ama güzeldi. Seveni de çok sevmeyeni de. Seveni çok seviyor, sevmeyeniyse yerden yere vuruyor. Ben ortalarda bir yerlerdeyim. Vaktiniz varsa bir kere izleyin, ikinciye gerek yok ahahaha son olarak ost listesinin sevdiğim parçalarını da bırakayım buraya. 

Punch-Done For Me: Kesinlikle dizinin yıldız parçası bu. Zaten bir çok sahnede duyacaksınız. Punch bu dizi için tam üç tane parça seslendirdi ama bu açık ara farkla en güzeli.
Monday Kiz & Punch-Another Day
Taeyeon-All About You
Heize-Can You See My Heart
Paul Kim-So Long
Song Haye-Say Goodbye

Bu kadar ballı lokumlarım. Başka dizi yorumlarında da görüşmek üzere. Öpüldünüz!





Şunun güzelliğine bakın ya...















Ah... İşte bu sahne beni yaktı...





"Zor ama bazen bırakmak tutunmaktan daha kolaydır."



"Sevdiğin ellerinden giderken üzülmek ve hayal kırıklığına uğramak normaldir. Bir çiçeğin sararıp solarken yeniden çiçek açmayı hayal etmesi gibi sen de tekrar yaşayacak, tanışacak ve seveceksin."


21 Aralık 2021 Salı

Fırından Son Çıkanlar: 2021'de Çıkan Kış ve Yılbaşı Şarkıları


Aranızda 2012 veya 2013 yılında da kpop takip edenleriniz varsa, o zamanlardaki yıl sonu heyecanını iyi hatırlar. Her sene sonu, büyük küçük demeden her şirket tüm sanatçılarını toplayıp şirket olarak bir yılbaşı şarkısı yayınlardı. Starship, Cube, SM... Hepsi. Bunun dışında yılsonu törenleri o zamanlar çok daha eğlenceliydi. Şimdi neden böyle bilmiyorum ama ne şirket şarkıları kaldı, ne de o eski tören havaları. Sadece bana mı öyle geliyor bilmesem de, ben böyle hissediyorum.

Ama yine de, en azından bireysel olarak çoğu sanatçı yıl sonunda şarkı çıkarıyor. Özellikle yılbaşı temalı şarkıları çok sevsem de, sezona özel çıkan kış şarkıları da favorim. Birlikte bu kış sezonunda yeni çıkan şarkılara bir göz atalım mı?

Story J Company X Aer Music- Merry Merry Christmas
İşte sahalarda görmek istediğimiz hareketler! Bir oyunculuk ajansı olan Story J toplamış oyuncularını, geçmişler kamera karşısına. Hepsinin sesleri de muhteşem. Kimler kimler yok ki... Kim Tae Hee, Seo In Guk, Ko Jun, Dasom, Oh Yeon Seo ve bir zamanların ilk akla gelen ikinci kadın karakter oyuncusu olan Wang Ji Hye klipteki en tanıdık isimler. Büyük bir ajansmış Story J, baya bilindik isimler var.
Şarkı çok şirin bir yılbaşı şarkısı, klip ise ondan şirin. Şirket şarkısı çıkarmayan müzik ajansları utanır mı, sanmam.
Klibi ekleyince açılmıyor burada, o yüzden bu linkten klibi de izleyebilirsiniz.



SOLE-merry merry

Aslında yılbaşında R&B şarkılardan ziyade daha güçlü ritimler beni heyecanlandırır ama Amoeba'nın prensesi olan Sole güzel sesiyle içime işledi adeta bu şarkıda. O yüzden bir kış gecesi, pencereden ışıklarla aydınlanan sokağa bakarken bu şarkıyı dinlemenin keyifli olabileceğini düşündüm. Bu listeye böylece girdi. 



Hellovenus, Astro, Weki Meki-All I Want

Bakın o kadar laf ettim, görüyorum ki Fantagio geleneği sürdürmüş ve böyle minnoş bir şarkı çıkarmışlar ortaya. Klibi de çok eğlenceli ve çok renkli olmuş, bayıldım. Yalnız neden kasım sonunda çıkardıklarını çok anlamadım, abi bir sabretseydiniz de Aralık gelseydi ahahhsha



Ailee & Whee In-Solo Christmas

Bu şarkı da benim yılbaşı anlayışım için biraz fazla ballad ama Ailee ve Whee In'in müthiş mükemmel sesleri hatrına ekledim. Bir de belki ballad sever bir iki kişi vardır buralarda diye. Ailee şöyle devasa bir kış albümü yapsa sallar Kore'yi. Ama nedense hep aynı tarz işlerle dönüyor. Potansiyelini harcıyor, üzülüyorum. Nerede 2012 Ailee'si?



NIEL-Suddenly

Niel, Changjo ve Hwanhee muhteşem bir ballada imza atmışlar. Bakın işte bu tam bir kış şarkısı, bunu çok sevdim.Tam kışın uzun yolda dinlemelik bir şarkı. Sesleri ne kadar güzel gitmiş şarkıya. Bana eskiyi hatırlatıyor. Sevdim.



Billlie-Snowy Night

Herkesin ya çok sevdiği ya da nefret ettiği deneysel bir debut şarkısıyla sektöre atılan Billlie, Snowy Night'ta çok daha soft bir tarz sergilemiş. Klibi o kadar soft değil tabi, o mistik ve gizem havasını korumaya devam etmişler. Ancak şarkı inanılmaz comfy. Tam kışa uygun olmuş. Moon SuA sonunda çıkış yapabildiği için sonunda çok mutluyum bu arada. Bu gurur sizin, benim, Moonbin'in, hepimizin.



Youngjae-Walk With Me

Bu şarkıyı ekleyinceye kadar, bir GOT7 aktivitesine ne kadar ihtiyacım olduğunun farkında değildim. Lütfen bir grup dönüşü alalım ya, Confession Song hala benim favori yılbaşı şarkım. JYP derdine yansın... Youngjae bebişimin bu şarkısına gelirsek, şimdi doğruya doğru ama Youngjae'nin sesi grupta en favorim olan ses değildi. Amabu yavaş tempolu şarkıyla bütünleşmiş sesi, o kadar nazik bir şarkı olmuş ki bayıldım. Tam kış şarkısı.



Park Ja Hee & Lee Changsub-It's My Christmas Time Again

Bu sene tüm şarkılar biraz ballad ağırlıklı mı bana mı öyle geliyor? Yok mu şöyle zil seslerinin olduğu eğlenceli, hareketli şarkılar? NCT'nin Joy şarkısı ve Twice'ın Merry&Happy'sini göreve çağırıyorum. Bu şarkıyı da Ja Hee ablamızın ve çok sevdiğim Changsub'un sesi hatrına dinledim ama bayıldım mı? Pek değil.



Davichi-Everyday Christmas

Herkes gider Mersin'e, Davichi gider tersine... Davichi dünyanın en balladcı grubudur normalde ama listedeki balladlarla karşılaştırılırsa bu şarkı hareketli kalıyor. Güzel, pek özelliği olmayan bir şarkı ama insanı kıpır kıpır ediyor, eh Davichi'nin sesleri de harika, daha ne olsun? Of bir de klip harika ya, şirinlik akıyor <3 Haeri, Minkyung, ben de geleyim mi nolur?



ONEWE, ONEUS-STAY

RBW'in gülleri Onewe ve Oneus harika bir işbirliğine imza atmış. Öyle sıcacık bir kış şarkısı ki Stay <3 Klibi de yumuş yumuş yapıyor insanın içini. Çok sevdim ya, yeni favorim belli oldu. Umarım belli aralıklarla işbirliği gelir bu iki gruptan, vallahi muhteşem olmuşlar.



Hi-L-Beautiful Night

Bu kızlar kimdir, necidir bilmiyorum. Ama youtube algoritması önerdi, güzel de oldu. Sevimli, şirin, iç ısıtan bir kış şarkısı yapmışlar. Şarkı klasik, yavaş tempolu bir şarkı ama sesleri çok güzel uymuş şarkıya, insanı sakinleştiriyor. Bir şans verelim. Bir de kızlar pek tatlı ya, klibi izlerseniz böyle ne yapacaklarını bilemiyor gibiler kamera karşısında çok şirin geldi bu halleri bana, minnoşlar yerim sizi.



Lee Mu Jin-When It Snows (ft. Heize)

Lee Mu Jin'i ve onun ünlü şarkısı Traffic Light'ı duymayan kalmadı değil mi? Yani bir zahmet kalmasın, şarkı aylarrrca birinciydi listelerde. Tamam abartmayalım, üç hafta falan ama olsun. Lee Mu Jin'in 2000 doğumlu olduğu aklıma gelince ağlıyorum geceleri, bebeler napıyor ben napıyorum diye. Kötü oluyor biraz. 
Her neyse, konu dağılmasın. Bu şarkı kendisinin Heize ile yaptığı bir düet. Lee Mu Jin'in sesi çok güzel, Heize ise çok farklı bir sese sahip bir kadın. Yani uzun süre üst üste dinleyince sıkılabileceğiniz bir ses ama ost listelerinde falan süper geliyor kulağa. Bu iki güzel ses, muhteşem bir kış şarkısında birleşmiş, daha ne isterim? Muhteşem yahu. Lee Mu Jin, sen müziğin altın çocuğu musun yoksa?



PURPLE KISS-MY MY

Purple Kiss de adını çoğunlukla duyduğumuz yetenekli çaylaklardan. Gerçi Dreamcatcher'a benzer karanlık bir konsept yapıyorlardı bu konsept beni şaşırttı ama Noel konsept monsept dinlemiyor ahahaha Çok şirin bir klip, hoş sesler, huzur verici bir şarkı. Sevdim, dinleyin hemmen.



Sanki bir iki kış şarkısı daha dinledim ama o kadar ballad o kadar slow şarkılardı ki değil isimleri, kimin söylediğini bile hatırlamıyorum şu an. Hatırlasam seveni vardır diye yine ekleyecektim listeye, böyle de iyi bir kızım. Bu arada böyle anti ballad gibi konuştum ama iyi yapılmış ballad benim için her şeydir, şahsen Pentagon'un &You şarkısı dünyadaki en iyi şarkılardan birisi şahsımca. Evet söyleyeceklerim bu kadar sanırım. Bu sene çıkmış çoğu şarkıyı burada listeledim, kaçanlar olmuştur, unuttuklarım olmuştur, affola.
Umarım bu listeyle kışınız ve yılbaşı çok güzel geçer sizin için. Herkese iyi yıllar diliyorum!



1 Aralık 2021 Çarşamba

Dizi Yorumu: Hometown Cha Cha Cha


Herkese bolca merhaba! Bugün burada, benim için 2021'in ennn iyi romcom'u olan Cha Cha Cha'yı eyyorlayacağım. Tabi çokça sevdiğim ve beğendiğim için de her zamanki gibi çenem düşecek. Kusura bakmazsınız artık.

Dizi esasen 2004 yapımı Mr. Hong isimli bir filmden uyarlama. Orijinali izlemediğim için neyin aynı neyin farklı olduğu hakkında yorum yapamıyorum ama genel çerçevede konusu aynı görünüyor. Meraklısına başrolleri Uhm Jung Hwa ve Kim Ju Hyeok paylaşıyor.
Shin Min Ah'nın uzuunca bir sürenin ardından bir romantik komediyle ekranlara dönmesi, Kim Seon Ho'nun ise Eulachacha Waikiki 2, 100 Days My Prince, Start Up gibi gibi dizilerden sonra ilk başrolünü alması dolayısıyla ilk bölümden itibaren çokça konuşulan, postlar atılan, yorumlar yapılan bir diziydi Hometown Cha Cha Cha. Başrollerin kimyası, ikisinin de 'Dimple Couple' olarak reklamının yapılması, güzel çekimler ve manzaralar derken epey bir kitle severek izledi diziyi.

Kim Seon Ho'ya atılan iftirayla resmen yanan Seon Ho ve rol arkadaşları oldu. Epey üzüldüm gerçekten, tamamen bir karalama kampanyası olan bu olay, neredeyse çocuğun kariyerini bitiriyordu. O da sanki bana Hong Banjang ya, çıkıp açıklasana oğlum bu böyle bu böyle, böyle olmadı şöyle oldu diye... Hiç!
Arkadaşına demiş ki -bunu da kankilerinden öğrendik düşünün- "Tüm ulusun önünde ilişkimi konuşacağıma özür dilerim daha iyi." Alooo, abi kariyerin gidiyo yalnız. Reklamları, iptal edilen filmleri, kadrodan çıkarıldığı tv şovları falan derken baya baya kara deliğe doğru gidiyordu ki arkadaşları çıkıp ekran görüntüleriyle her şeyi çürüttüler. Aziz gibi adammış vallahi helal olsun, Hong Banjang mısın cidden?

Neyse ki şu anda kariyeri normale döndü ama psikolojisi ne durumdadır bilemiyoruz tabi, umarız iyidir. 
Olayın bu kısmını böylece anlatıp geçtiğime göre, dizinin künyesine, konusuna da bir değinelim. 



HOMETOWN CHA CHA CHA
Yönetmen: Yoo Je Won
Senarist: Shin Ha Eun
Yayıncı: tvN
Bölüm Sayısı: 16
Yayın Tarihleri: 28 Ağustos-17 Ekim 2021

Yoon Hye Jin (Shin Min Ah) Seul'de bir diş kliniğinde çalışan dişçidir. Bir gün patronuyla bir tartışma yaşar ve sarhoşken internette patronu hakkında kötü bir yazı yayınlar. Bu sebeple kovulur ve kafasını dağıtmak için çocukken bir iki kere gittiği Gongjin'e gitmeye karar verir. Arabasının arızalanması sebebiyle buradan o kadar da çabuk ayrılamaz. Gongjin'de başına gelenlerden dolayı, kasabanın her işine koşan Alan Şefi Hong Du Sik (Kim Seon Ho) ile tanışır. 
Oldukça umutsuz bir durumda olduğunun farkına varan Yoon Hye Jin, Gongjin'de hiç diş kliniği olmadığını duyunca burada diş kliniği açmaya karar verir. Bir süre para biriktirip, Seul'e geri dönmeyi planlayan Hye Jin, buradan sandığı kadar kolay ayrılamayacaktır.


Dizi bana bir çok yönden When The Weather Is Fine'ı çağrıştırdı ki o diziyi de çok severim. Ama tabi bu dizi çok daha renkli ve neşeli, When The Weather Is Fine dram yönü daha ağır basan, kasvetli bir diziydi. Ama ikisinin yeri de benim için çok ayrı oldu. Spoiler olmadığını düşündüğüm için söyleyebilirim hatta. WTWIF'da Eun Seob, Hae Won'un evinin yolundaki bozuk lambayı tamir ediyordu yol çok karanlık olduğu için. Burada da yine aynı şekilde, Hye Jin'in sokağındaki lambayı zorla tamir ettirdi Du Sik. Bu sahneyi görünce hemen aklıma bir diğeri geldi. Yine Eun Seob, Du Sik'e göre çok daha sessiz ve içine kapanık bir karakter olsa da o da kasabalıya epey yardımcı oluyordu.

Birkaç yorum görmüştüm, izleyenler dizi çok yavaş ve sakin olduğu için sıkıldığını söylemiş. Dizinin olayı bu, günlük hayat, yaşadığımız her günün birbirinden güzel ve sürprizli olacağı düşüncesi, küçük ve sakin bir kasabada geçen günler... Yani zaten çok bir aksiyon beklemek saçma, inandırıcı da olmaz ayrıca. Ki zaten 2 yıldır pandemi sayesinde aksiyonun dibini yaşadık. O yüzden akşamları uzanıp bu sıcacık kasabayı izlemek bana çook iyi geldi. Böyle sakin dizileri pek bir sevdiğim için de gerçekten tam anlamıyla bayıldığım bir yapım oldu Hometown Cha Cha Cha. 
İzleyin, kesinlikle izleyin. Dinginliğine, eğlencesine, sevimliliğine doyamayacaksınız. Her bölüm ayrı eğlenceliydi. Keşke ben de Gongjin'de yaşasam da günlük hayatım aynen böyle olsa. Tası tarağı toplayıp kırsala gitme isteği uyandırdı valla hepimizde. Kaç para ulan bi Gongjin?!

-eser miktarda spoiler içermesini planladığım için içerecek olan alan-

Karakterler
Yoon Hye Jin (Shin Min Ah)
Sesine ayrı, güzelliğine ayrı, oyunculuğuna ayrı bayıldığım Shin Min Ah'nın bir diziyle döneceğini duyunca çok mutlu olmuştum. Kendisini en son Oh My Venus'te izledim. İyi ki bu diziyle dönmüş.
Yoon Hye Jin karakteri sabırsız, mesafeli, ciddi bir şehir kızı olarak çıkıyor karşımıza. Du Sik'in deyimiyle Dişçi Hanım, Seul'den taşınıp Gongjin'de bir klinik açtıktan sonra küçük kasabaya bir türlü alışamıyor. İnsanları kırıp döküyor, gaflar yapıyor, kendini bölge insanından üstün görüyor, her gün üç kere Du Sik'i terslemezse günü aymıyor falan. Du Sik arkasını toplamasa bölge insanı bundan ölümüne nefret edip sonra da kasabadan sürerlerdi herhalde. İlk altı bölüm falan kibirli, kararsız, çocuk gibi bir karakter izledik. Hele böyle gaf üstüne gaf yapıp insanları kırdıkça, Du Sik'i küçük görüp çocuk gibi azarladıkça inanılmaz ayar olmuştum, yalan yok. Çünkü gitmişsin küçücük bir yerde klinik açmışsın ne bekliyorsun yani. Kasaba yerlileri birbirini tanıyor, dedikodu yapıyorlar ve her küçük yerde olduğu gibi her şey çok hızlı yayılıyor. Evet olmasa daha iyi ama oluyor.
Ancak sonradan, kasabaya yavaş yavaş alıştıkça daha yardımsever, daha sevecen yüzünü gördük. Hele Du Sik'le olan ilişkisinde karşılaştıkları problemlerdeki yapıcılığı beni gerçekten şaşırttı. Çünkü ilk bölümlerde o kadar yüzeysel bir insan gibiydi ki beklemiyordum bunu. Çok olgundu, yapıcıydı. Du Sik'in kendine açılması için ona zaman verdi, küsüp içine çekilmedi, Du Sik'e sessizce destek oldu, en sonunda da evlilik teklifini yaptı ve Seul'den gelen klinik profesörlük teklifini reddedip Gongjin'i ne kadar sevdiğini bize de kanıtladı. Yaşa be Yoon Hye Jin, harbiden Gongjin'in gelinisin sen. O güzel gamzeleriyle dizi boyunca güller açtı yüzünde. Bölümler ilerledikçe kasabadakilerle daha sağlam ilişkiler kurması, kaynaşması, yardımlarına koşması da yüzümde gülümseme bıraktı. Du Sik'le olan şirin ve mutlu ilişkilerine de bayıldım. İtiraf sahnesi de epey vurucuydu, şahsen ben sevdim. Tanımadığı insanlara epey mesafeli oluşunu da kendime epey benzettim. Baştan çok hoşlanmasam da sonradan çok sevdim seni be Yoon Hye Jin. Kendisinin bir repliği çok hoşuma gitti. "Ailem bu dünyada bana sahip olmak için her şeyini verdi, bu yüzden mutluluğa sahip olmak için elimden gelenin en iyisini yapmalıyım."



Hong Du Sik (Kim Seon Ho)
Kim Seon Ho'yu daha önce izleme şansı bulamadım ama burada hem oyunculuğuna hem kendisine bayyıldım! Başına gelenlerdeki sayesinde karakterine de düştük tabi.
Du Sik memleketi olan Gongjin'de gün içinde binlerce yarı zamanlı işe koşturan ve peşin ödeme alan bir Alan Şefi. Dizi yayınlanırken şu resimdeki tüm sertifikalarını gösterdiği sahne baya viral olmuştu ahahdahshd. Aklınıza gelebilecek herrr türlü alanda sertifikası var. Bu yüzdendir ki kasabalının her işine koşuyor. Kasabalı ne zaman yardıma ihtiyaç duysa, "Hong Banjang!" diye Du Sik'e koşuyor. Onlar yokken dükkanlarında duruyor, mal taşımalarına yardım ediyor, kahve yapıyor, köpekleriyle oynuyor, teslimat yapıyor ohoo... Bir de yaşlılara tüm bunları gönüllü yapıyor. Altın kızlardan Gam Ri'nin yorganlarını yıkıyor, evde yaptığı sabunlardan, mumlardan, şifalı bitkilerden onlara da veriyor. Tam bir pelerinsiz süper kahraman anlayacağınız.
Tabi bu kadar iyi olan her insan gibi sırları var. Spoi olan alanda olduğum için istediğim gibi anlatayım, izlemediyseniz okumayın annem. Du Sik, Kore'nin en iyi üniversitelerinden birisi olan Seul Ulusal Üniversitesi'nin Mühendislik Fakültesinden mezun oluyor. Sonra beş yıl sonra perişan halde kasabaya dönünce kimse soramıyor ne oldu diye. Ancak bir sürü teori var hakkında. Kimi diyor ki çok zengin bir politikacının ya da chaebol'ün varisi, kimi diyor ki Kuzey Kore'den gelen bir ajan, kimi diyor çok zengin ama çaktırmıyor yani afedersiniz ama bok gibi teoriler, hepsi birbirinden uydurma ama insan merak ediyor yani. SNU gibi bir üniversiteden mezun olup mühendis ol sonra gel Gongjin gibi el kadar yerde part time işler yap, ne bileyim sabun yap evde, şarap yap. Modern dünyanın kölesi olmuş bizler anlamıyoruz tabi. 
Bir de böyle çocuğu katil gibi gösteriyorlar da alakası yok. Zaten Du Sik'in annesi babası erkenden ölmüş bunu biliyoruz, kendisini büyüten dedesinin ölümünden de az buçuk kendini sorumlu tuttuğunu da biliyoruz. Bu kadar travma azmış gibi dahası da var tabii. Meğersem Du Sik bir şirkette Fon Yöneticisi olarak çalışırken en yakın arkadaşını bir kazada kaybetmiş, aynı zamanda fona yatırım yapıp epey para kaybeden güvenliğin intihar etmesiyle yıkılmış, kendini suçlamış. Bu hikayeler oldukça yürek parçalayıcı ama ölenlerin yakınlarının Du Sik'i suçlaması saçmalığın daniskası. Güvenlik abiye on kere "Dikkatli ol, temkinli ol." demesine rağmen Du Sik'in hiç güvenmediği bir yere yatırım yapıyor amca. Ayrıca Du Sik baştan hiç istemiyor bunu. Yani oğlunun dediği gibi zorla fona yatırım yapmasını isteme durumu yok. Güvenlik, Du Sik'i ikna ediyor daha çok.
Arkadaşının ölümü ise... Lan adam arabayı kullanmıyordu bile, bunun suçu ne??? O da perişan oldu, o da üzüldü. Adamın karısı da buna diyor ki "Keşke sen ölseydin?" Acısı çok büyük ve suçlayacak birisini arıyor anlıyorum, ama o kişi Du Sik değil. Borsayı suçla, piyasayı suçla, arabaya çarpan kamyonu suçla. Ama en yakın arkadaşı bir cm ötesinde can vermişken onu ağlayarak izlemek zorunda kalan Du Sik'i de suçlama yani. Neredeyse intihar ediyormuş çocuk. Sonrasında epey psikolojik yardım alıyor Du Sik ve kasabaya dönüyor. Kasabanın kahramanı Hong Banjang böyle doğuyor.

Of bir de burada bin paragraf yazdım ama, biraz oyunculuğunu da övebilir miyim? Rolünün geçmişin travmalarını kapatamadığı o kadar belliydi ki biri geçmişinden bahsetmeye başladığı anda o özgüvenli tavırları yıkılıyor yüzüne çocuksu, ürkek bir ifade geliyordu. Kim Do Ha ona "YK Varlık Yönetiminde çalıştın mı?" diye sorduğunda anında o korku dolu bakışları yerleşti yüzüne. Öyle güzel kullandı ki mimiklerini hayret ettim. Trafik kazası sahnesine de baştan sona şapka çıkarıyorum. Resmen şov yaptı oyunculuğuyla.



Ji Seong Hyeon (Lee Sang Yi)
Lee Sang Yi'yi daha önce hiçbir dizide izlemedim. Yani oynadığı dizilerin çoğu listemde ama bir türlü başlayamamışım. Yine de bu dizi kendisiyle çok hoş bir başlangıç oldu benim için. 
Ji Seong Hyeon, çok ünlü bir yapımcı olarak karşımıza çıktı. Aynı zamanda dizinin ikinci erkek başrolüydü ama yok böyle tatlılık. Kendisi aslında Hye Jin ile üniversiteden beri arkadaşmış hatta ondan hoşlanıyormuş. Program için yer ararken kaybolup Gongjin'e gelince, bu sefer bu şansı kaçırmayacağım diyor hatta. İdol grubu D.O.S ile birlikte kasabada bir program çekimine başlıyorlar. Baya da uzun sürdü yani bu olay da. Ama iyi de oldu, kasabaya renk geldi.
Seong Hyeon kasabaya ilk geldiğinde Du Sik ona yardımcı oluyor, program süresince de yine Du Sik onlara epey rehberlik ediyor ve ikisi çok yakın arkadaş oluyor. Hatta Du Sik denize düşerken kolundan yakalamak suretiyle de çok romantik bir an yaşamışlıkları bile var ahsdhahdha Dizideki ilk romantik sahne de Du Sik ve Seong Hyeon arasında geçmiş oldu böylece. Hye Jin'den hoşlandığını söyledikten hatta Du Sik'le Hye Jin çıkmaya başladıktan sonra bile arkadaşlıklarının hiç bozulmaması çok şirindi bence. İkisi de çok olgun ve şirin insanlar oldukları için mümkün oldu bu. Şimdiye kadar bunun bir örneğini gördük mü diye düşünüyorum ama hayır, genelde önceden arkadaş bile olsalar sonradan kanlı bıçaklı olur başrollerimiz. Ama burada çok daha gerçekçi işlendi bu olay. Araları hiç bozulmadı, aksine birbirlerine destek oldular. Tabi Du Sik'in adama ayar olup tavuk butlarını önünden kaptığı zamanı saymayalım ahahaha. Ji PD de sevdiğim bir karakterdi yani. Yazar Wang Ji Won ile mutluluğu bulmasını sevdim. Ayrıca Do Ha'ya olaylara Du Shik açısından da bakmasını uygun bir dille söylemesi de çok düşünceli bir davranıştı bence.




Dizide o kadar fazla karakter vardı ki hepsini ayrı ayrı yazmam imkansız falan. Ancak Gong Min Jung'un hayat verdiği Pyo Mi Seon'u çok sevdim kendisi karşımıza Hye Jin'in en yakın arkadaşı olarak çıktı. O kadar iyi bir arkadaş ki Gongjin'e taşındı kız, helal olsun. Hye Jin'in kliniğinde çalışıyordu o da. Kang Hyeong Suk'un canlandırdığı polis Choi Eun Cheol ile olan sevimli ilişkisini sevdim. 
Bölge şefi Yeo Hwa Jung'a ise bayıldım, o adam onu haketmiyordu ama sonlarda biraz olsun anladı hatasını en azından.
Altın kızlar bir hoştu ama en güzelleri ulusun halmonisi Kim Young Ok'un hayat verdiği Gam Ri bebeğimdi. Son bölümde böyle olsun istemezdim hiç :( kalbim kırık...
Bunun dışında eski şarkıcı Oh Yoon, dedikodu makinesi Nam Suk, D.O.S hayranı Juri, Nalbur Geum Cheol ve onun bebiş eşi Yun Gyeong ve enn sevimlileri olan Ijun ve Bora. Öylesine şirinlerdi ki hepsi. Tüm sakinleri, mekanları, doğasıyla harika bir yerdi Gongjin <3 Kalbimizdesin. 


Her dizi yorum yazımda olduğu gibi bu diziyi de sevdiğim ve sevmediğim şeyler diye ayıracaktım aslında ama bir ilk olarak sevmediğim şeylerin yok denecek kadar az olduğunu gördüm, vay anasını sayın seyirciler!

Gerçekten ama diziyle ilgili tek yakınacağım konu -ki bunlara da izlerken çok takılmadım illa adet yerini bulsun diye yazarsak- tesadüfler dizisi olur. Ji PD'nin kuzeni, Du Sik'in ölen en yakın arkadaşının karısı, yine Ji PD'nin ekibinde çalışan Kim Do Ha, Du Sik'in fonuna yatırım yapıp para kaybedince intihar eden güvenlik görevlisinin oğlu ve Du Sik'ten nefret ediyor ama Du Sik'in ismini bilmediği herkes Hong Banjang dediği için o olduğunu sonradan anlıyor falan. Yine Du Sik ve Hye Jin'in belli dönemlerde sürekli karşılaşmış olmaları. Ama kızmadım. Çünkü dizi benden torpilli :P Her dizide var artık bunlar, nedir yani ahdhajdsjsj Biraz içimizi pır pır edecek kader motifleri eklemelerine alıştık artık şaka bir yana. Zaten kdrama sektöründe başrollerin geçmişte bir şekilde tanıştığı, karşılaştığı dizileri çıkarsak, sektör biter. O yüzden çok da şeyapmaya gerek yok.

Ha bir de son üç bölümdeki dram dozunu dizinin genel havası için çok fazla buldum ama bir şekilde gerekli olan ve olayları çözen bölümler de onlardı.

Genel olarak böyle, sevmediğim hiçbir şey olmadı neredeyse. 



Sevdiğim şeyler de epey çoktu. Özellikle dizinin küçük bir kasabada geçmesi çok sıcak bir atmosfere sahip olmasını sağlıyordu. Zaten çokça benzettiğim WTWIF'ı da bu yönüyle çok sevmiştim. Küçük bir kasabada, birbirini tanıyan insanlarla yaşayıp gitmek epey rahatlatıcıdır eminim. Zorlukları olsa da son derece keyifli yani.

Du Sik'in basit bir hayatla mutlu olması, böyle yaşayarak da mutlu olabileceğimizi göstermesi de çok değerliydi. Sürekli durmadan didinip çalışıyoruz, sınavlara girip prestijli okullara girmeye çalışıyoruz, sonra mezun olup iyi işlerde çalışıyor, insanların hayatımıza ve kazandığımız paraya imrenmesini istiyoruz. Ama hayat böyle işte, küçük bir deniz kasabasında, yalnızca part time işler yapan birisi bizden çok daha mutlu olabiliyor çünkü onun hayatı da çok değerli, güzel ve eğlenceli. Hayattan nasıl zevk alacağını biliyor ve sevdiği şeyleri yapıyor. Hayattaki küçük mutluluklara vakit ayırıyor, sörf yapıyor, bir şeyler üretiyor, sevdikleriyle bolca vakit geçiriyor, insanlara yardımcı olmayı seviyor. Hayat eminim ki öyle çok daha güzel. Bu yüzden Hong Du Sik benim için tüm o zengin başrol tiplemelerinden çok ayrı bir yerde <3

Böyle basit hayatlar yaşayan kasabanın günlük yaşamları, mutlulukları, heyecanları, etkinlikleri bana sanki o kasabanın bir yerinde oturup onları izliyormuşum gibi samimi geldi. Sanırım o yüzden bu kadar benimsedim. Dizide bir çok yan hikaye vardı mesela, ama hepsi o kadar iyi kurgulanmıştı ki hiç sıkılmadım. Gongjin zaten cennetten köşe. Tabi Gongjin diye bir yer gerçekten yok, çekimler Kuzey Gyeongsang'ın Pohang şehrinde yapılmış ama bu tası tarağı toplayıp yerleşmek istememize engel değil. Masmavi denizi, yeşil dağları, deniz feneri, denize bakan evleri... Bye arkadaşlar ben valiz toplamaya gidiyorum.
Bu arada kırsal yaşamı gerçekten böyle arkadaşlar. Siz öyle kötülendiğine falan bakmayın. Tabi kırsal derken köylerden falan bahsetmiyorum, yerine göre değişir de benim yaşadığım yer böyle. Yazlık bir kasabada yaşıyorum yıllardır, memleketimiz aynı zamanda. Özellikle yaz ayları aynı dizilerdeki gibi geçiyor hayatımız. Balkonlarda oturan komşularımızla ettiğimiz ayak üstü sohbetler, teklifsiz kahve içmeye gitmelerimiz ve deniz kıyısında buluştuğumuz günler, akşamları termosları alıp yine sahile ya da parklara oturmaya gitmemiz, emekli olup yerleşmiş olan komşularımızla düzenli olarak tavlalar, oyunlar oynamamız falan. Dediğim gibi yaşanılan yere göre değişir ama gösterdikleri yazlık kasaba hayatı böyle bir şey, bizim günlerimiz de yazları böyle geçiyor :)

Aynı zamanda kasabalıların birbirlerini bu kadar iyi tanımaları ve birbirlerine sonsuz güvenleri içimizi ısıtan detaylardandı. Du Sik geçmişini Hye Jin'e açmadığında Yeo Hwa Jung'un Hye Jin'e "Biraz zaman vermelisin. O hep duygularını içine atmaya alışık birisi." demesi, yine Do Ah, Du Sik'e yumruk attğında kasabalıların hemen bir yargıya varmayıp "O böyle bir şey yapmaz, ona güveniyoruz." demeleri, Du Sik'in Geum Cheol'e eşini biraz anlaması gerektiğini söylemesi falan gibi bir çok örnek gördük. Bunlar çok güzel şeylerdi, sürekli yardımlaşmalarının yanı sıra birbirlerini kolluyorlar ve aynı zamanda da güveniyorlardı.

Hye Jin'in Seul aşığı bir şehir kızından Gongjin'de kalmaya kadar geçen alışma süreci epey başarılı işlenmişti. Dizinin sonuna kadar kasabalıları aşağılayıp ilk fırsatta kaçmaya çalışır diye biraz korkmuştum. Ama ne yalan söyleyeyim, profesörlüğü kabul eder diye düşünüyordum ki çok şükür yanıldım. Bir de Du Sik'in flashback kesitlerinden gördüğümüz hallerinden hareketle, etrafımdaki herkese zarar veriyorum deyip Hye Jin'den ayrılmak isteyeceğini falan düşünmüştüm, iyi ki de yanıldım. Böyle klişelere girilmediği için çok teşekkürler ya, çok.

En sevdiğim felsefelerden birisi, kimseyle alay etmemek, kalbini kırmamaktır. Çünkü kimsenin hayatında ne yaşadığını bilemeyiz. Bu dizide de bunu çok fazla vurguladılar ve bence çok hoştu bu ayrıntı. Hye Jin, telefonda Mi Seon'la konuşurken Oh Yoon ile alay ettiğinde Mi Seon, "Ben üzülüyorum ama. Umutları geçmişte kalanlara üzülüyorum. İnsanın gerçekleşmemiş hayalleri kalbinde yer tutar." demişti. Öylesine doğru ki. Yine Hye Jin, Gam Ri implantları yaptırmak istemiyor diye kızdığında Du Sik, Gam Ri'nin ailesini, ailesi için yaptığı fedakarlığı anlatmıştı. Belki hepimizin ne kadar patavatsız ve dedikoducu diye kızdığımız Nam Suk'un aslında ne kadar zor bir hikayesi olduğunu ve ne kadar önemli birisini kaybettiğini de böyle öğrendik. Bunları izlerken Platon'u ve en sevdiğim sözünü anmadan edemedim. "Nazik olun, çünkü karşılaştığınız herkes farkında olmadığınız zorluklarla boğuşuyor."


Dizinin bütün şarkıları epey güzeldi, o yüzden hepsini buraya tek tek bırakayım, koşun dinleyin hemen ahahsha

Car The Garden-Romantic Sunday: Favorim açık ara farkla bu. Tam tatil kasabası şarkısı!
Kassy-One Sunny Day: Bu şarkıyı da sahne içlerinde epey duyduk. Çok sevimli bir şarkı <3
CHEEZE-My Romance: Bu da CHEEZE'in pamuk sesinden, romantik anlara çok uyan bir parçaydı.
Choi Yu Ree-Wish: Bu şarkıyı duyunca bile Du Sik için üzülüyorum... Ah bebiş...
Kim Jae Hwan-Be The Light
Sandeul-The Image Of You
Seungmin (Stray Kids)-Here Always
Lee Sang Yi-I Hope You're Happy

Çok sevdim, çok beğendim! Binlerce kez öneriyorum. İzleyin ve küçücük kasabanın günlük hayatı sizi nasıl sarıyor deneyimleyin. Eminim ki o kadar sakinleştirici o kadar eğlenceli hissettirecek ki uzun süre etkisinden kurtulamayacaksınız. İyi seyirler!




Baban da mı sörfçüydü be Du Sik?







O muhteşem sertifikaların sahnesi. Harika bir adam ya, bayılıyorum ahshahahshahs


Topuklu ayakkabılarla kayalıklara tırmanmaya çalışan Hye Jin, unutulmayacaksın.



Bu sahnede Du Sik'in "Su!" diyerek yere yığılması favorim ahahahsha





Love adam.




Bebişler.


Hahahaha bu da Ji Seong Hyeon'un, Du Sik'i denize düşmekten kurtardığı o sahne. Son derece romantik ahahahs








Bebişim...






"Sörf yapmak hayata çok benzer. İyi bir dalga gelirse üstünde yavaşça kayarsın. Dalgalar sert veya durgunsa bunu böyle kabul edersin."