7 Haziran 2021 Pazartesi

Albüm İncelemesi: Joy-Hello



Aslında bu albümü de Taemin'in Advice'ını yazdığım yazıda aradan çıkaracaktım ama hem Advice yazısı daha çok geciksin istemedim, hem de yorulmuştum, kolay mı hamlamışız vallahi...
Önce Wendy'nin talihsiz kazası, sonra Irene'in stilist skandalı derken Red Velvet'tan bir süre grup comeback etkinliği beklemiyorduk. Gerçi Yeri hazırlık var falan demiş, belki yaz ortası gibi dönerler. Ancak ben grup dönüşünden ziyade, Joy'un bu dönüşü için umutluydum, neden?

Şimdi Joy'un ses rengini çok seviyorum doğruya doğru. Çok güçlü bir sesi yok ama ses rengi çok benzersiz bence. Koskoca sektörde bir benzerini daha arasak, belki YooA biraz andırır. O yüzden bu solo haberine çok sevindim ama SM'in şarkı olsun torba dolsun kafasıyla kızın ilk solosuna garip gureba şarkılar doldurmasından korkmuyor değildim. Zimzalabim olsun, Rookie olsun, Really Bad Boy olsun ReVel'e verdiği şarkılar malumunuz. Neyse ki şarkıların 2000 yılındaki eski, hit şarkıların remake versiyonları olduğunu öğrenince öyle rahatladım ki. Çoğu insan kendi parçalarını duymak istemiş ama böylesi çok daha iyi oldu. Hem bu güzel parçaların modern versiyonlarını dinlemiş olduk, hem de tam Joy'a uygun, fresh bir albüm oldu. Zaten şu evrede Joy'un henüz tüm şarkılarının yapım sürecinde yer alacak yetkinlikte olduğunu sanmıyorum. Yani yine baştan aşağı SM prodüksiyon ekibinden çıkmış bir albüm dinleyecektik öyle de böyle de, Joy'a ait bir şey olmayacaktı. Ama en azından bu şekilde nostaljik bir havası var ve Kore'de de olsa değişmez, eski şarkılar bir başkadır :)

Bu günlerde SM'in işleri pek bir güzel, durun tahtalara vurayım. Aespa'nın Next Level'ını saymazsak, (hatta önce aklımızdan sonra evrenden silersek) SHINee ve Taemin'in albümleri muhteşemdi. Dream'in albümü güzeldi, ama Hot Sauce için karışık düşüncelerim var. Yani klasik bir SM title'ı böyle karışık melodili, kafaya takılmalı ama ilk dinlediğimde aşşşırı sinir bozucuydu, sonra sevdim, şimdi duyunca dans etmeye başlıyorum falan. Belki tüm albüm bir şaheser değil ama Rainbow ve My Youth için kurşun atar, kurşun yerim. Joy'un albümü de bu güzelliklerin yanına eklendi şimdi.

Konuyu öyle oraya buraya dağıttım ki, kızın albümü hakkında konuşmaya bir türlü geçemedim. Öncelikle albüme seçilen tüm şarkılar gerçekten güzel ve nostaljik şarkılar, dinlemesi çok keyifli bazılarını orada burada duyduğumuz şarkılar. Daha önce de söylediğimiz gibi Joy çok güçlü bir oktava, yüksek notalara sahip bir sanatçı olmayabilir ama onu diğerlerinden fersah fersah ayıran bir ses rengi var ki, bu da tüm şarkıları içimize işleyerek söylemesini sağlıyor. O yüzden bence bu albümün en çok öne çıkan yanı yine Joy'un sesi. Evet şarkılar güzel, ama zaten yapımı tamamlanmış ve notunu çoktan almış şarkılar. Ama Joy'un vokali, o tamamen yeni. Bu bebişe, en az kendisi kadar güzel ve ses rengine bu kadar uyan bir albüm yapmayı, remake fikrini kim verdiyse, gelsin bir kerecik alnından öpeyim.

Konsepti ise ayrı bir sevdim. Çoğu kişiye Little Forest filmini anımsatmış, bana da öyle olmadı dersem yalan olur. Bir de izlediğimiz animelerdeki yaz imgelemlerini hatırlattı. Karpuz, vantilatör falan. Yine de çok fresh çok güzeldi tüm çekimler. Fotoğraflara falan bittim! Yani SM'den bunu o kadar beklemiyordum ki, büyük şok oldu.

Her şeyi söyleyip bol bol gevezelik ettiysem, hazır olun ve camları açın! Joy'umuz evinize bahar havasını getiriyor!


Tracklist
1. Hello *title*
2. Je T'aime
3. Day by Day
4. If Only (ft. Paul Kim)
5. Happy Birthday To You
6. Be There For You


1. HELLO

Hiç lafı evirip çevirmeye gerek yok, Joy şarkıyı resmen baştan yaratmış, muhteşem bir şey ortaya koymuş. Orijinal versiyonu Park Hye Kyung'a ait olan Hello zaten çok güzel bir şarkı. Ancak kaydın yenilenmesi, altyapının farklılaştırılıp biraz daha rock tınıları eklenmesi ve tabi ki Joy'un pambık sesiyle şarkı ayrı bir boyuta geçmiş resmen. Elbette orijinal şarkıcının muhteşem bir sesi var ancak Joy'un sesinin şarkıya tamamıyla uyum sağladığını söylemek gerek. Tabi kaydın eskiliğini de göz önünde bulunduruyorum bunu söylerken. Joy'un belki remake olarak söyleyebileceği en iyi şarkı.
Klip hakkında ise, ne desem bilmiyorum, uzun süredir izlediğim en güzel klip! Bir hikayesi var, mekanlar güzel, oyuncular şirin. Hele o küçük kız! Duyumlarıma göre Joy'un küçüklük hayalleri köpek bakıcısı ve okul öncesi öğretmeni olmakmış ve klibi buna göre düzenlemişler. Çok şirin değil mi ama uwu. 
Son olarak Joy ile ilgili bir durum değil ancak şarkının sözlerine bir göz atın. Gerçekten çok güzel.

2. Je T'aime
Bu şarkıyı ilk olarak, blogda da yazdığım My Secret Romance dizisinden duymuştum. Dizi yorumum da şurada var hatta. Orijinal OST listesinde yer almasa da sahne içlerinde çok duyulan ve bahsi geçen bir şarkıydı ve ben de çok sevmiştim. O yüzden Joy'un bu şarkıyı da seslendireceğini duyduğumda çok sevinmiştim ve sesini tam da bu şekilde hayal etmiştim. Beni hiç şaşırtmadı, tam sesine yakışan bir şarkı daha. Joy şarkının genel hatlarında çok büyük değişiklikler yapmamış, şarkının o sakin havasını sürdürmüş. Hey'in sesi de özellik anlamında Joy'un sesine benziyor. O yüzden pek bir beğendim.

3. Day By Day

Bu şarkı da benim albümden çok önce, orijinal sahipleri As One'dan dinlediğim ve bir süre ciddi anlamda aklıma takılmış bir şarkıdır. Cidden Kore'nin ilk jenerasyon şarkıcılarının da hiç şakası yok. 
Joy Day by Day'de de neredeyse hiç değişiklik yapmamış sayılabilir, ki bu iyi bir şey çünkü ben orijinal versiyona epey bir tutkunum. 
Joy'un albümü için şarkıları seçen kişi kimse Joy'un sesini ve sesinin sınırlarını çok iyi biliyor olmalı ve hem sesine yakışacak parçaları hem de sesini çok zorlayamayacağı şarkıları seçmeyi başarmış. Aynı zamanda hepsi de ilk dinleyişte sevilebilecek parçalar. Farklı tarzları da birleştirmişler. Mesela bu şarkı biraz daha R&B tarzına yakın bir şarkı. 
Orijinalini ne kadar seviyorsam Joy versiyonunu da o kadar sevdim. Daha net bir tavrı ve kaydın yeni olması sebebiyle çok daha temiz sesler alabilme şansımız var. Gerçekten çok güzel olmuş ya. Bir de hep sevdiğim şarkılar ya, ayyy çevirir dururum ben bu albümü.




4. If Only (ft. Paul Kim)
Bu sefer çoğumuzun çok daha aşina olduğu bir sanatçımız var, Sung Si Kyung. En azından bu adamı Jellyfish sanatçılarıyla içli dışlı olanlar iyi bilirler. Benim de çok sevdiğim bir sanatçı ancak bu şarkısına o kadar da ayılıp bayılmam. Hal böyle olunca Joy'un versiyonu için de çok sabırsızlandığım söylenemezdi ama bu kız yine bal sesiyle öyle bir söylemiş ki şarkıyı... Böyle bir ses rengine nasıl sahip olabilir ya nasıl? Aslında Joy'un sesine o kadar tutkun bile sayılmazdım ama tüm şarkılar sanki sesini parlatmak için seçilmiş gibi. O yüzden bu şarkı orijinalinden daha çok sevdiğim bir şarkı olabilir, ama aramızda kalsın tamam mı? Si Kyung sunbae duymasın, üzülür sonra. 
Paul Kim benim çok sevdiğim bir ses rengine sahip bir başka sanatçı bu ara. R&B için doğmuş resmen.


5. Happy Birthday To You
Happy Birthday To You, orijinali Kwon Jin Won'a ait dünyalar tatlısı bir şarkı. Dinler dinlemez tepeden tırnağa bir nostalji dünyası sarıyor zaten insanı. Joy versiyonunda altyapıyı biraz daha düzenlemiş ve tınılar arasına zil de koymuşlar ki şarkı daha da güzelleşmiş bu hamleyle, bayılırım zile. 

Bu çok sevimli retro altyapı şarkının nostaljik havasını öyle güzel desteklemiş ki bayıldım. Onun dışında Joy'un sesi yine parlıyor resmen. Orijinal sanatçıdan farklı olarak Joy'un biraz daha sevimli ve yumuşak bir sesi olduğu için şarkıyı iyice sevimli bir havayla kuşatmış. Zaten albümün genelinde olan bir hava bu. Joy'un neredeyse çizgi film karakterine benzeyen sesi albümdeki şarkıları tamamen kendi çizgisinde bir sevimlilikle kuşatıyor. Kimin fikriydi bu remake albüm ya, cidden kimin fikriydi çıksın ortaya. SM'den son elli yıldır bu kadar isabetli bir karar çıkmamıştır da o yüzden soruyorum yani. 

Sözleri ayrı bir şirin bu şarkının. O kadar tatlı bir aşk hikayesi ki, yumuş yumuş oluyor insan. Şarkının kötü bir yanı var ama, bitmesi.


6. Be There For You
Albümün kapanış parçasına da geldik. Bu şarkının orijinali Toy'a aittir. Toy'da şu sıralar Sketchbook programıyla tanıdığımı Yoo Hee Yeol'ün tek kişilik proje grubu. Bu adam her zaman müzikle içli dışlıydı zaten. Be There For You da bir albümün kapanış parçası olabilir, ancak kimsenin favorisi olmaya yetebilen bir temposu var mı bilmiyorum. En azından orijinal parça için durum bu. 
Joy parçayı çok farklılaştırmamış, altyapısında benzer tınılar kullanılmış, o sadece sevimli sesiyle söylemiş. Albüm için güzel bir bitiş, tekrarlıyorum. Ancak albümün yıldızı olmaktan uzak bir parça. Zaten albümün yıldızı olma iddiası bulunan parçaları sona atmazlar. O yüzden kendi kulvarında değerlendirildiğinde gayet dinlenilesi bir parça olduğunu söyleyebilirim.



Uzun süredir, paket olarak konseptini, şarkılarını, albümün genelini falan beğendiğim çok az proje oldu, böyle bir elin parmağını geçmez. Ancak bu gerçekten çok çok güzeldi. Proje ilk açıklandığında çoğu insan nedense remake projesine soğuk baktılar. Ama bence ortaya çıkan şey harika olmuş. Genelde remake şarkılar çok güzel oluyor ya. Oh My Girl'ün Listen To My Word'ü de orijinali PAPAYA'ya ait bir parça. Onu da ayıla bayıla dinlemiş birisi olarak, sonuna kadar remakeciyim dostlarım, üzgünüm. 
Başka ne demeli, ne demeli? Harika olmuş, Joy'un kendi sınırlarının, tarzının bilincinde birisi tarafından ortaya çıkartılmış, çok dozunda bir albüm. Tamamen de mevsime uygun. Bize de ayıla bayıla dinlemek düşüyor. Ne diyelim, dijitali bol olsun!


2 Haziran 2021 Çarşamba

Albüm İncelemesi: Taemin-Advice / Taemin Tarzının Geri Dönüşü

KPSS'ye  kalmış iki ay, ben burada Taemin albümü yazıyorum... Cidden akıllanmam ben. 
Ama bu albümü yazmayı da çok istiyordum. Hem Taemin her solo albümünde olduğu gibi Advice'da da tarih yazmış, hem de blogda hiç Taemin'i ağırlamadık, o yüzden... 

Ben 2014'te bu ortamlara girdiğimde (dinozor olduğumuzu ele verdik) Taemin SHINee'nin bebeğiydi. Bu kadar büyüdüğünü görmek, beni çok duygulandırıyor. Aynı zamanda kpop ortamında gerçekten sahnede olmak için doğan, üstünde sahne ışığı olan, idol olmasa bile bir şekilde müzik kariyeri yapacak olan birkaç kişi sayarım gözü kapalı şekilde ve Taem de bunlardan biri. Şimdi askere gidiyor ve bu uzuun sürede SHINee'den gelecek bir kaç soloyu, SHINee'nin son cb albümlerini ve Taemin'in bu son albümünü evirip çevirip duracağız. Çabucak gel Taemin, SHINee'nin son albümü ve ekseriyetle bazı şarkıları (Body Rhythm ve Kiss Kiss aklıma ilk gelenler) damağımda öyle bir tat bıraktı ki, yenisi için bekleyemiyorum neredeyse.

Biraz takip edenler için Taemin'in müziği her albümde daha iyi oluyor asla hayal kırıklığına uğratmıyor. SHINee'nin müziğine çok benzemiyor o yüzden SHINee'nin müziğini sevmeyen varsa bile (sanmıyorum ama) Taemin'in müziğini sevebilir. SM'in genelde yeni gruplarına verdiği deneysel tarzlardan nasibini almış olsalar da artık hem grup olarak hem de solo olarak kendi çizgilerinde işler ortaya koyuyorlar. 
 


Tracklist
1. Advice
2. Light
3. If I Could Tell You (ft. Taeyeon)
4. Strings
5. SAD KIDS


1. ADVICE

Sürekli insanların arkasından kuyu kazıp yüzünüze de "Senin iyiliğin için söylüyorum." deyip zehir zemberek eleştirileri 'tavsiye' adı altında söyleyen, sürekli sizi yargılayan o insanlar vardır ya, hah işte Taemin bu şarkıyla hepsine yargı dağıtıyor. "Boş boş konuşma, çok biliyorsan tavsiyem, kendi işine bak." diyor kısaca. Çok da iyi yapıyor. BoA'nın Blah şarkısının yanına altın harflerle yazdırdın bu şarkıyı. Sözler akıllıca yazılmış, yani bazen şarkı çevirisi yaparken ekrana boş boş bir iki saniye bakıyorum, şimdi bu ne alaka diye. Tabi sözlerin SM'in daimi söz yazarı Jo Yoon Kyung'dan çıktığını öğrenince çok şaşırmamam gerekirdi. Bu kadın bazen fena saçmalıyor ama hani genelde öyle şeyler yazıyor ki... Universe, Circus, Why, Mago ve fırından yeni çıkan Dream'in Rainbow'u bu kadının elinden çıkma.
Advice alt ritimlerinde R&B sosu olan bir trap aslında. Pek tabi, Taemin'in kendi tarzıyla. Köprüler harika bir şekilde nakaratlara bağlanıyor, şarkının bağlama noktalarında piyanoyla desteklenmesine bayıldım. Bu SM zaten elektronik müzik belasını başımıza kendi sardı, dermanı da yine kendisinde, gerçek enstrüman sesi duyunca deliriyoruz böyle. Taemin'in agresif tavırları ve şarkı söyleme tarzındaki keskinlik şarkının sözlerini destekleyip daha vurucu bir eser yaratıyor. Dansı her zamanki gibi kendini aşmış, vokali hakkında ise diyecek şeyim kalmadı, Taemin yani. Adamın olayı bu. Sahne dedik mi, aklıma gelen üç beş isimden. 
Ve o güzel saçları. Değinmeden geçemeyeceğim. Bir de klip bitince Ring Ding Dong'daki uzun saçları aklıma geldi. Tüm SHINee üyeleri ne kadar güzel büyüdü... Ama beşi arasında en çok Taemin, o da en küçük olmanın bir getirisi olarak çok büyüdü sanki, böyle gözümüzün önünde büyüdü. 


2. Light
İkinci track Light, tamamen Taemin çizgisinde bir dans şarkısı. Demosunu dinletselerdi, bunu en güzel Taemin seslendirir derdim. Advice'ın sözlerine karşılık çok daha yumuşak, çok daha sevimli sözlere sahip, ışığa benzetilen birisine sesleniyor Taeminciğim. Utandırma canım şimdi.(iki dakika sululuk yapmadan dursam olmaz.) Tekdüze ritmi, sevimli sözleriyle sevdiğim bir şarkı oldu Light. Favori şarkım diyebilir miyim, hayır. Ama böyle bazı sakin şarkılar olur, sürekli dinleseniz de bıkmazsınız, Light o türden bir şarkı.


3. If I Could Tell You (ft. Taeyeon)

Aha, Kral geliyor, şöyle kenara kayın. Yine R&B deyip geçebileceğimiz bu şarkı basit sözlere sahip bir aşk şarkısı. Ama... Şarkının yavaş ve rüya gibi o ritmi, Taemin ve Taeyeon'un ipek gibi seslerinde can bulmuş resmen. Hele Taeyeon'un o pamuk sesi şarkıya girince gözlerim doldu. Öyle yumuşak bir ritmi var ki, içimi okşuyor resmen. Harika bir işbirliği olmuş bu. SM'de ses rengini en sevdiğim kadın vokal Taeyeon, bir de sesi Taemin ile birleşince... Anlatılmaz yaşanır bir lezzet olmuş, umarım bir iki işbirliği daha duyarız.
Şarkıya dair küçük bir eleştiri yapmak için izin alıyorum ama. Nakaratlarda, ilk If I Could Tell You'dan itibaren altyapıyı biraz daha değiştirip nakaratın altını destekleseler neler olabileceğini düşünüyorum. Belki bu sakin, jazz'a yakın havası kaybolurdu ama tam olarak neye dönüşürdü? 
Güzel olurdu bence. Yine de If I Could Tell You, tam da bu haliyle ve en sevdiğim vokalistlerin ipeksi sesleriyle albümdeki favorilerimden biri. Vallahi harika birisin sen Lee Taemin, Kore'nin sanat güneşisin!



4. Strings
Strings, Taemin'in vokal sınırlarını en geniş görebildiğimiz şarkı. Çünkü şarkının kemiğini oluşturan şey tamamen vokal, işin büyüğünü Taemin yapıyor yani. Altyapının yaptığı bir şey yok. Ağır ve karanlık havası asılı kalan, ağır aksak bir tempoda giden, yavaş tempolu bir şarkı. Bir jazz barda, gece yarısından sonra kısık bir sesle çalınabilecek şarkılardan birisini anımsatıyor bana, ama anlamsız bir şekilde bağlandım şarkının yavaş temposuna. Bilmiyorum, Taemin'in sesinin etkisi de büyük olacak elbet, bayadır kafamda çalıyor şarkı. Bir şeyle uğraşırken bir bakıyorum uzunca süredir dönüp durmuş kafamın içinde. Strings'in aranje ve müziğinde ise en azından bana tanıdık bir isim var, Ryan S Jhun. Kendisi SM için birçok yapımda yer aldığı gibi, çok yakınlarda GWSN'nun title şarkısı Like It Hot'ın yapım sürecinde de yer aldı. 


5. Sad Kids

Albümdeki son track olan Sad Kids, tam olarak bir kapanış şarkısı, bir ballad. Bir ballad için tamamen uyumlu olan sözleri de albümün kalanına nazaran daha hüzünlü, eski bir çocukluktan bahseder nitelikte sözler. 
Bu şarkıyı ilk dinlediğimde içime bir hüzün çökmüştü, daha sözlerine bakmamıştım bile. Daha sonra sözlere bir göz atınca, daha önceki albümde bulunan 2Kids ile bağlantılı olabileceğini düşündüm. Ah Taemin, kimbilir neler saklıyorsun kalbinin derinliklerinde... Böyle sarılıp sırtını patpatlayarak teselli etmek istediğim insanlardan bu bebiş. 2Kids de her dinlediğimde beni dumur eden şarkılardandır. Sad Kids'in de ondan aşağı kalır bir yanı yok.
Bu çocuğun bazı şarkıları beni çok üzüyor. Ama ne olursa olsun, güzel sözleri Sad Kids'i içimi acıtsa da dinleyeceğimi işaret ediyor bana. Dünya durdukça dur Lee Taemin, hiç için acımasın bir daha, olur mu?

Bu şarkıyla da Advice albümünü kapatmış olduk. Bitiş için tamamen uygun bir şarkıyla. 



Albüm genelinde biraz konuşmam gerekirse, doğru insanlarla çalışılmış, albüme doğru şarkılar seçilmiş ve her yönden bir müzikal ziyafet olan, daha çok R&B suyundan beslenen bir albüm olmuş Advice. SHINee ve Taemin'in kemik kitlesinden dolayı halkın ilgisini çekecek bir parçadan ziyade tamamen kendisinin çizgisinde olan Advice'ın title olmasını çok sevinçle karşıladım. Albümün b-side parçaları da epeyce özenilmiş, üstüne kafa yorulmuş ve seçerek eklenmiş olduğu çok belli olan parçalardı. Uzun süre aklımızdan silinmeyecek ve çalma listelerimizden düşmeyecek bir albüm olmuş Lee Taemin, ağzına, müzikal dehana, star ışığına sağlık be SM'in prensi.



26 Mayıs 2021 Çarşamba

Albüm İncelemesi: GWSN-The Other Side Of The Moon



Sonunda o gün geldi, herkes sığınaklara! Evet arkadaşlar, en son geçen sene Nisan'da dönüş yapan GWSN'muz sonunda geri dönüş yaptı. Diğer albümler de bir yana, hem Soso'nun tekrar aramıza döndüğü, hem de kızların gerçekten farklı farklı kaynaklardan beslediği bu albümü yazmayı çok istiyordum, bir de GWSN son yıllarda adam gibi stanlediğim tek kız grubu o yüzden... Let's go. 

GWSN'yu ilk albümleri The Park In The Night pt. 1'dan beri ilgiyle takip ediyorum. Eşsiz gezegen ve rüya konseptleri gerçekten çok ilgi çekiciydi ve takvimlerini dolunaya göre düzenliyorlardı. Bunlar hep ilgimi çekmişti ve ilk albüm de diğer albümler gibi kaliteliydi, hatta bir debut albümü için fazla bile sayılabilecek kadar. Tüm bunlar GWSN'yu -en azından benim için- birlikte çıkış yaptıkları çaylaklardan ayırdı. Şimdi bu bebişlerin beşinci albümü ve belki aralarında en farklı olanı.

Şarkıları tek tek ele almadan önce albüm hakkında konuşmak istiyorum. Albümün ön yayınından da çok net anlaşıldığı gibi bu albüm Gongwonseonyeo'nun en farklı tarzlara sahip albümlerinden birisi. Albümü belki kısaca dance kategorisine alarak basite kaçabiliriz, ancak tüm parçalar farklı tarzlarda üstelik bunların çoğu GWSN'nun yeni denediği tarzlarda. Eşsiz konseptlerini ve hikaye anlatıcılıklarını aynı potada eritmişler ve ortaya harika bir müzikal konsept çıkmış yani, hem de daha önce hiç yapılmamış. Ancak GWSN bu yenilikle, kendi konseptlerini öyle güzel harmanlamış ki bu tamamen farklı tarz üzerlerinde emanet gibi durmuyor, sırıtmıyor. 

Parçalar albümde olsun, yer kaplasın mantığıyla oluşturulmamış. Zaten birkaçında kızların da eli, emeği var. Tüm parçalar cidden iyice planlanıp albüm oluşturulmuş. Şu anda, hala en fazla parçaya sahip olan The Park In The Night pt. 2 albümünü tahtından edecek bir albüm varsa, o da bu.

Ay'ın arkasını konu alan konsept, gökyüzünde heybetli görünen Ay'ın karanlık arka tarafından bahseden bir metafor. Bu metafor insanların içsel duygularını ve arkada yatan ve kimsenin önemsemediği benliğin yaralarını işaret ediyor.



Tracklist
1. Burn
2. I Can't Breathe 
3. Like It Hot *title*
4. e i e i o
5. Starry Night
6. I Sing (lalala)


LIKE IT HOT *TITLE*

Albümün başlık şarkısı Like It Hot klibiyle ve altyapısıyla GWSN daha önceki uzay-rüya konseptini korumaya devam ediyor. Ancak şarkının gidişatı, nakarattan önce köprüden itibaren diğer şarkılarından farklı bir tarza evriliyor. Elektropop vuruşlarıyla birlikte soslu bir dans şarkısı oluyor ki bu da nakaratın kafanıza tam anlamıyla kamp kurmasını sağlıyor. Köprüler ve rap partları doğru şekilde yerleştirilmiş. Dinlemekten keyif alabildiğim şarkılardan, GWSN'nun da en iyi title parçası. Açık ara. Kızların seslerine uygun, akılda kalıcı bir parça. Yine akıllıca bir hamle olarak, albümde title olmaya en uygun şarkıyı title yapmışlar.
 
MV, daha önceki kliplerinden olan Puzzle Moon ile anlamlı benzerlikler içeriyor *teoriler dönmeye başlar* Özellikle yürüdükleri koridor ve albümün başındaki resim ve merdivenler, Puzzle Moon'un bitişini oldukça andırıyor. 

Kişisel bir rica: Lütfen hime saç kesimini dünya üzerinden silin ve Lena dahil olmak üzere hiçbir idolde kullanmayın, yalvarıyorum.


1. Burn
Burn intro görevi gören, kısa bir açılış parçası, albümü açan şarkı olmaya uyacak bir şarkı, yüksek vokaller ve vurucu altyapısı birbiriyle uyumlu bir hava yakalamış. Sözleri ise dikkat çekici, acı veren geçmişi yakıp yeni bir insan olarak yeniden doğmaktan bahsediyor (beni yak kendini yak, her şeyi yak diyor yani kısaca). Intro olduğu için, altyapısında kullanılan çok elektronik sesleri görmezden gelebilirim. Albümü açmak için uygun, arkadan gelecek müzikal çeşitliliği işaret eden bir hali var, ancak benim favorim olmak için hem kısa, hem de fazla deneysel. 



2. I Can't Breathe
I Can't Breathe şu ana kadar GWSN'nun hiç denemediği bir tarza sahip. Nötr bir girişle başlayan şarkı köprüye kadar pes seslerle gidip köprüde yükselirken nakarata bağlıyor. Nakarat ise tam bir şaheser. Kısık vokaller ve alttan gelen elektropop dans ritimleri dünyayı güzel bir yer haline getiriyor. Ancak nakarattan sonraki ikinci kısım çok k-pop. Farklı şeyler yapmışlar ve şarkı bu çizgide ilerlese kim bilir neler olurdu...
Yine de albümdeki en farklı çizgide ilerleyen ve en güzel parçalardan birisi. Seviyorum çekinmeden farklı işler yapan grupları. Hele de altında yüzlerinin akıyla çıktılarsa. 



4. e i e i o
Albümün en eğlenceli parçası ve farklı ritimleri konu etse de dibine kadar pop olma iddiasında bir şarkı. Komik sözleri ve sağlam bas vuruşları şarkıyı ve nakaratı yükseğe taşıyor. Nakarat tamamen akılda kalıcı ve dinlemesi cidden çok eğlenceli! Pop düzgün bir şekilde, olması gerektiği gibi yapıldığında çok eğlenceli bir şey cidden. No more ön yargı. Nakarattaki altı dolu baslar şarkının benzersiz havasını destekliyor. Bu bilgiler ışığında, eieio her zaman dinleyeceğim eğlenceli bir dans şarkısı. Ve bu kadar övdükten sonra, doğal olarak da bir başka favorim.



5. Starry Night
Albümün görece daha yavaş parçası Starry Night tür olarak R&B/Soul tarzında bir parça. Yavaşlayıp hızlanan tempo nakaratta kendini yüksek vokallerle bezeli bir akışa bırakıyor. Şarkının havası GWSN'nun eski şarkılarına yakın bu yüzden en tanıdık tınıları bu şarkıdan alıyoruz. Melting Point, Growing for Groo'ya yakın bir havası var. Aynı zamanda gece, bir parkta oturmuş dinliyor gibi hissediyorum kendimi, GWSN'nun konseptine de uyan bir şarkı. Sözleri içsel yalnızlığı konu alıyor.
Bu yavaş ritim, bize albümün kapanışını sezdirdiği için albümün son kısımlarına uygun bir tarzı var. 



6. I Sing (lalala)
I Sing albümün son şarkısı ve Starry Night'tan farklı olarak tamamen R&B bir şarkı. Şarkının havası, bir jazz barda, peçeteye karalanmış sözlerden oluşuyor gibi bir his veriyor. Bu yavaş R&B ve jazz benzeri havası albümün son parçası olmak için tamamen uygun ama benim kalbimi fethetmek için yeterli değil kkkk. Albümdeki varlığını ve yerini takdir ediyorum, kızların gerçek bir R&B üzerinde çalışmaları hoşuma gitti ancak albümün yıldızı olmak için I Sing'den daha iddialı şarkılar var. Yalnız yine de sakin ve yatıştırıcı havası bu yaz gecelerine çok yakışır bence. Balkonda, üstünüzde ince bir battaniyeyle dinlemeye uygun. Albümü bitirip kapattıktan sonra da başka bir şeyle uğraşırken i sing lalalalalalala diye en çok mırıldandığım şarkı oldu, bu da bir başarıdır bence :)

Sonradan gelen edit: I Sing'i beğenmeyen kulaklarım adına herkesten çok özür diliyorum çünkü kendisi albümün en güzel parçalarından birisi şu an son tahlilde. Albümleri soğumdan yazmanın en kötü yanı bu işte. Yorumladığım albümlerin son parçalarında bu hataya çok sık düşüyorum. Çok yüksek parçalardan sonra son parçalar arada kaynıyor ve çok fazla şarkıdan çorbaya dönmüş olan ses sistemim resmen şarkıyı algılamıyor ki I Sing tam da böyle bir şarkı. İlk anda içine alan değil de altyapısının belli yerleri, vokal oyunlarıyla parlıyor. Starry Night ile kapışır  hatta geçer diyorum, namın yürüsün I Sing'im <3



GWSN'nun şimdiye kadar olan albümleri için The Park In The Night'ın part 2'si ve bu albüm zirveye yerleşti bile. Part 2 bu albümün zıttı olarak tam olarak GWSN tarzı ama lezzetli şarkılarla doludur. Bu albüm ise GWSN'nun kendilerine elleriyle çizdikleri o müzikal sınırı kırmalarını gösteriyor bize. GWSN'nun kendilerine oluşturdukları o eşsiz tarzı çok sevdiğim için o sınırın içinde olmaları harika, yeni şeyler denediklerini duymak da öyle. O yüzden ilk üçleme ve The Keys albümünü GWSN ile tanışmak için kullanabilirsiniz. Daha sonra The Other Side Of The Moon ile GWSN'nun hem çok kendileri, hem de çok başka bir tarzı nasıl harmanladıklarını daha iyi görebilirsiniz. 

Tüm bunlar ışığında, bu albümü gerçekten çok sevdiğimi tekrar söylüyorum. Bu albüm bir kırılma noktası. GWSN'nun başka nasıl tarzlar ve konseptleri, kendilerinden bir şeyler katarak deneyeceklerini hep birlikte göreceğiz. Ama şimdilik bu albüm bir şaheser. Dinleyelim, dinletelim. 
Waiting for you, GWSN!




16 Mayıs 2021 Pazar

Büyülü Sesler: NIve


Değerli ballı çöreklerim! Daha önce kimlerin kimlerin geldiği geçtiği, DEAN'den Punch'a, Kim Feel'den Eric Nam'a (tabi taslak olduğu için henüz okuyamadınız, bu hızla aktifliği devam ederse de hiç okuyamayacaksınız) kimleri kimleri ağırladığımız bu köşede, şimdi de NIve var. *alkışlar*

Peki biz NIve'ı neden hiç duymadık diyorsanız, normal. Kendisi şimdiye kadar hep başkalarına şarkı yapıyordu, yapımcı kimliği daha öndeydi. Ancak kendi sesinin nasıl bir nimet olduğunu fark etmiş olacak ki bizi bundan mahrum bırakmadı. Çok da iyi yaptı gerçekten, NIve eşsiz bir cevher. O zaman izninizle NIve'ı bol bol öveceğimiz, seveceğimiz, şarkılarından bahsedeceğimiz yazımıza başlayalım? Hazır mıyız?


NIVE
Gerçek Adı:
 Jisoo Park
Doğum Tarihi: 9 Haziran 1993
Plak şirketi: 153 Entertainment

NIve, melez yakışıklılar kervanının bir ayrı üyesi. Kendisi Kore-Amerika melezi bir yakışıklı. Amerika'da doğmuş ancak Kore'de büyümüş. Söz yazarı, bestekar, yapımcı, ne derseniz çünkü bunların hepsini yapıyor. New York'ta okurken yaptığı All Of Me coverı viral oluyor bir anda. Superstar K6 yarışmasına da katılıp 9. olarak bitiriyor yarışmayı. 2018'de şimdiki şirketiyle sözleşme yayınlamasının ardından ilk teklisini çıkarıyor.
Ancak resmi Kore çıkışını 2 Nisan 2020'de yapıyor.

Youtube hesabını takip etmenizi şiddetle öneriyorum. Coverlarını, çalma listelerini hep burada paylaşıyor. Canlı performanslarını topladığı bir çalma listesi var ki canlı performansları gerçekten müthiş, bazıları stüdyo kaydından bile iyi. Onun dışında In The Lab videoları da yapımcısı olduğu şarkıları nasıl yaptığı hakkında, işin biraz daha mutfağını anlatıyor yani. Nasıl yapıyor, süreç nasıldı, bunlar hakkında konuşuyor. Çoğunun da ingilizce altyazısı var.

Şurası instagram hesabı, thisisnive
Burası twitter hesabı, thisisnive
Ve burası da youtube hesabı, NIve




Peki, biraz elinin değdiği işlere bakalım. Chen'in Beautiful Goodbye parçasının hem söz yazarı hem de bestecisi. EXO Groove'un ise söz yazarlığını yapmış. Super Junior'ın Burn The Floor parçasının hem bestesi hem aranjesi NIve'a ait. Aynı zamanda Taehyung'un aslında ilk mixtape'inde yer alması gereken ancak sonradan BE albümünde yer alan Blue&Grey sözlerinde, bestesinde ve yapımında Taehyung'a yardımcı olmuş. 
Hatta bu baya olay olmuştu Yoo Hee Yeol'ün programında Blue&Grey'in yapımcılığını tek başına üstlenmiş gibi konuşmuştu Yoo Hee Yeol, NIve da düzeltmemişti falan. İnsanlık halidir, olabilir. Sonradan özür dilemişti zaten ki Taehyung'la epey yakın arkadaşlar.
Bunun dışında CLC, NCT U, Park Bogum, SF9, Kim Wooseok, Jung Sewoon ve daha bir çok ünlü ismin şarkılarında emeği bulunan biri NIve.

1. Bölüm: US Çıkışı ve İngilizce tekliler.

İlk Single: Getaway (ft. JMSN)
Getaway NIve'ın indie bir söz yazarı-şarkıcı olan JMSN ile iş birliği yaptığı ilk single çalışması. Daha o zamandan uzun saçlarını gönlümüze bağladık tabi çözülmüyor. Parça blue ve jazz esintileri taşıyan hafif bir parça. Sözlerin büyüsü NIve'ın başarılı ses kullanımıyla birleşiyor. Kafa sesini kullanma biçimine inanabiliyor musunuz? Benim kafamda hala yankılanıyor da. 
Bu şarkı için NIve "Hepimizin hak ettiği mutluluğu bulmak için bazen hayatta yaşadığımız acıdan kaçmakla ilgili bir şarkı. İletmek istediğim tek mesaj, iyi olmamanın sorun olmadığı yönündeydi. Arada sırada, sadece kaçmanız gerekir ve bu sizi en sonunda ait olduğunuzu hissettiğiniz bir yere geri getirecektir." diyor. Çok da iyi söylüyor. Getaway bu yönüyle, sizi iyileştirebilecek bir şarkı. Audio versiyonu ise şurada, Getaway (Audio)

8 Aralık 2018: From:Me

Getaway ile halk arasında tanınırlığı artan ve beklentileri epey artıran NIve, bu sefer 2018 sonunda From:Me ile geliyor bize. From:Me iki şarkılık bir tekli olarak geliyor, heveslenmeyin ama diğer şarkı Getaway. From:Me sözleri itibariyle hoş bir aşk şarkısı. Yavaş tempolu ve zengin tınılarla güçlendirilmiş bir altyapısı var. Dinlemekten hoşlanacağınız ve kolay kolay sıkılmayacağınız şarkılarından birisi. Lyrics video yayınlamasını da görmezden gelebilirim bu seferlik, ama yüzünü görsek daha makbule geçerdi, evet. 


2019 yılınca Chen'in Beautiful Goodbye'ı başta olmak üzere birçok ünlü sanatçının, birçok ünlü parçasının yapım sürecinde yer alınca yapımcı kimliğiyle iyice ünleniyor tabi NIve'ımız. Ve daha sonra, yine aynı yıl, 2019'da hala en sevdiğim şarkılarından olan teklisini patlatıyor: Who I Am.

Who I Am?

Bu güzeller güzeli şarkı, 10 Mayıs 2019'da yayınlanıyor. Şarkıda basitçe kendini bulma sürecinden bahseden NIve, kendini eleştiren kişiye, "Ben buyum." diyor. "Ben buyum, kim olduğumu biliyorum ve değişmeyeceğim." çok güzel sözleri var. Zaten şimdiye kadar bahsettiğimiz tüm şarkıları İngilizce, yeri gelmişken belirteyim. Canlı bir altyapısı ve sağlam gitar rifleri şarkıyı hep yüksek tutuyor. Tür olarak pop olsa da altyapısının sağlamlığı şarkıyı gerçekten ayrı bir yere koyuyor. Klibi de çok eğlenceli, kendini kötü hisseden insanları nasıl neşelendirdiğiyle ilgili. Klibi izlemeniz için gerekli diğer husus ise... NIve'ın arkadan minik bir at kuyruğuyla toplu saçları tabiki, gidin izleyin işte arkadaşlar ahahsha Gerçekten orantısız bir yakışıklılığı var bu çocuğun. 
2020 Ekim'deki online konserinde söylediği canlı performansını da mutlaka izleyin, buraya bıraktım. Who I Am (Online Concert) Canlı da olsa stüdyo kaydı da, hiç değişmiyor. Hep mükemmel.


Who I Am listelerde üst sıralarda oynuyor, bir çok kişi şarkıyı çok seviyor. Birçok türde müzik yapabilen bir insan olduğu için epey takdir topluyor. Temmuz 2019'da ise Liberated geliyor.

Yorulanlara: Liberated

NIve'ın "Hayatta mücadele eden, yorulan herkes için umut verici bir şarkı, bir marş." olarak tanımladığı Liberated 9 Temmuz 2019'da yayınlanıyor. NIve'ın kafa sesiyle başladığı köprü yerini tok bir nakarata bırakıyor ve yükselen tempo gitar rifleriyle devam ediyor. O kadar ihtiyacımız oluyor ki böyle sözlere hayatta. O yüzden NIve'ın "Her şey yoluna girecek." demesi, çok iyi hissettiriyor.
(Biraz da NIve'ın jawline'ını, beyaz gömleğinin ona ne kadar yakıştığını ve uzun saçlarını övebilir miyim? lütfen övsek ya.) Yine aynı canlı konserinden bir performans da bırakalım, buyrun Liberated (Online Concert)


Tired

Eylül 2019'da yayımlanan Tired, aynı ismi gibi sözlere sahip. NIve yorulduğunu, kalbinin kırıldığını ve büyümenin böyle bir şey olup olmadığını soruyor içli sesiyle. Hepimizin yaşadığı çok benzer şeylerden bahsediyor aslında. Hepimiz adına konuşuyor. Biraz daha yavaş tempolu, gitar altyapısının yakıştığı bir şarkı olmuş. NIve'ın sesinin şarkıyı ayrı bir yere taşıdığını kabul etmek gerekiyor ama.





2. Bölüm: Kore Resmi Çıkışı

Geldik NIve'ın artık Kore çıkışını gerçekleştirdiği bölüme. Daha önceden de şarkılarının yapımcılığını üstlendiği Sam Kim'le iş birliği yapıyorlar ve böylece NIve'ın resmi Kore çıkışı, Like A Fool ile oluyor.

Kore Resmi Çıkışı: Like A Fool (ft. Sam Kim)

2 Nisan'da çıkan Like A Fool ile çıkış yapıyor. Yavaş tempolu bir aşk şarkısı olan Like A Fool, aptalca sevilen birisinden bahsediyor. Bir çok yönden güzel bir iş birliği olmuş çünkü Sam Kim ve NIve'ın sesi birçok yönden benzer. Bu yüzden dinlemesi keyifli, aynı tınılar var ve yavaş tempo hep kendini koruyarak sürprizlerle akışı bozmadan ilerliyor. Bu şarkı MelOn'da 79. sırada kendine yer edinirken, diğer müzik listelerinde de çeşitli sıralamalar elde etti. Açıkçası fandom etkeni olmadan, ve Like A Fool'un halkın çoğunluğunun dikkatini çekecek bir şarkı olmamasını da işin içine katarsak, 79 harika bir sıralama.
İkisinin harika bir canlı performansı (şaka değil, stüdyo versiyonundan daha iyi) şurada, NIve X Sam Kim Like A Fool (Live Ver.)
NIve X Sam Kim-Like A Fool (Quarantine Ver.). Bu da yine keyifli bir video
Ve son olarak da JTBC'nin Begin Again programı için NIve'ın tek başına Like A Fool performansını da bırakayım. NIve-Like A Fool (JTBC Begin Again)


NIve-New Start: Haziran 2020'de It's Time To Start isimli animasyon için New Start isimli bir şarkı seslendiriyor. Sesi inanılmaz yakışmış şarkıya. Parçanın hareketli altyapısı gerçekten kaliteli. Bir iki dinleyişten sonra kafanızda çalmaya başlayacak.


Bandages Single

Tracklist
1. How Do I
2. New Light


How Do I

Harika bir R&B olan How Do I, 12 Ağustos 2020'de çıkıyor ve türünün hakkını vererek NIve'ın sesiyle bizi bambaşka yerlere götürüyor. Güzel bir aşk şarkısı ve retro çekimleri hatırlatan güzel bir klibi var. Klibin hikayesi de güzel, izleyin, izlettirin.
How Do I, NIve'ın sesini ustalıkla kullandığı şarkılarından. Kafa sesi ve sonra birden daha genizden kullanılan bir ses, ve How Do I işte. NIve, gerçekten çok özel bir sanatçısın.
Chen ile birlikte söyledikleri şu canlı performansı bırakayım. NIve x Chen-How Do I
Chen'in vokal eğitimi hepimizin malumu. İkisinin kafa seslerini kıyaslayarak da NIve'ın bu işte ne kadar iyi olduğunu anlayabilirsiniz. 
Bu da çok başarılı canlı performanslarından NIve-How Do I (Onstage)


New Light

New Light benim albümde görece daha çok sevdiğim şarkı. İçim rahat şekilde favorim diyebilirim. Akıp giden gitar ritimleri, altyapısı ve NIve'ın içimi saran sesi... "Yalnız değilsin, ben buradayım, her şey iyi olacak." diyen sözleri de New Light'ı en azından benim için How Do I'ın önüne taşıyan bir başka etken. Gerçekten öylesine güzel ki. Arabanın camına başınızı dayayıp, yağmur yağarken dinlenebilecek bir şarkı. Ya da güneşin battığı bir sahilde. Her ne olursa olsun, özel bir şarkı, değerli. Söyledikleri, güzel şeyler. Ne zaman modunuz düşerse dinleyebileceğiniz, yalnız olmadığınızı hissettirebilen sözler.
"Tek başına yürümene gerek yok, elini bana uzat. Sana yeni bir ışık vermek istiyorum."
Harika bir akustik performans bırakayım buraya. Deniz, NIve, gitar. Şöyle bir hayal edin. NIve-New Light (Acoustic Ver.)
Bir diğer canlı da yine online konserinden. Harika ya, delireceğim NIve-New Light (Online Concert)


2easy (ft. Heize)

İşte, geldi sonunda. Bir başka en sevdiğim, yoluna yoldaş olduğum şarkı bu da. Yani nasıl anlatsam bilmiyorum ki. Youtube'un algoritması sayesinde önüme düşen ve tıkladığım, sonra ilk andan itibaren nefes almadan dinlediğim bir şarkı. Heize'nin sesi, NIve'ın sesi, şarkının ritmi, sözleri... Her şeyi öyle kusursuz ki.
Yeni sayılabilir, 26 Kasım 2020'de çıktı. Günlerce dinlemiştim ilk çıktığında, hala da aynı hevesle dinliyorum. Ne yakışmış sesleri. Basitçe söylenirse, bir ayrılık şarkısı aslında. Ama şarkının o havası ve ikisinin sesi de öyle gitmiş ki bu şarkıya, dinlemiyorsunuz, içiyorsunuz sanki parçayı, hissediyorsunuz. 
Bu da canlı videolarından, NIve-2easy (ft. Heize) [LIVE]




JTBC'nin Begin Again programında da son derece aktif NIve. Jamie Park'la düetleri var, NIve'ın harika coverları var. O programdan da birkaç performans bırakmak isterim tam buraya.
NIve-Perfect (Ed Sheeran Cover)
NIve-Wake Me Up (Avicii Cover)
NIve-Every Day, Every Moment (Paul Kim Cover) [LIVE]
NIve-Every Day, Every Moment (Paul Kim Cover)
Jamie ft. NIve-A Gloomy Clock (IU&Jonghyun Cover) [LIVE]
Jamie ft. NIve-A Gloomy Clock (IU&Jonghyun Cover)
Bunların hepsi JTBC'deki Begin Again performansları, çok da sevilenler aynı zamanda. 

Dediğim gibi youtube kanalını yukarıda da paylaşmıştım, mutlaka takibe alın. Orada bir çok farklı şarkı coverlarının paylaşıyor ve hepsi muhteşem cidden. Sesi öyle özellikli her şey uyum sağlıyor, her türlü muhteşem gidebiliyor.

Sanırım söyleyeceğim başka bir şey yok. Uzun süredir bu köşeye yazmamıştım, cidden özlemişim. NIve'ı her şekilde takibe alın. Zira ben bundan sonra yapacağı işler için de inanılmaz heyecanlıyım. Eminim bal sesiyle daha bir çok özgün parçalar çıkarıp sektörü domine edecek. Yorumlarda fikirlerinizi benimle paylaşın. Hepinizi çoook öptüm!




Pazar Yayını! / Yeni Hafta Şarkıları (17.05.21)


Herkese tekrardan merhabalar. Blogdaki aktifliğimü büyük oranda artırdığı ve uzun süredir kdrama haricinde hiçbir şey konuşulmayan bloguma biraz da olsa k-pop esintileri getirmeyi başardığı için Pazar Yayını köşesine teşekkürlerimi sunmak isterim başlamadan. Öte yandan ise, önerdiğiniz her türlü şarkıya açığım. Yorumlarda hafta şarkılarınızı benimle paylaşabilirsiniz. 
Her şeyi söylediğime göre, bu hafta için önerdiğim şarkılara geçebiliriz.


Enerjik Pazartesi: INFINITE-Dilemma

Infinite'in diskografisine bakınca aklıma gelen ilk şey fanlarını hiç hayal kırıklığına uğratmadıkları oluyor. Woollim belki bir çok yönden -özellikle son zamanlarda- çuvallamaya başlamış bir şirket olabilir ancak Infinite'in aktif dönemlerinde Infinite için tutturdukları stratejinin harikalığı su götürmez. (özellikle de Sweetune ortaklığı:P)
Burada sözü uzatmak niyetinde değilim aslında ama sektöre The Chaser, Destiny, Last Romeo, Bad, The Eye gibi şarkıları sektöre kazandırmış olan Infinite'in adını öylece söyleyip gidemem değil mi? En sonunda eski kpop diye ağlayan dinozorlardan olduğuma inanamasam da şöyle müzik yapan tek bir grup bile kalmadı... Dilemma da yine en güzel şarkılarından birisi, hem Rock'a göz kırpıyor hem de Japonca. İkisi bu dünyanın en iyi ikililerinden.
Pazartesi için harika bir seçim olduğuna inanıyorum bu şarkının. Hele o solosu var ya, bütün hafta gidersiniz o kısmın gazıyla :P



Huzurlu Salı: Masaki Suda-Sayonara Elegy

J-Rock'la başladık, öyle gitsin. Masaki Suda'nın bu yaz tanıştığım bu şarkısı harika bir altyapıya ve muhteşem sözlere sahip. Özellikle gitar rifleriyle bezeli o altyapısı beni tüm yaz bu şarkıyı son seste dinlemeye iten yegane sebepti. Salıyı huzurlu geçirmeniz için uygun bir seçim mi emin değilim ama kesinlikle kaliteli bir salı olacağını garanti ediyorum.
Magazinsel not: Adı GD ile aşk iddialarına karışan Nana Komatsu'yla 2019'dan beri çıkıyor Masaki Suda. Nana Komatsu'ya başarılar diliyor, kendini kurtardığı için kutluyorum :P (Linç gelir mi, sanmam.)



Renkli Çarşamba: Yeeun (CLC)-Barbie

Bu da bu yaz severek dinlediğim parçalardan birisi. CLC'nin rapper güzeli Yeeun, Good Girl programında yapmıştı bu şarkıyı. Bence rapper pozisyonunda olan birisi için çok iyi bir performans çünkü ses renginin diğerlerinden ayrılan bir yönü olmasa da sesini nasıl kullanacağını biliyor. Bu bir artı çünkü dinlemesi keyifli, ki Jang Yeeun laf olsun diye rapper yapılan bir üye değil, gerçekten rap anlamında bir altyapısı var. O yüzden vokalini övmek isterim. Beni bıraksanız ben sabaha kadar CLC'nin tüm üyelerinin keşfedilmeyi bekleyen mücevherler olduğundan, neden hala patlayamadıklarından ve Cube'a olan nefretimden ve son olarak Nu.clear albümüyle bodoslama daldıkları (kötü bir hamle) girl crush konseptin potansiyellerini örttüğünden bahsederim. O yüzden çarşambanın eğlenceli havasına uyan Barbie'yi bırakıp gidiyorum. Mcountdown performansını izleyip yaşayan barbie Yeeun'ı görmek için de şöyle tık tık



Nostaljik Perşembe: Nine Muses-Ticket

Ah, Namyu. Bu grup için de söyleyecek çok şeyim var aslında. Ancak burası yeri değil susuyorum. Ticket nostaljik perşembede yer alabilecek kadar eski bir şarkı. Ancak tam olarak eski k-pop denen şey olsa da günümüzde bile insanı heyecanlandıran bir melodiye sahip. Şu hareketli altyapısı, akla dolanan nakaratı... Ağlamıyorum ya gözüme old k-pop kaçtı... Nine Muses da çok potansiyeli olan ve çok güzel şarkılar çıkaran bir gruptu her zaman ama malesef Star Empire'da çıkış yapmak zaten başlarına gelen en kötü şeydi.. Biz de nostaljik perşembe vasıtasıyla doya doya dinleyelim Ticket'i. Çok güzel gerçekten, çok. Geniş yelpazede yazmak istediğim için tekrar Namyu şarkısı yazar mıyım bu köşede bilmem ama aramızda kalsın, gidin bir de Gun, Hurt Locker ve Drama dinleyin, fav üçlüm.



Güneşli Cuma: Kim Sunggyu-Sentimental
Her şeyiyle bir şaheser olan (özellikle title True Love) 10 Stories albümünün albümün geri kalanı kadar mükemmel olan şarkılarından birisi Sentimental. Öyle güzel bir enerjisi var ki. Bu enerji de Sunggyu'nun dilinde hayat buluyor, bayılıyorum. Bu albüm çıktığında Eskişehir'deydim, yola çıkmadan önce albümü indirmiştim. O yüzden her dinlediğimde memlekete gelirken albümü loopa aldığım o gece yolculuğu gelir aklıma. Güzel günlerdi, seyahat edebiliyorduk ve Sunggyu aktifti :( Daha fazla üzmüyorum kimseyi ve cuma gününü Sentimental ile taçlandırmayı teklif ediyorum.



Hareketli Cumartesi: NCT U-Make A Wish (Birthday Song)

Cumartesi için sesi biraz açın, modu yükseltme vakti! Doğum günümde çılgınlar gibi dinlediğim Make A Wish ile huzurlarınıza döndüm! NCT benim düzenli olarak dinlediğim ya da çıkardıkları şarkılara özellikle baktığım bir grup değil çünkü bir türlü sistemi çözemediğimden tamamen peşini bıraktım :P Hatta bununla birlikte bildiğim şarkı sayısı iki oldu, önceden sadece Love Me Now'ı biliyordum. Ama söylemem gerekiyor ki fena halde SM tarzı bir grup, dünyada SM olmasaydı bile böyle olurdu. EXO müziğini özleyenler için bir nimet, o yüzden güzel şarkılarını mutlu mutlu dinliyorum. Make A Wish de cumartesi için uygun bir parti şarkısı.
Sonradan gelen edit: NCT Dream'in Hot Sauce albümüyle bildiğim şarkı sayısı arttı. Herkes gibi benim favori şarkılarım Rainbow ve My Youth oldu. 



Sakin Pazar: Raiden X Chanyeol-Yours (ft. Lee Hi, Changmo)

Hof. Yaz yaz bitmedi, duyan gelmiş arkadaş, düet dediğin iki kişilik olur. Haftayı şöyle akıp gidecek, orta tempolu bir şarkıyla uğurlamak isteyenler harika bir seçenek sunuyorum. Lee Hi'nin katıldığı andan itibaren uçuşa geçiyor şarkı bebeğimin o buğulu sesiyle. Chanyeol'un de nispeten sevdiğim sesiyle hoş bir uyum yakaladıkları için tadından yenmiyor şarkı. Yours da ilk duyduğumda günlerce dinlediğim şarkılardan. Özellikle nakaratı çok güzel. Haftayı bitirmek için uygun bir seçim. 


Bu hafta için söyleyeceklerim bu kadardı. Epey de anlatasım varmış, destan gibi yazmışım hep. Ama napayım ya 2014 yılında kpop dünyasına atılan birisi olarak eskileri cidden özlüyorum. Sure, grandma capsleri gibiyim biliyorum ama çok zor cidden... Bu ortama ilk geldiğimde Cassie'lerle dalga geçiyordum dinozorlar diye, daha beter hale düştüm. Gideyim de biraz old kpop bataklarında sakinleştireyim kendimi. Herkese güzel haftalar diliyorum!




2 Mayıs 2021 Pazar

Pazar Yayını! / Yeni Hafta Şarkıları (03.05.21)

Herkese merhabalaaar! Dediğim gibi bu köşeyi iki haftaya bir yazmaya başladım. Pazartesi benim doğum günüm ve an itibariyle doğum günü yayınımı açıyorum. Bu haftanın tüm şarkılarını özenle, çok severek dinlediklerimden seçtim. Umarım beğenirsiniz. O zamaan, başlayalım!


Enerjik Pazartesi: Yoo Jae Suk X EXO-Dancing King

İsmini duyunca bile içim kıpır kıpır oluyor ya. O kadar enerjik o kadar eğlenceli bir şarkı ki Dancing King, sizin de kalkıp dans edesiniz geliyor resmen. Dinlemeyi de dans etmeyi de çok sevdiğim Dancing King bence haftaya hareketli başlamak için en ideal parçalardan birisi.



Huzurlu Salı: The Black Skirts-Someday

Bu şarkı da Romance Is A Bonus Book dizisinin şarkılarından birisi. Dizide ilk çaldığı anı hatırlıyorum. Girişi öyle güzeldi ki kalakalmıştım. Sonra vokaller, şarkının ritmi. Hala ilk günkü kadar güzel. Zaten ismi Someday olan tüm şarkıların çok güzel olduğuna dair bir tezim var, hiç yanılmadım henüz. Bence sakin bir salı için ideal bir seçim olabilecek bir şarkı. Koltuğa oturun, gevşeyin ve şarkının sizi alıp götürmesine izin verin. Ah, The Black Skirts <3



Renkli Çarşamba: GOT7-Beggin On My Knees

Bu şarkı Flight Log: Departure albümünün b-side şarkılarından. Çıktığında deli gibi dinlediğim bir albümdü, o kadar uzun süredir dinlememişim ki (Hep Identify ve Flight Log: Turbulence'ı sürekli dinlediğim için oldu bunlar) şarkıları arka arkaya açınca eski bir tanıdıkla karşılaşmış gibi oldum. O zaman da Beggin On My Knees'i çok sevmiştim. İnanılmaz bir enerji vermiyor mu insana ya? Eğer dinlediyseniz tamam, çarşamba günü için hazırsınız.



Nostaljik Perşembe: BoA-Girls On Top

Nostalji deyince akla BoA'nın eski şarkıları gelmezse ayıp. Bu şarkı BoA'nın Asya'nın kraliçesi, divası, balı, peteği olduğu yıllarda çıkmıştı. Aynı zamanda kalıpları yıkmakla, standartlara uymak zorunda olmamakla ilgili şeylerden bahsettiği için benzersizdir. Yıl 2005 çünkü, düşünün nasıl bir şok olduğunu. BoA'nın sesi çok farklıdır, Kore'de bu kadının sesi de şuna benziyor diyebileceğiniz tek bir kimse bulamazsınız. O yüzden şu nostalji kuşağımız vesilesiyle BoA'nın sıkı takipçisi olmanızın zamanı gelmiş olabilir. Eskisi kadar aktif olmasa da hazine sandığı gibi albümleri var, bakmakta fayda var. 



Güneşli Cuma: DAY6-Freely

Aaah, Day6'in ilk albümü :") Gerçekten bir dinozor oldum artık... Bu albümün yayınlandığı günü bile hatırlıyorum. Bu şarkı o kadar eğlenceli, o kadar enerji veren, insanı tuhaf şekilde mutlu eden bir şarkı ki o günden bugüne mutlaka belli zamanlarda dinlerim. Eminim ki dinleyince siz de aynı hissedeceksiniz. Tuhaf bir enerji, kırlarda koşma isteği. Doktorunuza başvurmanıza gerek yok efenim, Day6 etkisi.



Hareketli Cumartesi: GFRIEND-White

Şu hayatta en çok özlediğim şeylerden birisi eski Gfriend müziği... Yeni tarzlar denemelerini anlıyorum, harika da oluyor (MAGO yılın şarkısıydı mesela) ama ilk iki albümlerini öyle özledim ki anlatamam. White'da sektöre küçük ama kararlı adımlarla girdikleri Season of Glass albümünden. Bir kerecik daha ilk albümlerdeki fresh konseptlerine geri dönseler öyle mutlu olurum ki. Ama o zamana kadar bu neşeli şarkı White, mutlu cumartesilerin en büyük destekçisi.



Sakin Pazar: Lovelyz-Hug Me

Lovelyz'in de eski müziğini özlüyorum gerçekten. Son zamanlarda bir şeyler oldu, prodüktörlerine nazar falan mı değdi bilmiyorum ama son title şarkıları birbirinin aynısı gibi geliyor bana. Sadece Obliviate farklıydı biraz. Hayır, enteresan çünkü Lovelyz sınırlı bir konseptte (rüya-masal) eşsiz şarkılar yapan bir grup oldu her zaman. Nerede Circle, Doll, Fallin, Night and Day yapan Lovelyz? Bu başka bir günün konusu olsun, Lovelyz'in eski müziğini çok sevdiğim için her yerde yakınasım geliyor işte. Hug Me de Lovelyz'in en sevdiğim masal konsepti altyapılarıyla hazırlanmış bir şarkı. Modern bir masalda gibi hissediyorsunuz. Rahatlığın ön planda olduğu dinlendirici bir pazar günü için, en iyisi!



Bu haftalık da benden bu kadaaar. Umarım bu haftanın şarkıları da haftayı güzelce atlatmanıza yardımcı olabilecek nitelikte olmuştur. Önermek istediğiniz şarkılar olursa, yorumlarda buluşalım. Herkese iyi haftalar diliyorum.





30 Nisan 2021 Cuma

Dizi Yorumu: The King: Eternal Monarch

Merhabalaaar. Bugün geçtiğimiz bahar-yaz aylarının hit dizisini konuşiciiz. Aslında ben buraya genelde izlediğim her diziyi değil, beğendiklerimi ve önerdiklerimi yazıyorum. Kimsenin vebalini almayalım şimdi, "Bu ne biçim diziydi?" diye izlemesinler diye önce kendim kefil oluyorum bir nevi ahahshs
O yüzden bu diziyi de öneriyorum. Ama birkaç değinmek istediğim olumsuzluk da var. Yazayım. Birlikte tartışalım.

Aslında diziye başladığımda ortaları falan gayet iyi gidiyordu çok seve seve izliyordum. Ama sonra özellikle Lee Min Ho ve Kim Go Eun arasındaki durumların çok aceleye getirildiğini fark ettim. Lee Min Ho cephesi okay, o zaten kıza yanıktı da, Kim Go Eun bir bölüm önce itten beter ettin oğlanı gülüm hayırdır? Ve o an aydınlanıp diziyi büyük oranda polis ekibi ve heyecanlı olay akışı için izlediğimi fark etmem bir oldu. Harika ekipti. (Hayır arkadaşlar Woo Do Hwan için seyretmedim ya kim uyduruyor bunları aa.s.s) Açıkçası en hoşuma gitmeyen şey bu oldu.

Demek istediğim şey şu. Kadro şampiyonlar ligi gibi. Bir kere Lee Min Ho var. Ben bu adama öyle herkes gibi çok da ayılıp bayılmıyorum (yaşıtlarımın ilk oppası bu adam ne diyorsunuz siz ahahshs) ama kdrama sektöründe gayet net bir yeri olduğu belli, dizi seçimleri efsane, iyi de bir oyuncu. Benim oyuncu top listemde yer almıyor ama (babababa!) iyi oyuncu yani ona lafım yok.
Kim Go Eun'a ne bayılıyorum, ne sevmiyorum çok nötrüm. Hatta daha çok Cheeze In The Trap'teki olayını unutmaya çalışarak nötr oluyorum ama doğal bir oyuncu. Onun da oyunculuğu iyi, hele ağlaması falan çok başarılı, duyguyu izleyiciye geçiriyor o yüzden nope.
E bir de işin içinde dünyalar yakışıklısı Woo Do Hwan ve benim hafiften Wi Ha Joon'a benzettiğim Kim Kyung Nam vardı. İki gözümün çiçeği GsD Sojin bile vardı. Yan roller desen hepsi ayrı matrak ve özgün insanlardı. (Yalnızlığıyla buluşan amir ve Jangmi benim favorimdi.) Bunu görünce insan üzülüyor işte ABİ ÇOK DAHA İYİSİ OLABİLİRDİ diye yükseliyorum çünkü olabilirdi. Bu kadro daha iyisini yapabilirdi. Yani daha iyisi ne deseniz ona da net bir cevap veremem ama bir şeyler eksik kaldı eminim bundan.

Şimdi bu kadar gömdüm hiç mi sevmedim? Hayır tabi ki, hatta cidden çok sevdim. Sevdiğim ve sevmediğim şeyleri uzuun uzun spoili aşağıda konuşalım.


The King: Eternal Monarch
Yönetmen: Baek Sang Hoon, Jung Ji Hyun
Senarist: Kim Eun Sook
Yayıncı: SBS
Bölüm Sayısı: 16
Yayın Tarihleri: 17 Nisan-12 Haziran 2020

Dizi konu itibariyle birbiriyle aynı zamanda yaşayan iki paralel evreni anlatıyor. Bu paralel evrenlerden birisi, Lee Gon'un kralı olduğu Kora Krallığıdır.
1994 yılında Kora Krallığı'nın bir önceki kralı kardeşi Lee Lim tarafından, Manpasikjeok denilen büyülü bir kavalı alabilmek için öldürülür ve aynı gece Lee Lim veliaht prens Lee Gon'u da öldürmeyi dener ancak gizemli bir kurtarıcının ortaya çıkmasıyla bunu başaramaz. Kaval ortadan ikiye bölünür, yalnızca yarısını bulabilen Lee Lim, yarım kavalla ortadan kaybolur. Lee Gon çocuk yaşta tahta çıkar.
Diğer dünya Kore Cumhuriyeti'dir. Jeong Tae Eul bu dünyada yaşayan bir dedektiftir, Şiddet Suçları Biriminde görev yapmaktadır. Uğraştıkları vakalarda aydınlanmayan gizemli noktalar vardır. Yağmurlu günde kapı açılır, bu dünyaya geçen Kral Jeong Tae Eul'ı bir yerden tanır. 

Yani cidden şu çiçek gibi açıklamayı diziden önce okusaydım, belki diziden daha çok şey anlardım. Tanıtım sayfalarında o kadar eksik anlatılmış ki konusu. Aha hiç spoi vermeden tüm konuyu özetledim. Bunu okuyun gidin diziye başlayın sonra.

Yani şimdi konuyu gördünüz. Evet, imkansız ama köpeğiyiz bu tip konuların işte ahahshsh Nerede uzaylısı, tarih öncesinden gelen prensi, kralı, yok meleği, azraili, cini, perisi hepsini böyle ayıla bayıla izliyoruz işte. Hayır paralel evren yok, olsa da kralı bize mi bakardı merak konusu ama işte ağlaya ağlaya izliyoruz ne yapacaksın. Allahtan artık üniversiteyi bitiren bir birey olarak çok etkilenmiyorum, lisede Stars'ı ilk izlediğimde DOO MIN JUUUAAAAN diye ağlıyordum yastıklara sarılarak.

-yazının devamı eser miktarda spoiler içermektedir. 

Karakterler
Lee Gon/Lee Ji Hun (Lee Min Ho)

Kralımızla başlayalım öyleyse. Lee Min Ho yediden yetmişe herkesin sevdiği, kendini kanıtlamış bir oyuncu. Tekrar söylüyorum ben ayılıp bayılmıyorum ama çok güzel yapımlar seçiyor -The Heirs hariç :P- severek takip ediyorum. Bu dizide de oyunculuğu göz doldurdu cidden. Modern zaman kralı rolünü başka kim oynardı deseniz Lee Min Ho kadar yakışacak başka bir isim gelmiyor aklıma. Zaten çok lüks bir görünüşü olduğundan habire chaebol rolü geliyo ya çocuğa ahahahaha Bir de by the way, bana imajı çok temiz geliyor. Yani son günlerdeki oyunculuk skandallarına bakacak olursak ohoo kimler kimler patladı. Tabi emin olamayız kimseden ama Lee Min Ho bu kadar süredir sektörde ve herkes tarafından çok seviliyor, düzenli çalıştığı söyleniyor, kibar bir imajı var yani.
Lee Gon, paralel evrenlerden Kora Krallığı'nın kralı. Benim de kralım olabilir, yarın gel başla (yukarıda ayılıp bayılmıyorum dedim...) Karakteri çok sevimli bir karakterdi. Sözüne sadık, kararlı ve fedakar bir kral olması gerçekten çok etkiledi beni, yürü be Lee Gon. Saray Hanımı Noh'layken de haylazlık yapışı çok şirindi. Çok da espriliydi, benim favorim herkesi idam cezasıyla tehdit etmesi ahahaha. Benim asla sahip olmadığım bir matematik zekası vardı ama yok böyle bir şey yani öyle az buz değil. Ampulü bulmasalar bu bulurdu. Saniye maniye sayıyordu zaman durduğunda. Biz de çarpım tablosunun bi kısmını sayarız yani, boş adam mıyız...
Kore Cumhuriyeti'nde sürekli ceketinin düğmelerini satıyordu ya kıyamam. Ya bir de ben Lee Min Ho'yu daha fazla geleneksel kıyafetle görürdük diye bir yükselmiştim... Adam boylu poslu, hanbok yakışırdı şimdi, sağlık olsun. Krallığın da moderni makbul. Krallık demişken, gittikleri bir dünyada bunun diktatör olması, adamın birinin "Majesteleri!" diye ayağına kapanması ahahshsh Bu paralel evrenler beni cidden çok eğlendirdi.
Romantik yönüne gelirsek, eh be kardeşim. "Bu kapı kapanırsa evrendeki tüm kapıları açıp sana gelirim." ne demek ya? Hayır işin kötüsü, lafta da kalmadı, yaptı yani. Sonra niye kimseyi beğenemiyoruz, çıta niye bu kadar yükseldi? Kim Go Eun'la kimyaları olmadı falan diye bir sürü bir şeyler dönmüştü dizi yayınlanırken, aha da tutmuş daha ne olsun. Tüm sahneleri çok romantikti bence. Özellikle Kim Go Eun'ı kurtardığı sahne muhteşemdi.
Jo Yeong'la aralarındaki ilişkinin de hastasıydık. Mis gibi bromance izledik. 



Jeong Tae Eul, Luna ve Diğerleri... (Kim Go Eun)

Tüm paralel evrenleri yazmamı beklemiyorsunuz herhalde, diğerleri işte ahahshha. Kim Go Eun da iyi bir oyuncu, duyguyu cidden iyi hissettiriyor. Kore halkı kendisinin çirkin olduğunu düşünse de ben hiç çirkin bulmuyorum, benim mi gözüm bozuk anlamadım. CITT zamanları birkaç açıklamasını sevmemiştim, ondan nötrüm açıkçası ayılıp bayılmıyorum ama cidden iyi bir oyuncu yani, Sezarın hakkı sezara.
Jeong Tae Eul, Kore Cumhuriyeti'nde bir polis ama teğmen olanından. Acar da bir karakteri var, iyi bir polis, uyanık ve tabi zeki. Çoğu yerde olayları şıp diye kavraması, on beş bölüm boyunca her şeyi reddetmek yerine kendi zekasını kullanarak gerçekleri görmesi beni aşırı mutlu etti. Jeong Tae Eul'ı izlemeyi çok sevdim. Çünkü izlemekten çok sıkıdığımız o bağımlı, korunmaya muhtaç karakterlerden fersah fersah ötedeydi. Sanırım artık senaristler de bu karakterleri yazmayı bıraktı şükür ki. Bağımsız, kendi ayakları üstünde durabilen, güçlü ve gerçekçi bir karakterdi. Maskülen havası da çok yakışmış karakterine, o kadar ki gerçek hayatta da Jeong Tae Eul gibi bir karakteri vardır diye tahmin ediyorum. Tarzını çok sevdim, uzun trençkotları, bol hırkaları ve mom jeanleri tarzının kültleriydi. 
Lee Gon ile uyumları süperdi, göz dolduruyorlardı kesinlikle ama yukarıda da yazdığım gibi ilişkileri birden gelişiverdi sanki ilk bölümlerde. Bilmiyorum sadece bana mı öyle geldi. Onun dışında çok yakıştıkları aşikar, sahneleri cidden aralarındaki uyumu hissettirir cinstendi.
Luna'yı bambaşka bir karakter gibi canlandırmasına da saygılarımı sunuyorum gerçekten. Çok başarılıydı. Luna'nın finalde düzgün bir yaşamı olması da beni sevindirdi, ona da üzüldük yani bir yerde.



Jo Yeong/Jo Eun Seob (Woo Do Hwan)


Şimdi üç sayfa boyunca Woo Do Hwan öveceğim, hazır mıyız? (Değilsiniz sonra linç yiyorum ergen diye ajshhhs unutmayacağım bu olayı asssla) Neyse, arkadaşlar Woo Do Hwan'ı Save Me'de de izlemiş birisi olarak, burada daha bir düştüm, düştüm ve çok düştüm. Bir kere oyunculuğu hakkında rüştünü ispatlamadı mı ya. İki ayrı karakteri nasıl bu kadar iyi canlandırabilir? O kadar birbirinden farklı gibilerdi ki Jo Yeong, Jo Eun Seob gibi davrandığında ohaa aynısı falan diyordum ajahaha Zaten aynısı! Bu da böyle bir anımdır. Bir de teknoloji çok ilerlemiş harbiden ya. Bu ikisinin birbirinden farklı iki insan gibi karşılıklı konuşmaları falan çok enteresandı. (Bak yine ikisi dedim...) En güzel sahnelerinden birisi de tanışma sahneleriydi, Eun Seob hooop bayılıyor ajsjajjs Diğeri de Lee Gon'un Yeong yanımda diye millete diklenmesi ama yanındakinin Eun Seob çıkması. Ama bebeğim Jo Yeong adeta bir aslan, bir kaplan, uçarak daldı ortama. Sonra da hayatında bir kere de olsa kralı eziklemesi, rol icabı ama olsun ahahhsh
Onun dışında bebeğim Jo Yeong aksiyon sahnelerinde göz dolduruyordu gerçekten. Zaten bu konuda diğer dizilerinde de muhteşem. Hayranıyım, aşırı.
Jo Yeong kralın sekiz yaşından beri yanında olan Kırılmaz Kılıç unvanlı can yoldaşı. Aynı zamanda yakın koruması. Helal olsun dizi boyunca çelik yelek giydi, işte zeka böyle bir şey arkadaşlar bir de Lee Gon'a bakın, savaş meydanında gömlekle dolaşıyo yiğidim, bu ne güven yav. İnanılmaz ketumluğu, heykel gibi duruşu, tepkisizliği, Lee Gon'a aşırı bağlı oluşu falan çok şirindi. O uzun siyah trençkotuyla bize de az defile yapmadı yiğido hahahhsha Zeki birisiydi. Finalde Myeong Seung Ah ile mutluluğu bulması, tenhalarda menhalarda el ele tutuşmaları da çok şekerdi. Ama daha geniş işlenmesini çok isterdim, bence onlardan da çok sağlam bir yan hikaye çıkabilirdi.
Jo Eun Seob... Bu bebiş de emniyette staj mı yapıyordu, askerlik mi yapıyordu, öyle bir şeyler. Lee Gon'la ikinci bölümden kanki olması olaydı ahahah Çok tatlıydı ya inanılmaz. O aksanlı konuşması (Save Me'den kalmış olabilir :P) sevimli tavırları, Jo Yeong'u görünce "Ben bu kadar yakışıklı mıydım?" deyişi, fedakarlığı ve o sayısız hayalleri. Jo Yeong'la olan veda sahnelerinde cidden gözlerim doldu ya keşke bir kere daha görüşselerdi. Eun Seob da Yeong'u hatırlasa iyi olurdu. Finalde yine Myeong Na Ri ile mutluluğu bulmaları ve Eun Seob'un harika bir işi oluşu, güzel detaylardan birisiydi.



Kang Sin Jae/Kang Hyeon Min (Kim Kyung Nam)

Bebişimin de gülen fotoğrafını koydum çünkü tam bir kader mağduru olduğundan totalde güldüğü sahneler üç saniye falandı dizide. Yani senarist acımamış, vurdukça vurmuş. Kim Kyung Nam ilk kez izlediğim bir oyuncu. Ama kendisini RIABB'da izlediğimiz Wi Ha Joon'a öyle benzettim ki tanıyorum gibi oldu. Gülerken benziyorlar tabi, ciddiyken Kim Kyung Nam'ın daha kemikli ve sert bir yüzü var. 
Kang Sin Jae (aslında Hyeon Min) Kore Cumhuriyeti'nde Tae Eul ile aynı birimde çalışan bir polis.
Aslında Kang Sin Jae, Kore Cumhuriyeti'nde mutlu şekilde yaşayan bir çocukken ciddi bir kaza sonucu yıllar boyunca uyutulmuş. Ancak babası, Lee Lim'le karşılaşınca anlaşma yapmış ve diğer dünyadaki Kang Hyeon Min'i bu dünyaya getirip onu Sin Jae yapmışlar. Sin Jae'nin annesinin bundan haberi olmadığı için kadın sen benim mucizemsin falan diyordu. Ama aslında asıl Sin Jae kapalı kapılar ardında, bir bakımevinde hala uyutuluyor. Yani görün çocuğumun halini ismi kendisine ait değil, annelerin biri onu küçük yaşta köprüden atıyordu az daha, diğeri desen çocuğunu polis olmasından utanmadan kumarda milletin ciğerini söküyor, babası zaten mal varlığını kapatıp hapse düşmüş.
Ama yine de Sin Jae bir şekilde çok sağlam karakterli, ilkeli ve düzgün birisi olarak büyümüş. Sevdiği kadına onu sevdiğini hiç söyleyememiş, asabi, sert görünüşlü ve bu görünüşün arkasına sığınan birisi. İkinci karakter normalde ama ben hiçbir ikinci karakteri bu kadar sevmemiştim. Hiçbir yanlış hareketi olmadı ve her zaman doğrularıyla hareket etti. Yeong ona Majesteleri ve Tae Eul birlikte olamaz, dünyaları farklı sen Tae Eul'a açıl dediğinde, aynı dünyada birbirinden daha uzak insanlar var demişti pardon yargı dağıtmıştı, kral bee. Zaten ne kadar ilkeli biri olduğunu, ilk bölümlerde "Bu güzel geleneğin ortadan kalkması ne yazık." demesine rağmen asla rüşvet kabul etmemesinden anlamıştım. Bebişim... Bir de annesine gerçeği anlattığı sahnede, annesinin koşup Sin Jae'ye sarılması ve bu çocuğumu suçlaması çok üzmüştü beni. Neyse ki annesi hemen hatasını anladı, sarıldı ve "Sana da sarılmam gerekirdi. Sen de benim evladımsın." dedi, beni kazandı.
Kang Sin Jae'nin, kazanın engellenmesi akabinde güzelce büyüyüp şirketin başına geçmesi beni çok mutlu etti. Kang Hyeon Min versiyonunun ise Kore Cumhuriyeti'nde olmaması beni üzse de ait olduğu dünyada, Luna ile mutluluğu bulması beni çok sevindirdi, bebeklerim, ağlarım...



Koo Seoryoung/Koo Eun Ah (Jung Eun Chae)

Offf şu karıdan da hiç bahsedesim yok ama... Yani kişisel olarak Jung Eun Chae'nin oyunculuğunu da pek sevmedim. Ağız yapısı biraz yapmacık bir hava katıyor hareketlerine. Bilemedim. 
Karakteri de dandikti zaten amaaan. Yani kötü karakter de zaten bunun bi halt olmayacağı o kadar belliydi ki, gerilmedim bile. Yani kraliçe olcam kraliçe olcam falan diyodu da, ben bile olurdum o saraya kraliçe, na bu olmazdı. Zaten bakın Lee Lim şeytandan beş dakika önce doğmuş kötülükte bir insan ama en azından zeki. Hem aptal hem kötü karakter görünce tansiyonum düşüyo benim, aha bu da öyle biriydi işte.
Yani cin olmuş da adam çarpacak bak bak, sen kim köpek abla ya? Başbakan olmuş, kabine bunu indirmeye yer arıyor kendisini seven iki kişi var bakın İKİ (sekreteri ve annesi). Bu da yok kralın elini ayağını bağlarım, yok şunun yoluna taş koyarım, yaparsın bekle. Bu arada o uskumru olayı neydi ya, hiç açıklamadılar. Annesine ne yedin diye sorarsam uskumru de falan dedi, başka bir şey duyunca çığlık attı falan. Hasta mısın bayan ahhhahash Genel olarak manasız bir karakterdi yani. Bir de manpasikjeok'u alcam falan dedi ya kahkaha şelalesi. Lan millet yirmi bölümdür birbirini kırıyo flüt için, sana helvacıoğlu flüt bile düşmez, ikile. Ben kötü karakterin de zekisini severim, öteki türlüsü hiç çekilmiyo diyerek bu kadın hakkında konuşmayı bırakıyorum. Buna çok bile, 16 bölümde beni mutlu ettiği tek an hapis sahnesiydi...



Bunun dışında dediğim gibi Lee Lim kötünün kötüsü, şeytanın akıl hocası bir insandı ama zekiydi, eğlendiriyordu beni böyle sayko sayko gezip insanlara hayatlar teklif edişi. O salaklar da hemen atlıyo teklife, yav bir dur bir düşün dimi, yok.
Myeong Na Ri/Seung Ah da sevdiğim bir karakterdi ama dediğim gibi çok izleyemedik kendilerini. Na Ri'nin The Alley kafesinde çok gözüm kaldı yalnız... Mekan ayrı güzel, yaptığı kahveler ayrı güzeldi keşke gitsem...
Onun dışında polis ekibi falan ayrı bir alemdi çok severek izledim. 
Prens Buyeong ölünce de çok üzüldüm ya, zaten adam dizinin en pisi pisine ölen karakteri. Kral olamayacaktı belliydi, e çoluk çocuk yurtdışında zaten biri hadi hain onu sayma ama aile özlemi, bir de kardeşi tarafından öldürüldü. Yazık oldu adama. Yetmedi, torunu da öldürüldü. Olan Saray Hanımı Noh'a oldu. Heh bir de bu mantıksızdı şimdi aklıma geldi. Lee Lim öldükten sonra, bu adamın da geri gelmesi gerekmiyor muydu acaba? Herkes hayatına geri döndü. Buyeonggun'u göremedim???



Bunlar da benimkiler :)


Sevmediğim şeylerden biraz bahsedecek olursam; 

En temeliyle başlayalım, herkesin beyni yandı, bu da ayrı bir dava. Buna sözüm yok, Kim Eun Sook farklı bir şey denemek istemiş çok da güzel olmuş. Hatta diziyi bu kadar aylara yayaa yaya izlemesem daha çok şey anlardım, bundan da eminim. Yani bu olaylar gayet hoşuma gitti ama benim sevmediğim şey şu oldu. Başladığımda hiçbir şey anlamadım... Ciddiyim, dönüp dönüp diziyle ilgili tanıtım yazıları okudum yok, yine anlamadım. Öyle bommmboş dört bölüm falan izledim birazcık bir şeylerin oturması için, size yemin ediyorum ikinci bölümden sonra şöyle bir şey yandı bende "AAAA PARALEL EVRENMİŞ". Bravo, zaman yolculuğu olmadığını anladın, nasıl oldu ya bu? Bu benim bireysel gerizekalılığım da olabilir ama bence bu bir eksikliktir. Bir kere izleyici içine giremediği, anlayamadığı şeye nasıl devam edebilir? Bir arkadaşım yana yakıla ısrar etmese bırakmıştım diziyi, ne olacaktı o zaman? (Kim Eun Sook ağlıyor evinde bu bilgiye.) Bence ilk bölümlerde biraz daha hafif ve anlaşılır başlayabilirdi. Ben de dördüncü bölümde olayları anladıktan sonra diziye tekrar başlamak zorunda kalmazdım :P

O ürün yerleştirmeler! Allahım o ürün yerleştirmeler! Gözümüze soktular hepsini. Yok tavuğu, yok vitamin karışımı, yok likit allığı YETER diye bağıracaktım. Ama o yüzlerine geçirip yüz bakımı yaptıkları alete bi yükseldim, ne o? Al işte ya tuzağa düştüm, adamların amacı buydu zaten... Hadi ben çok sinir olmadım ama ürünleri uzuun uzun övmeleri kimilerini çok sinir etmiş, haklılar abi. Bir ürün neden üç repliği hak etsin ki?

Ya bir de bazı şeyler çok paradokstu. Yani nereye koysam oturtamadım, o anlaşılmayan noktalar beni içten çökertti ahahsha Çok normal, bir şey diyemem kadın bir sürü unsuru bir potada eritmiş ve tamamen bambaşka bir evren yaratmış, elbette mantık hatası olacak. Ama bazı şeyler çok havadaydı ve herkes de başka şeyler anlamış yani. Çoğu şeyi kader diyerek geçiştirdiler ama bakın ben kül yutmam, o flüt ya başka şekilde kırılıp, başka bir dünyaya açılsaydı kapı? O zaman Lee Gon, Tae Eul yerine Tae Ra'yla karşılaşsaydı ya? Hayal ettiniz mi felaketin boyutunu ahahahs

Bir de Goblin'i izlemedim ama insanlar bu çifte o kadar alışmış ki herkes karşılaştırmalara başladı. E benim de gözüm biraz aradı ama yine de erken olduğunu falan düşünmüyorum. Goblin 2016'da yayınlandı, bu insanlar dizimiz unutulsun diye kaç yıl beklesin insaf :P Ama evet gözler Gong Yoo'yu arıyor. Ya bir de Kim Go Eun güzel, Lee Min Ho yakışıklı, yan yana da epey güzel görünüyorlardı. Ama o devasaa devasa aşkın birazı geçti bize gibi hissediyorum yani kdrama tarihinin en büyük aşkları diye bir liste yapılsa, Kral Wang So, Kral Lee Gon'u listeye almaz hani, bu da böyle bir durum ahdhahd



Sevdiğim şeylere gelecek olursak;

Dizinin en sevdiğim ilk şeyi temponun yükselerek gitmesiydi. Evet ilk dört bölüm zerre bir şey anlamıyorsunuz ama o ilk dört bölüm sonrasında taşlar yerine oturuyor. Zaten oraları geçtikten sonra kolay kolay kimsenin bırakabileceğini sanmıyorum. Dizi o andan sonra çekiyor işte içine. Karşılaşmaları, Japonya'nın savaşa gelmesi, Jo'ların tanışması, Kral'ın Eun Seob'u alıp ülkesine gitmesi, Jeong Tae Eul'ın kaçırılması falan derken bunlar hem tansiyonu yüksek tutan hem de dizinin akıcılığına katkı sağlayan şeylerdi, soluksuz izledim. 11. Bölümden sonra tempo hiç düşmedi diyebilirim. Saray Hanımı Noh'un Kore Cumhuriyeti'nden gelmiş oluşu büyük şoktu mesela.

Zaten oyuncu kadrosunu yukarıda da övdüm. Bunun yanı sıra Kim Go Eun ve Lee Min Ho'nun bir çift olarak kimyaları da gerçekten çok tutmuş. Baştan çok oldu bittiye getirilip hızla ilerleyen bir ilişkileri olsa da kimyalarını çok sevdim. Yan yana göz dolduruyorlardı. Ama yine de favori veda sahnem Jo Eun Seob ve Jo Young'unki.
Yan roller süperdi. Lee Gon'u elinde büyüten Saray Hanımı Noh, Prens Buyeong, Jo Yong, Lee Gon'un muhafız ekibi ve her şeye yükselerek cevap veren dazlak kafalı eleman ahahahha Kore'de de polis ekibi, Jo Eun Seob ve Myeong Na Ri yine sevdiğimiz yan roller olarak geçtiler literatüre. Oyuncu kadrosu harikaydı ya herkes canla başla oynamış, belli. 
Woo Do Hwan ve Lee Min Ho'nun da bromance'i gözlerimizi şenlendirdi :P Diziden sonra ikisi çok yakın arkadaş olmuşlar, bu da hoş bir detay.

Çok spesifik bir şeye değineceğim ama bu da çok sevdiğim olaylardan biri. Normalde dizilerde bölüm biter. Sonraki bölüm çok az geriden alsa da yine aynı olaydan başlar ve devam eder. Ancak burada bölüm sonunda bir şey oluyor ve bir anda oluyor. Bu nasıl oldu, ne alaka, bu bunu nasıl buldu falan derken sonraki bölüm, diğer dizilerdeki gibi kaldığı yerden başlamıyor. Olayın çok gerisinden alıp aydınlatılmayan ne kadar nokta varsa bir bir ışık tutarak gidiyor ve hatta başka yarıda kesilmiş olayları da işliyor. Bence bu da merak unsurunu hem canlı tutmak hem de tatmin etmek açısından çok mantıklı bir teknikti.

Tekniğe girmişken, çekim tekniklerinden bahsetmeden olmaz. Tam bir görsel şölendi cidden. Zaten çekimler çok başarılı onun dışında da mekanlar, yollar, parklar, bahçeler... Zamanın durduğu anlar da çok profesyonel çekilmişti mesela. Farklı teknikler denemişler. Muhteşemdi cidden harika bir iş çıkarılmış. Bir tek iki dünya arasındaki yeri başarısız buldum. Instada denemeyen üç kişi kaldığımız Aurora-Runaway diye bir filtre var ya ona benziyor aynı ahahshah Çok yapay geldi bilmiyorum ama sanırım iki dünya arasında, varla yok arası, ütopik bir yer olduğundan öyle yapmışlar.

Ve tabi ki en önemlisi olay örgüsü. Yani beynimizi falan yaktı ama 16 bölüm bizi ekrana çiviledi mi çiviledi Kim Eun Sook. Zaten bu kadının her yaptığının hit olmasının bir sebebi var. The Heirs en sevmediğim işi olsa da hitleri genelde kaliteli oluyor. Düşünmüş taşınmış, iki evren yazmış, işin içine de kuantum, fizik, matematik falan karıştırmış. Hele o Lee Gon'un zamanda ilerlemesi, geçmişe gidip değiştirebilmesi, aslında darbe gecesi kendisini kendisinin kurtarmış olması, yok Merlin'in donu yani arkadaşlar. Bir de yine aynı bölümde gelecek Lee Lim ve geçmiş Lee Lim'in birbirine laf sokması ahshahhs Abi adam geçmişiyle bile kavgalı ya. Neyse demem o ki tertemiz beynimiz yandı. İnanın diziyi izlerken oturtamadığım çok şey oldu. Bu kimdi, nereliydi, neden geldi falan diye düşündüm sürekli ama o biraz benim dizinin ortalarına doğru bölümler arasında uzuun aralar vermem. Bireysel salaklığım yani, sen dizinin olay örgüsü oturuyorken niye arayı açıyorsun. Ara vermeye gelmiyor arkadaşlar, yeri gelmişken söyleyeyim. Bazı diziler olur, bir ay sonra açar izlersin, hatırlarsın. Ama bu öyle değil bir haftada her şeyi unuttum, Kral da buna dahil :P Ama yine de hepsi benim suçum değil. Cidden konu genel olarak inanılmaz karışıktı.


Final Bölümü Hakkında: Uzun zamandır izlediğim açık ara en güzel final olduğu için buna ayrı bir başlık açtım. Bakın gömdük belki ama övmesini de biliriz yeri gelince ahahahha Final bölümünün en kötü kısmı Jo Yeong öldü mü ölmedi mi diye gerilmemdi. Aslında bunu Lee Lim geleceğini öldürünce gördük yani, bir şey olduğu yok. Ama güvenemedim yani çünkü yukarıda elli kere yazmış olduğum gibi Jo Yeong benim favori karakterim <3 Bunu böyle süründürdüler de süründürdüler, Jo Yeong'u en son flashback anılarını görürken gördük ve her drama izleyicisi bilir ki bu hayatın film şeridi gibi gözün önünden geçmesidir, karakterin ölüm alametidir... Neyse ki Jo Yeong'uma bir şey olmadı.

Lee Lim öldükten sonra tüm geçmişin nasıl değiştiğini bize göstermelerini sevdim. Lee Ji Hun'un ölmemesi (hatta büyüyüp tütütütü maşallah bir denizci olması), Lee Lim'in sevilecek olduğu tek dünya olması, Luna'nın Koo Seoryoung'un annesiyle yaşadığı olay ve hayatının kökten değişmesi, Kang Hyeon Min'in Buyeong ile karşılaşması falan bunları izlemek çok eğlenceliydi. Onun dışında Sin Jae/Hyeon Min'in Kore Cumhuriyeti'nde olmaması beni gerçekten çok üzdü ama en azından Hyeon Min'in Kora Krallığı'nda da aynı şekilde polis olması, hatta Luna'nın da polis olması ve birbirlerine yakın olmaları... Off o kadar duygulandım ki bu kısımda, ikisi için de çok mutlu oldum ya çok. En beğendiğim kısım da Koo Seoryoung'un mapusa düşmesi ahahahhshs Bir de ağladığım yer Jo Yeong'un Jo Eun Seob'u özlemesi ve idare ediyorum demesi, yak yak yak...

Lee Gon'un harbiden evrendeki tüm kapıları açması, kral ajhshahsj Bu kısmı izlemeyi de çok sevdim ya tüm paralel evrenleri geziyordu ve Jeong Tae Eul'ı arıyordu ya. Elindeki çiçekler solmuş ahahahha Benim favori Jeong Tae Eul varyasyonum Yılın Sanatçısı ödülünü kazanan Jeong Tae Ra ahahshahs hayran kulübü ismi peki Tae Ra-byte, o kadar dev bir kahkaha attım ki ajhahshahs Ay bir de Jeong Tae Eul'ın hiçbir şeyi unutmamış olmasına o kadar sevindim ki ya. Bana sanki tüm izlediklerimiz boşaymışş gibi hissettiriyor hafıza kaybı zımbırtıları. Çok sinirleniyorum.

Yine çok sevdiğim şeylerden birisi Lee Gon ve Tae Eul'ın randevu olarak yılları gezmeleri, var mı ya böyle orijinal date ahahahah Yıllara göre, kopyalarının olmadığı zamanlarda gezdiler tozdular cidden çok isterdim böyle bir şey. Hele Gon'un 94 yılına dönüp Sin Jae'nin kaza geçirmesini bilmeden de olsa engellemesi ve Sin Jae'nin chaebol olarak hayatına devam ediyor olması muhteşem bir detaydı, ne de yakışmış oğluşuma chaebollük ahahahah Yeong'a ve Saray Hanımı Noh'a yakalanmaları ise yorumsuz, o kadar güldüm ki kaslarım ağrıdı finalde.

Beni oldukça tatmin eden bir final oldu açıkçası. Son bölümün son on dakikası kavuşmalarındansa yarım bölüm boyunca güzel sahneler izledik. Üstelik bence tüm zamanlarda date'e çıkmaları da çok hoş bir ayrıntıydı. Hoşuma gitti.



OST listesi güzeldi ama benim için çok sevdiğim bir kaç parça vardı, onları bırakayım aşağı. Ama tüm şarkılar sahneleri desteklerken iyi iş çıkarmıştı bence. 
Hwasa-Orbit
Kim Jong Wan (NELL)-Gravity
Youngzoo-Maze
Paul Kim-Dream
Gummy-My Love

Tüm parçalara (enstrümantal olanlar da dahil) göz atmanızı öneririm. Dizinin havasına çok uyan hoş parçalar vardı dediğim gibi.

Son olarak yukarıda da dediğim gibi öneriyorum. Tüm olayları ve karakterleriyle izlemekten çok keyif aldığım bir diziydi. Düşünmeyin, başlayın.







Bu iki insanı aynı kişinin canlandırdığına sizin inanasınız geliyor mu ya?










Bebek Jo Yeong'u gördünüz mu uwu krizi



Off bir kavuşmanız yok muydu ya?


Fotoğraftan sıvı karizma akıyor...




"Hayat bize nasıl bir kapı açarsa açsın... Paylaştığımız anlar bazen bizi üzse bile, yorulmadan sevebilmeyi diliyorum. Böylece, bizi seçen kaderi sevmeye karar verdik. Sadece bugün. Ve sonsuza dek."