14 Ağustos 2023 Pazartesi

Dizi Yorumu: The Love You Give Me

Merhabalar! Nasılsınız? Umarım herkes iyidir. Keyifler yerindeyse, bugün taze izleyip bitirdiğim bir diziden bahsedeceğim: The Love You Give Me.

Bir Çin dizisi olan The Love You Give Me, yayınlandığı sırada epey ilgi çekmişti. Twitter'da benim timeline'da herkes bu diziyi izliyordu. Dizinin tüm bölümleri yayınlandı. Ben de baktım zaten izlediğim tüm dizileri bitirmişim, dedim ki izlenir. Zaten bir süredir C-Drama izler oldum, yeni yapımları çok iyi, hele bu sene yayınlanan çoğu iş çok kaliteli.

Bu dizinin bu kadar çok ilgi çekmesinin sebeplerinden birisi de aynı oyuncuların yani Wang Yuwen ile Wang Ziqi'nin daha önce de Once We Get Married adında bir dizi çekmiş olması. Zoraki evlilik temalı bu diziden sonra bu dizide bir araya gelmişler. Bilenler, tanıyanlar coşmuş tabi. Hatta bu dizide de bazen Quanquan'in OWGM'i izlediğini görebiliyorduk ahahaha Meraklısına, dizinin "The Hope You Gave Me" isimli bir novel'dan uyarlandığını da söylemiş olalım.

Genel olarak yorumlayacak olursam son izlediğim Çin dizisi üzerine ilaç gibi geldiğini söyleyebilirim. 28 bölüm olmasına rağmen bu kadar akıcı, sıkmadan, yormadan ilerlemesi benim için kocaman bir artı puan. Kısır olaylara, klişelere, incir çekirdeğini doldurmayan sorunlara odaklanmadan da dizi yapılabilirmiş dedim bittiğinde. Ben çok sevdim, bence herkes izlesin. Bu sıcak günlerde bir kase dondurma, bir bardak buzlu su gibi adeta, hayattan kaçış yolu resmen.


The Love You Give Me, 24 Nisan ve 10 Mayıs 2023 arasında haftada dört bölüm yayınlanacak şekilde planlanmış. Toplamda 28 bölüm. Yayıncısı Tencent Video. Bölüm uzunlukları da genelde 40-45 dk. arasında değişiyor.

Konusundan bahsedecek olursak, bir yetimhanede büyümüş olan Xin Qi (Wang Zi Qi), yetimhanede arkadaşı olan Su Tian'la yıllar sonra tekrar buluşmak üzere sözleşir. Ancak buluşacakları yere gelirken kaza geçiren Su Tian, arkadaşı Min Hui (Wang Yu Wen)'ye Xin Qi'yle buluşmaya gidip Su Tian'mış gibi yapmasını söyler. Min Hui de bu dahiyane fikri uygulama kararı alır maalesef. Tabi gerçek ortaya çıkınca Xin Qi çok kızar ve Min Hui'yi bir daha görmek istemediğini söyler. Ancak beş yıl sonra kader onları tekrar karşılaştırdığında, Min Hui'nin beş yaşına basmış gibi gözüken bir oğlu olduğunu fark eden Xin Qi, çocuğun kendi oğlu olma ihtimali üzerine düşünmeye başlar.

Güzel anlattım bence, spoi falan da değil. İlk bölümü izleyen herkes olaya hakim oluyor zaten.

-ama bundan sonrası spoi-

Min Hui (Wang Yu Wen)

Min Hui harika bir kadın, hakkında söylemek istediğim ilk şey bu. Çok cesur, çok güçlü ve zeki. Tıp dünyası için yazılımlar yapan bir şirketin ar-ge bölümünde çalışıyor ve bir sürü proje geliştiriyor. Özellikle her şeyiyle kendi ilgilendiği ve oğlunda da kalıtsal kalp hastalığı olduğu için çok önem verdiği AI Kardiyak Modelleme hikayenin de büyük ölçüde kemiğini oluşturuyor. Beş yıl önce Xin Qi'ye aşık olmuş ancak gerçekleri bir türlü anlatamadığı için yolları ayrılmış. Min Hui ise Quan Quan'le, onun büyümesiyle ve kalp hastalığıyla hep tek başına ilgilenmiş. Burası Min Hui'ye kızdığım noktalardan biriydi. Ne olursa olsun, Xin Qi bunu bilmeyi hak ediyordu bence. Gerçi Min Hui'yi asla görmek istemediğini söyleyip yurtdışına gidince Min Hui de ne yapsın? Ay yine herkese hak veren kadın oldum... Ama inatçı keçiliğine cidden kızdım. Hiç anlamadan dinlemeden hep Xin Qi'ye kızması, onu adım atmak zorunda bırakması beni kızdırdı. O derdini anlatamıyor, bu da inanmıyor, bir arpa boyu yol gidemediler bir ara... Yav bir dur be, bir dinle be çiçeğim.
Min Hui ile ilgili en sevdiğim şeylerden birisi, onun için çizilen çalışma hayatındaki güçlü kadın portresi. Kod yazıp muhteşem programlar geliştiren, bu programlar için savaşabilen, kendinden emin bir şekilde ürününü herkese tanıtan, çalışmanın takibini yapmak için hastaneden işe koşup duran ama bir yandan da oğlunu en iyi şekilde büyütmüş mükemmel bir kadın Min Hui. Her şeye yetmesini bilmiş. Dünyanın her yerinde olduğu gibi erkek egemen bir sektörde bileğinin hakkıyla yükselmiş ve kimseye kendi hakkında söz etme, yargılama hakkını vermemiş. Kendini savunması, susmaması da harika bir özellikti. Ding Yifeng'in hakkından her seferinde nasıl da geldi ama? Kadınların hakkını savunması, onlara kendini nasıl savunabileceklerini anlatması da harika bir detaydı. Cheng Qirang haysiyetsizini nasıl ifşaladı ama? Ya o video :") Evet yalnız değiliz, ve asla yalnız yürümeyeceğiz. Hastayım cidden. O kadar güçlü, o kadar cesur ki. Yapayalnız bir halde çocuk büyütmek öyle zor ki. Üstüne üstlük Min Hui ciddi bir kalp rahatsızlığı olan bir çocuk büyütüyor, tek başına. Aynı zamanda çalışıyor, projeler geliştiriyor, düşünüyor ve tasarlıyor. Yapayalnız demişken ben mi kaçırdım bilmiyorum ama Min Hui'nin de bir yetimhane geçmişi var mı acaba? Ne anne babasını gördük, ne de ailesinden bahsedildi. Yine de, Min Hui tek başına da olsa Quan Quan'e harika bir anne olmakla beraber aynı zamanda iş dünyasında da dimdik duran bir kadın. O güzel kodları yazan parmaklarından öperim Min Hui. Ve lütfen zavallı Xin Qi'yi bir daha bu kadar süründürme, yazık oldu çocuğa.

Xin Qi (Wang Zi Qi)
Xin Qi'm de Xin Qi'm. Bu adam benim uzun süredir dramalarda gördüğüm en eğlenceli karakter. Seyir zevki resmen, hem eğlenceli, hem düşünceli, hem de parasını gereksiz yere saçmıyor, Min Hui'yi mutlu etmek için harcıyor bayıldık ahahahaha
Xin Qi, yetimhanede büyüyüp sonra zengin bir aile tarafından evlat ediniliyor. Uzun süre yurtdışında yaşayıp daha sonra Çin'de Lanniao isimli yatırımcı bir şirketin CEO'su oluyor. Min Hui'nin çalıştığı Baian'ın projesi olan Mist'te birlikte çalışırken tekrar bir araya gelmek zorunda kalıyorlar ve Min Hui'nin oğlu Quan Quan'in yaşından şüpheleniyor. Quan Quan'in oğlu olduğunu öğrenme sahnesi bence çok güzeldi, ben de Xin Qi gibi donup kalmıştım. Bebişin Xin Qi'yi ilk gördüğü anda ısınması da tatlı bir ayrıntıydı. Kan çekiyor der anneannem ahahahaha Aynı zamanda Xin Qi'nin de aile bilinci kazanmaya başlaması ve muhteşem bir baba oluvermesi takdire şayandı bence. Quan Quan'le tüm sahnelerinde şekerim yükseldi, serum yedim, ayıldım bayıldım BU NE TATLILIK? Quan Quan'la çıktıkları alışverişleri de sevdim, uyumlu giyiniyorlardı ya off <3 Min Hui'ye dedi ya, "Bana gerçekten kan bağım olan bir aile üyemle tanışma şansı verdin." Xin Qi, üzümlü kekim...


Sınavı yok ki kazanasın, ders değil ki çalışasın...
Xin Qi çok tatlı bir adam. Modu ya yüksek, ya yerlerde. Min Hui'nin de dediği gibi, tam bir çocuk. Ama aynı zamanda sağlam bir duruşu olan ve ne olursa olsun Min Hui'ye destek olabilecek kadar olgun bir adam. Senarist ne yaptığını kesinlikle biliyormuş, inanılmaz gerçekçi ve güzel yazılmış bir karakter var elimizde. Min Hui'yi üzdüğünü biliyor, o yılları telafi edemese de önlerindeki zamanı telafi ediyor. Hatalarını örtmüyor, kabulleniyor. Min Hui'yi elde etmek için yaptıklarıyla, sürekli bir şekilde kadının karşısında bitmesiyle, kendini acındırmasıyla beni o kadar güldürdü ki. Özellikle Xin Qi hastaneden çıktığında ablası, Quan Quan ve onun birbirlerine sarılıp yaptıkları acındırma seansına çok güldüm ahahahaha "Zavallı Jason!"
Belli etmese de çok tatlı, düşünceli bir karakterdi. Min Hui'den birazcık olsun ilgi görebilmek için hasta numarası yapması ama gerçekten hasta olduğunda Min Hui endişelenmesin diye ona söylememesi. Bu erkekler tam olarak nerede yetişir, nerede yaşarlar? Bilen varsa yeşillendirsin buraları, teşekkürler. Min Hui'ye verdiği değer öyle belli oluyor ki. O haysiyetsiz Cheng Jirang hasta yatağındayken (beter ol şrfsz.) ona söyledikleri dünyalara bedeldi. Dövmeden sövmeden adamı itten beter etti. Kapının dışında Min Hui ağlıyor, ekranın başında ben ağlıyorum. Öyle işte. Öyle.
Sonuç olarak Xin Qi'yi çok sevdim. Sevgisiyle, destekleyiciliğiyle, gerektiğinde ilgiye muhtaç bir çocuk gibiyken gerektiğinde sonuna kadar sorumluluk alabilen birisi olabilmesiyle çok gerçekçi bir karakterdi. Aynı zamanda Lanniao CEO'su olmasının işi gerçek bir şova çevirmemesini sevdim. Bir CEO olarak yatırımlarını, mevcut bütçelerini göz önünde bulundurması iyi bir ayrıntıydı. Kral değil sonuçta, parasının da bir sınırı olması gerçekçi bir nokta olmuş.

Min Quan Quan (Cui Yi Xin)

Quan Quan bebesi <3 En son Xiaobao bebesini bu kadar sevmiştim sanırım. Quan Quan çok akıllı tam bir büyümüş küçülmüş çocuk. Babasının Xin Qi olduğunu öğrenmeden önce bile Xin Qi'yi çok seviyor, babası olduğunu öğrendikten sonra ise çok mutlu oluyor. Babasıyla hava atıyor herkese ahahahah Baba da baba ama yani, adam okula pasta standıyla falan geliyor. Quan Quan'a babasının planlarına yardım ettiği ve ikilinin barışmasına ön ayak olduğu için teşekkür ediyor ve yanaklarından öpüyoruz. Tatlılığa bak, şimdi ısırıcam!

Baby.

Zhou Ru Ji (Li Chuan)
Doktor Zhou'muz Min Hui'nin yakın arkadaşı, Quan Quan'imizin doktoru ve Min Hui'nin tabi ki platoniği. Ama Min Hui yıllardır kimseye kalbini açmadığı için doktorumuzun hisleri ortaya hiç çıkmıyor. Tehlike arz ettiği sürede biraz sinir bozucu bir karakterdi ama zaten olmayacağı o kadar belliydi ki tam sinir olamıyorsunuz oğlana. Zaten Çin dizileri adam gibi adam, ikinci karakter sendromu yaşatmıyorlar, hemen bir başgöz etme, match etme durumu oluyor. Min Hui'ye olan hislerinin büyük ölçüde alışkanlık olduğunu fark edip gözünün önündekini görene kadar hepimiz akla karayı seçtik. Bu gurur hepimizin.

Yao Zi Zhu hakkında söyleyeceğim çok şey yok, onu da doktor civanımla arada çıkaralım. Kız hem balerin, hem iyi kalpli, hem güzel hem de anlayışlı. Bu kızı kaçırsaydı Zhou Ru Ji'yi hastanenin en yakın göz polikliniğine yönlendirecektim... Neyse ki olmadı öyle bir şey. Bu ikili de çok tatlı oldular.


Cao Mu (Ma Xin Rui)
Cao Mu kızımızın yakın arkadaşı aynı zamanda o da Baian'da çalışıyor. İki kadın sırt sırta verince avengers oluşturuyorlar orada, Ding Yifeng canını zor kurtarıyor ahahahahah Cao Mu çok güzel, çok başarılı. Kalbini kendinden küçük bir bebeye kaptırıyor. Onun sınavı da bu ahahahsha Jia Jun ile olan ilişkisini sevdim, Jia Jun yaşı küçük olmasına rağmen yeterince olgundu bence. Bana Sweet Teeth'teki Wu Ying ve Yu Cheng çiftini anımsattılar.

Bu da Jia Jun'umuz. On parmağında on marifet, genç yaşına rağmen olgun bir çocuk. Ama ufak bir sorun var ki, Su Tian'ın öz kardeşi. Olayları öğreninde Min Hui'ye ablasını öldürdüğünü falan söyleyip kızıp köpürüyor, sonra olayı araştırıyorlar hep birlikte, Min Hui bunu affediyor, arada Xin Qi yanıyor. Evet, Xin Qi... Xin Qi: Şimdi ben ne alaka?
Gençliğine verdik, onu geçersek Jia Jun da çok tatlıydı ya. Kitaptan öğrendiği numaralarla, hiç olmadığı biri gibi davranıp Cao Mu'yu tavlamaya çalıştığı yerlerde ekstra tatlıştı. Sevdim yani.


Bu da Xin Qi'nin evlat edinildiği ailenin kızı, Quan Quan'in halası. Çok kafa bir kadındı, Çince'yi yarım yarım konuşup istemeden ortalığı karıştırması güldürdü.


Bu da dizinin ırz düşmanı ahlaksızı Cheng Qirang. Hiç fotoğrafını koyamayacaktım ama dostumuzu düşmanımızı tanıyalım.

Genel Yorumum

Dizide Sevmediğim Noktalar
Dizide bir konuşamama problemi var, o yüzden çözülebilecek olaylar da çözülmüyor. Min Hui'nin Xin Qi ondan Quan Quan'i alacak diye korktuğu bölüm bir başladı olaylar, Su Tian'ı falan derken hiç mi yüzümüz gülmez ya? Zaten olaylar hiç çözülmüyor, üstü kapanıyor sadece. Mesela Xin Qi salak gibi babalık feragat bilmemnesi yapmak yerine ablasını da alıp düzgünce anlatsaydı Min Hui'ye (gerçi o da dinler miydi, sanmam. Onda da anlamama problemi var, keçi gibi inat.) ya da o Su Tian olayında mesela, şokla kızın suratına bakmayı bırakıp ona güvendiğini ama olayı tekrar dinlemek istediğini falan söyleseydi. Min Hui de o olayda fazla tepki verdi, Xin Qi onu suçlar bir davranışta bulunmadı, resmen Jia Jun'un hareketinin sinirini çıkardı Xin Qi'den. Sonra Jia Jun'u affetti, Xin Qi kaldı ortada. O da abarttı yani. Artık adam napsın, tüm yolları kapattıktan sonra. Yok ya konuşmuyorlar, delirtirler adamı. Baya sıkıldım o bölümlerde. Yalan yok, x2 hızla izledim o bölümleri paso, bitsin de gidelim modunda.

Ben artık bu Çinlilerin ve Japonların yurtdışı sevdasını kabullendim... Siz de kabullenin, öyle daha mutlu olursunuz, mücadelenin faydası yok. Şu ana kadar Well Intended Love'ı saymazsak (hatırlamıyorum çünkü) izlediğim altı Çin dizisinden beşinde yurtdışına gidildi, gidiliyo demek ki, gidilecek kaçış yok. Ama bunda bu mevzu canımı sıkmadı. Hem mevzu bahis olan sağlıktı hem de zaman atlamasıyla oldu bittiye getirdiler, hızlı hızlı geçti o kısımlar. Bir de Zhou Ruji'nin Min Hui'ye söylemesi iyi oldu, Xin Qi paşama kalsa hastalığı saklayacak. Yav söyle, bilsin kadın. Bunların gizli kapaklı iş sevdası da bitmez anacım.


Dizide Sevdiğim Noktalar
Öncelikle dizinin akıcılığı on numara beş yıldız! Tamam, çok bölüm vardı ama en azından bölümler zorlamadan akıyordu. Bir gün oturup arka arkaya tam beş bölüm izlemişim... Dizinin bir bölümünü izleyip kapatmak imkansız, takır takır domino gibi devriliyor arka arkaya. Bu akıcılığı sevdim. Bazen öyle diziler oluyor ki, beş bölüm bile olsa akmazsa akmıyor. Ama bu dizi o kadar bölüme rağmen tadını damağımda bırakarak bitti, ben buna başarı derim.

Dizinin bize tüm duyguları dibine kadar yaşatmasını çok sevdim. Xin Qi'nin ailesine duyduğu sevgiyi de, Min Hui'ye karşı hissettiği duyguları da, Min Hui'nin hislerini de, üçünün bir aile olarak dinamiğini de çok güzel işlediler. Öyle güzel sahneler yazmışlar ki... Xin Qi ve Min Hui'nin birlikte uyuduğunu gören Quan Quan'in "Beni niye almadınız?" diye surat yapışı, Xin Qi'nin saatini gösterip "Oğlumla saatimiz, aynısı annesinde bile yok." diye hava atması -ki gri takım elbise üstüne civcivli saat takıyordu-, Quan Quan babasıyla uyurken Min Hui'nin onu okul için uyandıramadığı için ayaklarından çekmesi ama bebenin "Baba." diyerek Xin Qi'ye tutunmaya devam etmesi... Hepsini yüzümde kocaman sırıtmalarla izledim. Bildiğin şeker şerbet sahneler yazmış ya, bu senaristin takipçisiyim bundan sonra. Yazdığı her senaryoyu önce ben izliyorum ahahahaha

Quan Quan için hüzünlü bir an ahshahsaha

Senaryoyu ve oyunculukları sevdim. Mesela klasik, aynı anda birbirine dönüp burun buruna gelme sahnesi vardı bir kaç kere. Diğer dizilerde müziği arkaya basıp on ayrı çekim açısından birbirlerine bir dakika boyunca bakışmalı sahneler çekiyorlar ya, hepimize gına geldi hani. İşte burada o yok. Önce bir donakalıp hemen toparlanıyorlar. Aynı gerçek hayatta olduğu gibi hemen kendilerine geliyorlar. Bir kaç kere on donakalmalı sahnelerden de olsa da geneli böyleydi yani. Ya da mesela akşamdan kalmalık meselesi. Min Hui adamı öpüyor, ama sabah yüzünü görünce yıldırım çarpmış gibi şaaakkk diye hatırlıyor olayları. Bu iş böyle olur işte. Öyle B12 eksikliği olan karakterler gibi üç bölüm hafıza kaybıyla gezmiyor. Tabi rüya sanıyor ama olsun. Sevdim bunu. Min Hui'nin ağladığı sahneler de çok gerçekçiydi. O kadar güzel rol yapıyor ki, sanki gerçekten, birden tutamıyor gözyaşlarını, doluveriyor gözleri. Ağladığı her sahnede benim de gözlerim doldu. Çiçeğim.

Dizinin suya sabuna dokunmasını çok ama çok sevdim. Min Hui'nin iş dünyasında aktif olduğu bir senaryo yazarken bunu pembe balonlu bir ütopyaya çevirmek yerine o iş dünyasında her zamanki gibi kadınların başarısının nasıl baltalanmak istendiğini, giyimleri kuşamlarının nasıl hedef gösterildiğini ve her türlü tacizin nasıl yer aldığını da işlemişler. Min Hui'nin bir erkeğin korumasına ihtiyaç duymadan kendi gücüne güvenmesi bir harikaydı. Girl power! Her seferinde Xin Qi de ortamda bitiyordu da o onun enayiliği ahahahaha Min Hui de çözebiliyordu sorununu. Yine kadınların iş dünyasındaki dayanışması, Mei Mei'ye yardım etmeleri falan benim sevdiğim ayrıntılardandı.
Yine aynı şekilde Min Hui'nin karakteri de sevdiğim ayrıntılardandı. Hem çocuk yapmış hem kariyer! Yürü be bebeğim.

Dizinin ikinci kadın karakterinin, en baştan ikinci erkekten hoşlanıyor olması da bence takdir edilesi ayrıntılardı. Diğer türlü birisi kadın başrolden, birisi erkek başrolden yüz bulamayınca birbirlerine kalmışlar havası oluşuyor bende. Büyüsü kaçıyor işin. Ama burada Zi Zhu başından beri Ru Ji'ye aşıktı. "Sen filmlerdeki ikinci karakter gibisin, ama benim için başrolsün." demişti hatta. Böylesini daha çok sevdim.

Cheng Qirang olayının son bölüme kalmadan çözülmesini sevdim. Sakız gibi uzatıp son bölüme sarkıtsalardı çok üzülecektim. Xin Qi'nin hastalığını da son bölümde işlemelerini sevdim, Koreliler olsa son iki bölümü drama boğarlardı öyle bir kalp hastalığı hikayesinde. Tadında bırakmışlar, iyi olmuş hoş olmuş.

Finale bittim bittim! Min Hui'nin güçlü duruşu ve evlilik teklifi etmesi, Xin Qi'nin hemencik iyileşip dönmesi, evlenmeleri, tanıştıkları yer olan ağacın altına Quan Quan'le gelmeleri, Quan Quan'in "Prensesim, kız kardeşim." diye sevdiği bebeğin aslında erkek olması (çok güldüm ahahahaha) falan o kadar tatlı bir finaldi ki. Yeme de yanında yat, cidden olmuş bu dizi dedim.


Dizinin kendisi kadar tatlış müzikleri vardı, hepsini sahne içinde sıkça duyduk ama favorim Zhao Bei Er'den Your Eyes.
Curley Gao-I Always Love You
Yu Jiayun-Braving Love
Jiao Maiqi-Slowly
Zhao Bei Er-Your Eyes

Sonuç olarak genel olarak toplamak gerekirse hem senaryonun akıcılığı, hem karakterlerin tutarlı oluşu, hem de sağlam hikayesi açısından The Love You Give Me bu sene en keyif alarak izlediğim romcomlardan birisi oldu. Ne yordu, ne de üzdü. Tekrar tekrar izleyeceğim, her seferinde aynı heyecanı duyacağım bir yapım. Xin Qi, Min Hui ve Quan Quan'i çok sevdim ve şimdiden çok özledim. Bence izleyin, hiç beklemeyin hatta hemen açın izleyin!






Bayıldım güzelliklerinden...





Tablo gibi aile, koy karşıya izle.













Ne kadar ulan bir Xin Qi, nerede satılıyor lütfen söyleyin...



6 Ağustos 2023 Pazar

Dizi Yorumu: The Fiery Priest

Helü helü! Bugünün konusu Kim Nam Gil'i uzuun bir zaman sonra izlediğim The Fiery Priest. Kara komedi türünün bir örneği, her bölümünü heyecanla, gülerek, eğlenerek izlediğim diziyi biraz enine boyuna konuşacağız.

Ben bu diziye aslında geçen yaz başlamıştım. Düzgün bir çeviriyle izlemek istemiştim ama düzgün çevirisi olan yer de video oynatıcısıyla beni illallah ettirmişti. O yüzden 20 dk falan izleyip olmayacağını kabullenmiş, kapatmıştım. Geçen yine dizinin bir kesitine denk gelince çeviriyi falan önemsemeden açtım Netflix'i, mis gibi izledim.

Ben aslında böyle dizileri hiç sevmem. Yolsuzlukmuş, şeytandan beş dakika önce doğmuş siyasetçiymiş, rüşvet alıp göz yuman devlet memuruymuş falan enn sevmediğim konudur. Dümdüz polisiye cinayeti yüz bölüm izlerim de buna katlanamam. Ama The Fiery Priest'in kara komedisiyle, tam bir tipleme olan Rahip Kim'iyle, onun olayları çözüş tarzıyla yolsuzluklar ve sıkıcı çaresizlikler etrafında dönmek zorunda kalmadığını söyleyebilirim. Evet kötüler var, kötülükler var ama Gudam'ın Kim Hae Il'i bir şekilde her şeyi çözer!

Dizi "WWB (We Will Back)" yani "Geri döneceğiz." notuyla bitti. Şu ana kadar başka bir haber gelmese de bir ikinci sezon ihtimali her zaman var. Aynı zamanda Kim Nam Gil, dizi bittikten sonra verdiği röportajda "Oyunculardan birisi bile olmazsa, ikinci sezonu yapmayacağımız konusunda anlaştık." diyor. Yani bir ikinci sezon konuşulmuş, ancak tüm kadro aynı şekilde bir araya gelebilir mi bilmiyorum. İkinci bir sezon olsa inanın çok iyi gelir, evim oldu bu ekip.

Diziyi kimler izleyebilir? Aksiyonu, komediyi seven herkes izleyebilir. Bence çok eğlenceli ve Gudam ekibi sayesinde safe place hissettirebilecek bir drama. Şahsen ben, diziyi bitirdim bitireli o ekibi çok özlüyorum... Ben tavsiye ediyorum. Hem komik, hem heyecanlı, hem de evimiz gibi. Daha ne olsun?


The Fiery Priest
Yönetmen: Lee Myung Woo
Senarist: Park Jae Bum
Yayıncı: SBS
Bölüm Sayısı: 40 Bölüm (Birleştirilmiş olarak 20 bölüm)
Yayın Tarihleri: 15 Şubat-20 Nisan 2019

Öfke problemleri olan ve problemleri şiddetle çözen bir rahip olan Kim Hae Il, karıştığı son olay sonrasında mentoru olan Rahip Lee'nin yanına, Gudam Kilisesi'ne gönderilir. Kasabada yolsuzlukların, kurulan yasadışı ortaklıkların, kara para fonlarının tam ortasına düşen Hae Il, mentoru olan Rahip Lee'nin de bu uğurda cinayete kurban gitmesiyle ve iftiraya uğramasıyla olayları çözmeye ve intikamını almaya karar verir. Ona yardım etmesi için yanına gönderilmiş gibi görünen ama aslında işleri baltalaması beklenen Dedektif Gu Dae Young, kasabanın yabancı çalışanı Songsak, part time işlerin kralı Yo Han, çaylak Dedektif Seo Seung Ah, Gudam kilisesinin Rahip ve Rahibeleri, yolsuzluğun parçası olmaya başlayan Savcı Park Gyeong Seon da sürecin bir parçası olur.

Dizinin yönetmen koltuğunda oturan Lee Myung Woo, bu sene çok ses getiren ve Kim Soo Hyun'u her bölüm zırıl zırıl ağlatan One Ordinary Day'in de yönetmeni. Aynı zamanda Backstreet Rookie'nin de yönetmen koltuğunda olduğunu görüyoruz. Senarist Park Jae Bum'un ise oldukça parlak bir geçmişi var. Geçen senenin hiti Vincenzo, Namkoong Min ve Junho'nun tüm maharetlerini ortaya koyduğu Good Manager, ülkemizde de uyarlaması yapılan Good Doctor ve Blood'un dışında Quiz From God serisi dördüncüsüne kadar Park Jae Bum'un elinden çıkmış.

-spoispoispoispoispoispoi-

Kim Hae Il (Kim Nam Gil)

Ben Kim Nam Gil'i ilk olarak Queen Seon Duk'ta izleyen old tayfadanım. Yalnız old falan diyorum da, o diziyi televizyonda izlediğimde beşinci sınıftım... Evet, on bir yaş. Kim Nam Gil'i sima olarak biraz So Ji Sub'a da benzetirim nedense. İkisi de çok iyi oyuncular, inan hiç fark etmez ahahahahas Ayrıca Kim Nam Gil bu agresif, deli ve kontrolsüz rahip rolünü oynamamış, yaşamış ve yaşatmış adeta.
Kim Hae Il, dizimizin esas adamı, evlere şenlik bir karakter. Dizide kendisine dair ilk ilk izlenimimiz bir dolu insanı devirmesi olması biraz şaşırtıcı da yani. Bildiğimiz rahiplere, hele de mentoru Lee Yong Jun'a hiç mi hiç benzemiyor. Çabuk sinirleniyor ve intikamını almak için oyunu gerekirse onların kurallarıyla oynuyor. Finalde, "Şeytanlarla savaşırken ben de şeytana dönüştüm." demesi bu yüzden aslında. Ama tam bu özellikleri yüzünden seyir zevki yüksek bir karakter. Sabreden, sineye çeken ya da adaletin tecelli etmesini bekleyen bir karakter olsaydı ortada ne kilise kalırdı ne de Gudam. Bir kere adam net, belaya atlıyorsa yüzde yüz hallediyor, halledemeyecekse de baştan topukluyor zaten germiyor insanı ahahahah
Diğer bir sevdiğimiz kısmı ise güven veriyor insana çünkü cidden elinden gelmeyen iş yok. Kendisinin bu kadar iyi dövüşmesinin sebebi *spoi* eskiden ulusal istihbarat teşkilatında olması. Teşkilatın bir numaralı adamı aynı zamanda. Bir operasyonda amirinin onu yanıltmasıyla boş sandığı ama çocuklarla dolu olan bir odaya bomba atıyor. Bu onun için bir travma oluyor ve işi bırakıp her şeye yeniden başlıyor. Can çıkar, huy çıkmaz demiş büyüklerimiz. Dünyanın en deli, en asabi, en sabırsız rahibi de böyle ortaya çıkıyor. Kim Hae Il'in kanıt toplamak için gizlice villaya girmesi, Gu Dae Young'un olayı basit bir hırsızlık olarak göstermek için evden vazo çalması ama vazonun neredeyse ev değerinde olması, kılık değiştirip Hwang Cheol Bom'un arazisinde araştırma yapmaları, Milletvekili Park'ın suikastını engellemek için uğraşmaları, tanıkları kaçırmaları, Gudam'ın kötülerinin topladığı parayı alıp devlete teslim etmek için yaptıkları falan son derece kanunsuz işler aslında. Ama bunları yaparken başlarına gelenler aynı zamanda inanılmaz komik. Ben bu Rahip Kim'den razıyım yani.
Tmi olarak belirtelim ki, Kim Nam Gil diziyi çekerken iki bileğini ve kaburgalarını kırmış. Hatta Lee Honey'nin de onu dinlenmesi için azarladığını ama kendisinin parmağını kırmasına rağmen sık sık alçıyı çıkarıp çekime devam ettiğini falan anlattı. Bilek ve kaburga kırığıyla, parmak kırığını bir tutması peki, şaka mısın Nam Gil ahahahah

Gu Dae Young (Kim Sung Kyun)

Dizinin bir diğer delisi de aha bu. Zaten Gu Dae Young'u gördüğümüz ilk sahne de çok parlak değildi. Dizinin devamında da çok güldüğüm bir karakter oldu. Gu Dae Young, kariyerinin ilk yıllarında düzene çomak sokan partnerinin öldürülmesi üzerine hayatın sillesini yemiş bir karakter. Hiçbir şeye ses çıkarmamayı, görmemiş gibi yapmayı düstur haline getirmiş. Bunun bir sebebi de, ölen partnerinin eşi ve çocuklarıyla tehdit edilmesi. İstemedikleri bir şey yaptığında, onların sonunun da partneri gibi olacağını söylüyorlar. Zaten başta Hae Il binbir zorlukla (PAPAYA MEKTUP YAZARAK YANİ) davayı tekrar açtırınca yanına Dae Young'u vermelerinin sebebi de bu. İşleri baltalasın, yapamazsa da en azından ikili oynasın diye.
Bu adamın ikili oynamayı bırakıp tamamen Kim Hae Il'in yanına geçme süreci sağlıklı işlenmişti ama bence eksik kalan noktaları vardı. Mesela Kim Hae Il, partnerinin eşi ve çocuğunun güvenliğini sağlamak için ne yaptı mesela? Bir şey yapmadıysa Dae Young birden nasıl böyle cesur oldu? Bu kısım aceleye gelmişti, o noktalara değinilmedi. Onun dışında iyiydi ama, geniş bir şekilde ele alınan bir süreç oldu. Değişimde Dae Young'un genç partneri Seung Ah'nın da etkisi büyük tabi. Ufacık tefecik içi dolu turşucuk, öyle cesurdu ki Seung Ah.
Gu Dae Young, davayı basit hırsızlık yapmaya çalışırken çaldığı vazonun servet değerinde olmasıyla, tanınmamak için getirdiği maskelerin köpek kafası olmasıyla, Hae Il sürekli sebili tekmelediği için sebilin önüne siper olmasıyla, villaya girdikleri gün giydiği kamuflaj kıyafetiyle beni çok güldüren bir karakter oldu, aşşırı iyiydi ya aşırı ahahahaha

Park Gyeong Seon (Lee Honey/Lee Ha Nee)

Lee Honey ya da Lee Ha Nee, 2006 yılının Miss Korea'sı. Artık daha aktif olarak oyunculuk yapıyor tabi. Ben kendisini sadece pandemi başında başlayıp yarım bıraktığım Modern Farmer'da izlemiştim. Fena bir oyuncu değil, böyle tiplemeleri daha çok oynadığını fark ettim, bildiğin arıza ahahaha
Gyeong Seon bir savcı, ama ilk bölümlerde gördüğümüz üzere rüşvet falan alıyor öyle çok güvenilir bir çar değil. Ama bunu birisinden korktuğu için falan yapmıyor tamamen ahlaki açıdan çok da gelişmiş bir insan olmadığından yaptığı bir şey. Ki zaten ne kadar cesur olduğunu canına kastedildiğinde verdiği tepkilerden anlıyoruz, hemen nasıl da pençelerini çıkarıyor. İşte biz böyle şeyler arıyoruz, böyle olsun canımızı yesin :P
Gerçek bir çılgın, delilik seviyesinde. Ama karakter olarak son bölümlerde kendisini epey sevdiğimi söylemeliyim. Kafasına bir şeyi koyduğunda hiç geri adım atmaması (Rising Moon davası gibi) dikkate değer özellikleriydi. İlk bölümlerde kendisini onaylamasam da son bölümlerde aramız düzeldi ahahahah
Kim Hae Il'le arasında romantik bir ilişki olacakmış gibi bir hava vardı ama olmadı. Ben böyle gayet iyi olduğunu düşünüyorum çünkü The Fiery Priest'in bir aşk hikayesine zaten ihtiyacı yoktu. Hem ben Hae Il'i Seo Seung A ile shiplemiştim :P

Hwang Cheol Beom (Ko Jun)

Ko Jun benim sadece Save Me'de izlediğim bir oyuncu ama karizma paçasından akıyor yok böyle bir adam ya.
Hwang Cheol Bom, dizinin kötüsü ama sağlam kötü yani. Dümdüz mafya adam, bir de şirketi var ama şirket part time, serserilik all time. Şeytanın sol bacağı olan Cheol Bom son bölümlerde hafif bir şirin gösterildi yok Lee Yong Jun'u çok severmiş, ölünce çok üzülmüş falan ama ben kül yutmam. Azıcık onurlu olsaymış da iyi bir insan olmak için çabalasaymış, napalım yani?
Baya da güçlü kuvvetli bir adam, bir de onun dışında eli kolu da uzun ama genelde asıl kötüler takımının ayak işlerini, pis işlerini görüyor bu adam. Tabi her kötüye olduğu gibi de, en sonunda layığını buluyor. Üzülmedik, geçelim.

Seo Seung A (Keum Sae Rok)

Canım bebeğim, Dedektif Seo'm. Bir çaylak polis düşünün, onurlu, dürüst, bir de anasının karnından sanki dövüşerek çıkmış gibi iyi dövüşen... İşte o, Seo Seung Ah.
Seung A, Allah'ın bir lütfu olarak Gudam'a gelen çaylak polis. Bunu Gu Dae Young'un yanına veriyorlar diyorlar ki siz oyalanın durun. Ama öyle olmuyor. Benim cesur bebeğim ne yapıyor ediyor, işleri hallediyor. Bir şekilde olayın içine düşüyor, hallediyor. Kendisi biraz Rahip Kim'e de yanıktı da işte, dizide aşk meşk zamanı mı vardı amaaan. Uçan uçana, tekmeler, tokatlar... O yüzden Seung A, bir başka sezona kadar kalbine gömersin o zaman, unutup da silersin o zaman.
Sonuç olarak duruşuyla, dövüş sanatlarıyla, cesaretiyle benim fav karakterim sendin Seung A. Rahip Kim'i bilemem ama ben senciyim.

Genel Yorumum

The Fiery Priest hakkında biraz daha derine inmek gerekirse, neleri sevmedim?

Hani Harry Potter'la ilgili bir geyik vardı. Arkadaşları olmasa pek bir şey başaramazdı, hep şansı rast gitti falan derlerdi. Harry Potter kısmına pek katılmasam da The Fiery Priest ile ilgili buna benzer bir durum var bence. Mesela milletvekiline suikast yapılacak, top secret bilgi bu ama Cheol Beom'un yavşak elemanı bunu bağıra bağıra orada burada konuşuyor, Songsak da bunu duyuyor. Yok yav! Ha konuşmayacak adam mı? O basiretsizlikte bir adam ama yine de böyle ufak tefek şans eseri bilgi akışı olunca inandırıcılık gidiyor. Beş tane etkisiz eleman mı Gudam'ın altını üstüne getirmiş diyorsunuz. Ya da mesela bunların topunu kasaya kapattıkları zaman. Gojayev kaza kaza o kasayı bulmasa nasıl çıkacaklar, imkansız. Güzel dizi yapıyorsunuz ama böyle şeyler vallahi çok göze batıyor. 

Başka da sevmediğim bir şey olmadı sanırım, ufak tefek şeyler olsa da genel olarak göze batmadı yani. Eh, sevdiklerimi de konuşalım o zaman burada. Neleri sevdim?

Yukarıda da söyledim, ben normalde böyle yolsuzluk yapan siyasetçiymiş, entrikaymış, Ali Cengiz oyunuymuş hiçç sevmem. The Uncanny Counter'ı bile bin yılda bitirebildim sırf bundan dolayı. Basıyor beni, polisiye sevmeme rağmen enn katlanamadığım tema bu sanırım. Neyse, toparlayayım. Ama The Fiery Priest bu yönden en rahat izlediğim dizilerden birisi oldu. Hem kara komedi yönü ağır bastığından hem de dizinin Kim Hae Il'i her olayı bir şekilde çözen bir karakter olarak resmetmesinden kaynaklanıyor tabi bu. Dedektif Seo'nun da dediği gibi Hae Il büyücü gibi. Kim Hae Il'in işleri tereyağından kıl çeker gibi halletmesi çok zevkli, akıcı. O yüzden önlerine defalarca engel çıksa da, bir şekilde çözüleceğini bilmek bence izlemeyi daha keyifli hale getiriyor. Aynı zamanda nasıl halledeceği de merak unsuru. O yüzden bölümleri arka arkaya izlerken hiç sıkılmadım. Aksine, aktı gitti dizi, benzerlerinden farklı olarak.

Kim Hae Il çok orijinal çizilmiş bir karakter. Tüm bu kilise, sabırlı rahipler, günah çıkarma kabinleri falan derken milleti boks torbası gibi yumruklayan, orayı burayı yıkan, bir şeye sabrı maks üç sn süren bir rahip tiplemesi var ortada. Zaten olayı baştan sona komik yapan da bu ahahahaha Ben Kim Hae Il'i izlemeyi cidden çok sevdim.
Tsunami ekibi çok çok tatlıydı ya. Baştan hiç umutlu olmadığım Gu Dae Young, yürekli bebeğim Seo Seung Ah, bu gruba dahil olabileceğine asssla inanmadığım Park Gyeong Seon deli dehşet bir ekip oldular. Arada ekibe dahil olan kilise gang ise daha efsaneydi. Yalnız kilise de mübarek, herkesin geçmişler o biçim. Birisi eskiden çocuk oyuncuymuş, diğeri istihbaratçıymış. Hele rahibe?? Kadın Kore'nin en iyi kumarbazıymış abla bu nasıl bir kariyer yönetimi, anlat da nasiplenelim gözünü seveyim.
Öyle yani, ekip baldı resmen. Bitince biraz üzdü bu yüzden. 

Dizinin sonunda herkesin günahlarının bedelini ödemeye karar vermesini hem sevdim hem de yüreğimi burktu. O yüzden sonradan herkesin yerli yerinde kalmasına da sevindim. Ama ne oldu o kadar şekil şukul yaptılar, boş muydu.
Finalde Papa'nın gelip Hae Il'e kilisende kal demesine de çok güldüm. Zaten kara komedi olduğu için bunları çok mantık arayarak izlemedim, oo Papa, hımm mektuba cevap verdi, Nasa'dan geliyorlar vayy falandım daha çok.


Dizi müzikleri de genel olarak tam dizi gibi yüksek ritimlere sahip, eğlenceli parçalardı.

Norazo-Our Neighbourhood HERO
Punch ft. GREE-Breeze
Jung Dong Ha ft. La.Q-Fighter
CHIN CHILLA ft. GA EUN-Paradise
Andy Platts-Joy
Kim Yeon Ji-Victory

Sonuç olarak The Fiery Priest iyilerin en sonunda kazandığı aksiyon dramalarını sevenler için, Kim Nam Gil'i özleyenler ya da onun muhteşem oyunculuğuyla hiç tanışmamış olanlar için, nefes kesici bulmacaların ve kara komedinin tutkunları için bulunmaz bir nimet, hemen başlayın ve izleyin bence. Ben çok eğlendim, ekibe deli gibi bağlandım, yalnız yediğim yemeklerin ayrılmaz parçası oldu. Bence Kim Nam Gil'in şov yaptığı bu yapımı izleyin. WWB yazısıyla bittiği için ikinci sezon ümidimizi de canlı tutalım!













Muhteşem birisi ya, keşke arkadaşım olsa ahhahahahsha


That's ma girl





"Sadece benim başıma geliyor, demeyeceksin. Bazen benim de başıma geliyor diyeceksin."

"Canın yanıyor olabilir ama devamlı kabuğu kaldırıp kanatman veya yeniden aynı acıyı yaşaman gerekmez."