26 Ağustos 2022 Cuma

Dizi Yorumu: Shooting Stars

Selamlar herkese! Bugün fırından epey yeni çıkmış, yenilerde yayımlanmış ve yayın hayatını tamamlamış olan Shooting Stars hakkında konuşacağız.
Bu dizinin haberi ilk geldiğinde When The Weather Is Fine'da izlediğim Kim Young Dae ile Lee Sung Kyung'un birlikte oynayacağını duyduğumda o kadar heyecanlandım ki anlatamam. Lee Sung Kyung'u eskiden beri çok severim, Kim Young Dae'yi ise daha fazla izleyebilmek için can atıyordum. Ancak bu dizi tam anlamıyla arada kaynadı. Doğru düzgün konuşulmadı, kimsenin yorum yaptığını görmedim falan. Kadronun resmen yıldızlar geçiti olmasına rağmen böyle az tepki almasına şaşırdım. Kore'de eğlence endüstrisini konu alan diziler çok izlenmiyormuş sanırım, o yönde birkaç yorum gördüm. Ancak izlemeyen aldanır çünkü ben tek kelimeyle BA YIL DIM!

Diziyi herkese öneriyorum! Slice of life olarak kategorize edilse de çok ünlü insanların da senaryoya dahil olması konuya birazcık peri masalı havası katıyor. Komedisi, romantizmi, gizemi, dramı her şeyi yerli yerinde. Bu diziyi slice of life sevenler de, umutsuz romantikler de, sitcom aşıkları da herkes çok çok çok sever. Hiç vakit kaybetmeden hemen başlayın, durmayın bence. Ama dikkat, bittikten sonra büyük bir boşluğa düşeceksiniz, şimdiden uyarayım. Zaten çekimleri yaparken kamera arkalarında gördük ki hepsi inanılmaz eğlenmiş. Bir ekip -işi ne olursa olsun- iyi ilişkilere sahipse ortaya koydukları şey iyi oluyor. Bence -pek ses getirmemesine rağmen- bu senenin en iyi romantik komedisiydi ya, net! Romantik komedi böyle olur işte, dedirecek bir iş olmuş kesinlikle.

Shooting Star
Yönetmen: Lee Soo Hyun
Senarist: Choi Young Woo
Yayıncı: tvN
Bölüm Sayısı: 16 Bölüm
Yayın Tarihleri: 22 Nisan-11 Haziran 2022

Dizi eğlence endüstrisinde yer alan starları ve arka planda kalıp bu insanların parlamasına yardımcı olan kişilerin hayatlarını yer alıyor. Gong Tae Sung (Kim Young Dae) kariyerinin zirvesindeki bir oyuncu. PR ekibinin başında bulunan Oh Han Byeol (Lee Sung Kyung) ile üniversiteden beri arkadaşlar. Arkadaşlıkları genelde birbirlerine sataşma üzerine kurulu. Biz dizide, Gong Tae Sung'ün gönüllü olarak gittiği Afrika'dan dönmesinden sonra, ikilinin arasındaki ilişkinin nasıl evrileceğini izliyoruz. Evrilecek mi? Görelim.

Dizinin yönetmeni Lee Soo Hyun, aynı zamanda Find Me In Your Memory'nin de yönetmeni. Bu yüzden ilk bölümlerde kendisine de bir selam çakıp Moon Ga Young ve Kim Dong Wook'u aynı karakterlerle cameo olarak almış ahahaha Dizi çekersem ben, diyebilir miyiz? Bayılırım böyle atıflara.

-spoiler zone-

Oh Han Byeol (Lee Sung Kyung)
Şu camida hastası olduğum az oyuncu vardır. Shin Min Ah ve Kim Ji Won'un yanında Lee Sung Kyung da bunlardan birisi. Her role yakışıyor, ekrana yakışıyor, oyunculuğu iyi, kendine özgü konuşma tarzının ise hastasıyım. Daha ne olsun? Kendisini daha önce It's Okay That's Love'da ve Weightlifting Fairy Kim Bok Joo'da izledim. Bunu da sayarsak üç rolünde de hayran kaldım kendisine. Ama kendisinin şu akmış, korkunç kızıl-kahve saç renginin sorumlusu kimse şu işi bıraksın, tarla falan eksin. Bu kızın rengi küllü sarı, ginger, o da olmazsa sütlü kahve. Fazla aksiyona gerek yok.
Oh Han Byeol karşımıza, Starforce Entertainment'in PR ekibinin takım lideri olarak çıkıyor. Zeki, pratik, işler karıştığında durumu tam tersine çevirebilecek kadar da becerikli bir kadın. Tabi işe ilk başladığında böyle değilmiş, karıştırmayın onu ahshahsh Peki PR ekibi ne yapar, meraklısına açalım biraz. Oyuncularla ilgili soruları cevaplar, muhabirlerin telefonlarını ve spekülasyonları yanıtlar, dedikodular hakkında oyuncuya ulaşıp teyit ederler ve açıklama yazıları yazarlar. Yani takip ettiğiniz idoller hakkında okuduğunuz şirket açıklamalarının hepsi perde arkasında Oh Han Byeol gibi koca yürekli çalışanlar tarafından panik halinde yazılıyor. Onları sevelim, onların işinin stresi yeter ahahahaha.
Oh Han Byeol, top star Gong Tae Sung'la üniversiteden beri tanışıyor. Hatta üniversitede bir dönem çıktıkları sanıldığı için epey zor dönemler de yaşamış. Şirkette bir dönem Tae Sung'un menajerliğini yapmış. Tabi bu kız da taş değil, o dönemde Tae Sung'dan hoşlanmış ancak karşılık görememiş ya da göremediğini sanmış. Mevzuyu gömmüş en sonunda. Ay çok kötü ya, sevdiğiniz insanın ilişki haberini onaylayan makaleyi siz yazıyorsunuz, Han Byeol'üm kıyamam sana. Ben dizinin kesitlerini gördüğümde Han Byeol ve Tae Sung arasında ast üst ilişkisi var sanmıştım, yokmuş. Buna çok sevindim, Han Byeol'le atışmaları, Han Byeol'ün "Yah Gong!" diye çıkışması, Tae Sung'un sürekli Han Byeol'le uğraşması falan çok sevimliydi ahahaha
Dizide biz Tae Sung'un Afrika'dan dönüşünden itibaren görüyoruz aralarındaki ilişkiyi. Tae Sung'un zavallı kıza yapmadığı kalmadığı için Han Byeol'ün ilk bölümlerde gardının çok yüksek olduğunu fark etmişsinizdir. Aşk itirafında nasıl Tae Sung'un bütün hamlelerini yerle bir etti ama, go girl!
Han Byeol, Tae Sung'la uzun bir süre çalıştığı için ayakkabı numarasından tutun hangi şekerlemeyi sevdiğini bile biliyor. İlk bölümlerde kahve kamyonunu da arkasına alıp sete geldiği sahnenin heybeti? İşinde bu kadar becerikli olan tüm kadınlara bayılıyorum, yürü be Han Byeol'üm! Han Byeol'ü ben çok sevdim. Her zaman çok mantıklı, yaptıklarının sonuçlarını hesaplayan, ayakları yere basan bir karakterdi. Severim böyle karakterleri. Onun o bal rengi gözleri yeter.

Gong Tae Sung (Kim Young Dae)

Kim Young Dae'yi ilk olarak When The Weather Is Fine'da Mok Hae Won'a okul yıllarından beri platonik olan ikinci erkek olarak izledim. Tam ikinci erkek gibi de değildi gerçi, bir görünüp bir kayboldu. Yine de o kadarcık ekran süresiyle gönlümü fethedip yakışıklılığıyla da içime su serpmişti ahshahshs O yüzden Kim Young Dae'nin hem başrol olduğunu hem de Lee Sung Kyung'la oynadığını öğrenince aşşşırı sevinmiştim. Oyunculuğunu da sevdim bu arada. Herkes Lee Sung Kyung'un yanında biraz donuk kaldığını söylemiş de ay ben o kadar dikkat edemiyorum gerçekten, sinema eleştirmeni miyiz?? Rahatsız edecek kadar göze batmıyorsa nope, izlerim.
Gong Tae Sung ününün zirvesinde bir oyuncu. Afrika'ya gönüllü olarak gitmesiyle kitlelerin gönlünü kazanmış ama bilmiyorlar ki Afrika'ya bir yanlış anlaşılma sonucu gitmiş ahshahsh neyse neticeye bakın, gitmiş mi gitmiş, su kuyusunu açmış mı açmış, büyük adam.
Tae Sung kibirli ve çevresine ilgisiz gibi görünse de öyle değil aslında. Ciddi insanların soğuk sanılması sorunsalı :( Çevresindekilerin çabalarının farkında ve saygı da duyuyor aslında. Byun Jung Yeol'e de böyle böyle alışıyor, ne kadar çabaladığını görerek. Han Byeol'ün ailesi hakkında her şeyi bilmek için çabalaması ne kadar şirindi mesela. Öğrenebilmek için yaptıklarıysa çok tatlıydı. Ne olursa olsun sevdiklerine güvenmesiyle, arkasını dönmemesiyle, Afrika'da tanıştığı Luca'ya beslediği karşılıksız sevgisiyle, son bölümde Oh Han Byeol'ün sevdikleriyle bir arada olabilmesi için ayarladığı yemekle benim kalbimi kazandı.
Tae Sung, Han Byeol'le çocuk gibi şımaran, kendisi olabilen birisi. Bunu kendisi de söylüyor zaten. Bir aileyle büyümemiş, annesi de aynı onun gibi ününün zirvesinde bir oyuncu olduğu için oğlu olduğunu bile unutmuş durumda bir kadın. Tae Sung da onun kadar başarılı oluyor, zaten motivasyonu da buradan geliyor. Şirketin başkanına, "Beni de onun kadar başarılı yap!" diyor.
Han Byeol ondan hoşlanırken aslında o da Han Byeol'e boş değilmiş, ancak o sırada çıkan ilişki haberi, yanlış anlaşılma Han Byeol için her şeyi sona erdirmiş. Tabi Tae Sung, Afrika'dan döndükten sonra Han Byeol'e hislerini açmanın yolunu arıyor, tenhalardan stalker bakışları atıyor kıza. Onlar muratlarına eriyor ermesine de, o zamana kadar çok komik şeyler oluyor, of hatırladıkça gülüyorum ahshahs
Zaten bu Tae Sung bebesi çok komik bir karakter ahahahahaha Tepkileri, mimikleri, gözlerini kocaman açması falan beni çok güldürüyordu. 
Son bölümlerde halkla ilişkiler ekibine gelen telefonu açıp saf saf "Ben Gong Tae Sung" demesi ve halkla ilişkiler ekibinin başına iş açması, metot oyunculuğu bahanesiyle giyinip süslenip ofise gelmesi ve kendini ceo ilan edip toplantı masasında milleti darlaması, çok bir halt yapıyormuş gibi masa işgal edip solitaire oynaması, Ho Young ile Yu Sung ve Han Byeol hakkındaki bilgileri paylaşmaları ahsahasjdh Bakışları ve mimikleri çok komik olduğu için sahnelerinde dizinin başından sonuna güldürdü beni, harika bir iş koydu ortaya bence.

İkilinin kimyası hakkında ise denecek tek söz yok! Biri dünya güzeli, diğeri aşırı yakışıklı. Ateş ediyorlar resmen.

Kang Yu Sung (Yoon Jong Hoon)
Ah benim oğlan! Age of Youth izlerken ben ona, o Kang Yi Na'ya abayı yakmıştı. O gün bugündür bekliyorum izlediğim bir yerde karşıma çıkar diye, o gün bugünmüş arkadaşlar, clap please. Oyunculuğu bir harika. Ho Young'a verdiği tepkilere, yaptığı mimiklere ise bittim. Güldükçe içimi ısıttı vallahi düştüm mü ne? Bakışlarından bal akıyor, gözleriyle oynadı resmen rolünü.
Kang Yu Sung'u nasıl övsem bilemiyorum of. Kendisi Starforce'un en yetenekli kişisi ki zaten başkan da ışığı gördüğü için en sonda başkanlığı veriyor Yu Sung'a, çok mantıklı bir karar vallahi takdir ettim. 
Yu Sung'u en önce menajer ekibinde görüyoruz. Ama nasıl bir menajer, oyuncusu için alamayacağı rol yok. Herkesin birlikte çalışmak için dua edeceği güler yüzlü, iş bitirici ve becerikli birisi, tam bir menajer yani. Her şey ne kadar ters giderse gitsin hep bir yolunu bulan, güven veren bir menajer olduğundan iş hayatındaki başarıları konusunda da herkesin gıpta ettiği insanlardan birisi. Böyle insanlar iş hayatının en başarılı insanlarıdır genelde. Alçakgönüllü, nazik ve iş bitiricidirler. Yoo Sung da işleri halletmek için zekice planları ve kendince yöntemleri olan biri. Etrafında dönen her şeyin farkında. Bir şekilde amacına ulaşıyor ancak bu dile getirilince bir şey yaptığını kabul etmeyip sadece şanslıydım, ben bir şey yapmadım, tesadüf falan gibi şeyler söylüyor ahshshahahs Aynı zamanda da çok çok zeki. Kwon Myunghee olayını da Kim Min Gyu olayını da hem ilk fark eden hem de parçaları ilk birleştiren kişi oluyordu.
Yu Sung'u başta işiyle evli insanlardan birisi olarak görüyoruz, tam bir işkolik. Ancak aynı menajer ekibindeki Park Ho Young ona bir şekilde herkesten ayrı geliyor. Ama Yu Sung bunu anlamak için fazla işkolik malsf. Neyse ki Ho Young ondan çok daha toy olsa da cesur bir şekilde hissettiklerini söylüyor. Aralarındaki bir şeyler olduğundaki olgunluğu, otokontrolü, romantikliği beni duvarlara attı gerçekten... Herkese net bir şekilde sevgilisinin olduğunu söyleyen erkeklerden korkmayın girls. Vallahi hem zeki hem yakışıklı, resmen ideal sevgili adayı, bitiyorum aşkımdan şu an. Acil başrol, aciiil!

Park Ho Young (Kim Yoon Hye)
En son Vincenzo'da, yıllar önce ise Heartstrings'de izlediğim Kim Yoon Hye öyle çok sevdiğim fanı olduğum bir oyuncu değildi ama bu dizideki karakterine öyle hasta oldum ki, yanaklarını sıkmak için bir kerecik dizinin içine girebilmek istedim, bu ne minnoşluk ya! Vincenzo'da baya baya yan rol olduğu için fark etmedik ama oyunculuğu da gayet iyiymiş, heyecanını ben bile hissettim onunla beraber, resmen duyguları aktardı ekrana.
Kang Yu Sung'la aynı menajer ekibinde olan Park Ho Young, heyecanlı ve tezcanlı bir karaktere sahip. Neşesi ve heyecanıyla ışıl ışıl parlıyor resmen. Aynı zamanda genç yetenekleri keşfetmek ve onları ikna etmek konusunda gayet iyi. Eski işinde koruma olarak çalışmış sonra Starforce'a gelmiş. Her zaman elinden gelenin en iyisini yapabilmek için çabalıyor, yıldız oyuncusu Kang Si Deok'u da böyle keşfediyor. Yalnız, Si Deok'a o kadar isim düşündükten sonra panikle ilk anda Yu Sung'u görüp ismini vermesi çok komikti ahshahsh Sevdiği adamın ismini oyuncusuna vermesi, romantik bir hikaye. Yu Sung'un da her oyuncu Yu Sung'dan bahsedildiğinde üstüne alınması ahahshahsh
Ho Young'un Yu Sung'a itiraf ettikten sonra her yerde ondan köşe bucak kaçması. Bu masum duyguları ve toyluğu çok komikti, güldürdü beni ahshahsha Ya Yu Sung'la official biçimde çıkmaya başladıktan sonraki heyecanı, elini kolunu nereye koyacağını bilmemesi... Bir Yu Sung atasözü der ki "Bu kadar tatlı olması doğru değil." ahahahah

İlişkileri başından sonuna inanılmaz keyifliydi. Yu Sung'un her gördüğünde Ho Young'un saçını okşaması, Ho Young'un Yu Sung'u teselli etmek için "Beni bir ağaç olarak düşün ve bana yaslan." demesi, Yu Sung'un muhteşem bir olgunlukla Ho Young'un teklifini düşünmek için zaman isteyerek hislerini ölçüp tartması. Başından beri izlemeyi çok sevdiğim ve beni çok heyecanlandıran bir ilişkiydi. Bayyıldım!


Ben genelde ikinci çiftleri ne kadar sevsem de genelde en çok birinci çifti sevmişimdir. Ama ne yalan söyleyeyim bu dizide beni en çok Yu Sung ve Ho Young çifti heyecanlandırdı. Daha fazla ekran sahnesi almalarını isterdim gerçekten, inanılmaz bir kimyaları vardı.

Bu çifti çok sevmekten kafayı yediğimi bilmeseniz de olur...

Jo Ki Bbeum (Sojin)

Girl's Day'in çiçeği Sojin! Sojin'in üniversitede makine mühendisliği okuyup sonra sahneleri yıkıp geçmesinden on parmağında on beş marifet olduğunu az çok anlamıştım ama oyunculuğunun da bu kadar tatlı olmasını beklemiyordum. Yerim seni Sojin, yer!
Jo Ki Bbeum, hiç memnun olmadığı bir patronla çalışmak zorunda olan bir muhabir. Bizim kızların -Han Byeol ve Ho Young yani- en yakın arkadaşlarından birisi. Sürekli bir aradalar, hatta bazen duyduğu şeylerden özel haber yazıyor Ki Bbeum. Bu kızın ismi de ne değişik yav, mutluluk anlamında ama yazılışı bir değişik. Her neyse.
Bu kızın kimseye karşı, ünlülere karşı bile sözünü sakınmayışını sevdim. En sonunda -12. bölümde- patronuna yaptığı hareket çok kral hareketti. Yürü be! Zaten en çok inandığı şeyleri doğru yapmasını sevdim. İşini iyi yapmak için ne kadar tutkuluysa, aynı zamanda doğru yapmak için de o kadar kararlıydı. Lee Yoon Woo'nun cenazesine haber yapmak için geldiğinde her şeyi bir kenara bırakıp düzgünce veda edebilmek için siyah giyinip gelmesi beni çok etkiledi mesela. Hayatta bazı şeyler işten daha önemlidir, Ki Bbeum bana bunu hatırlattı.

Do Soo Hyuk (Lee Jungshin)

Tam bir heybetini gizli tut yiğidim vakası. Jungshin'in böyle büyümesi beni o kadar şoke ediyor ki... Yıllar yıllar önce ben kpop ortamına ilk girdiğimde CNBLUE hastasıydım, sonra başka başka gruplara kaydık tabi. O zamanlar Jungshin uzun saçlı, aşırı zayıftı, çok çok gençti. Şimdi böyle kocaman olmuş gibi geldi gözüme, ne bileyim, garip. Ay ama çok yakışıklı olmuş yahu, bayıldık. İlk rolü mü bilmiyorum ama umarım son olmaz. İyi oyunculuk yapan idollerin başımız üstünde yeri var, bizim derdimiz yapamayanlarla ahahaha
Do Soo Hyuk, Starforce Entertainment'ın hukuk işleriyle ilgilenen bir avukat. Saat altıdan sonra çalışmaktan nefret ediyor, kafeinsiz latte yapmakta çok iyi ve muhteşem giyiniyor. Sonuncusu öyle bi içimden geldi ekledim, aslında bu yoktu ahahahah
Soo Hyuk'u önce zararsız bir ikinci erkek olarak, sonra ise Gong Tae Sung'un yavaş yavaş iyi anlaşmaya başladıkları arkadaşı olarak çok sevdim. Bence genel olarak çok şirin bir arkadaşlık oldu bu, Tae Sung çok yalnız ve konumu sebebiyle kimseye güvenemiyor. Do Soo Hyuk, onun için harika bir komşu ve arkadaş.
Ay bu adamın abisi peki ahahahs Zaten Nice Guy'da Sang Yeob'a yanmış bitmişim, burada görünce öyle mutlu oldum ki. Ne orijinal bir karakterdi!


Bu çift hakkında söyleyecek çok bir şeyim yok çünkü çok az gördük. Çok yakışıyorlar elbette ama biraz ekran süresi görsek daha iyi olabilirdi...

Genel Yorumum

Geldik şimdi genel yorumumu yapacağım yere. Biliyorsunuz burada çok kısa sevmediğim şeylere değineceğim. Ay çok yok gerçi ya. O kadar eğlendik ki izlerken, hiçbir şeye takılamadım. Ama artık kültürümüz oldu madem, ekleyelim bir iki şey.

Gong Tae Sung'un annesinin olayından başlayalım o zaman. Annesiyle ilgili... Ne desem bilemiyorum. Yani böyle boyumdan büyük konularda çok atıp tutmak istemiyorum ama kadın baya baya kariyeri için çocuğunu feda etmiş. Bunu sonuna kadar savunacağım ama hiçbir kadın, hayatı için çocuğunu, çocuğu için hayatını feda etmemeli, iki türlüsü de iletişimi etkiliyor ve onarılamaz yaralar bırakıyor. Sonra geldi çocuğundan özür diledi falan, yıllarca Japon dramalarında izlediğimiz gibi Tae Sung biraz ayak diredi, senin gibi anne olmaz olsun triplerine girdi sonra affetti. Predictible. Ama kamu spotu, bakamayacağınız, büyütemeyeceğiniz çocuklar yapmayın. Hiç kimsenin bir insanın hayatını böyle etkilemeye hakkı yok. O yüzden ben bu hasta olduktan sonra çocuğuna dönen anne hikayesini pek dokunaklı bulamadım, bilmiyorum. Hasta olana kadar aklın neredeydi diye sorarlar adama. Belki de çok fazla izledik o yüzden artık etkilemiyor, bilmiyorum. Bir de Starforce Başkanı sayıyor ya şunları yaptın ettin diye, hayır olmuş paşam. Kaç yazar ki çocuğunun en çok ihtiyaç duyduğunda yanında olmadıktan sonra, istersen altınla gümüşle doldur kasasını, kıymeti var mı?

Bunu Run On'da da söylemiştim, karakterler çok kötü be. Bu kadar comfy bir romcom için fazla. Gong Tae Sung'un eski menajeri ve temizlikçi kadın olayı saçmaydı biraz, zorlamaydı yani. Birinin bokluk yapacağı belliydi de onun bu güler yüzlü menajer olduğunu hiç düşünmemiştim, bu oğlana fazla rol biçmişler bence kaldıramamış. Yani o kadar olmamış ki, o kadar olur. Zaten o kadar fazla gülümseyen bir insanın rol yaptığı çok barizdi, ters köşe olacaksa da olmamış. Temizlikçi kadın da, yani tamam, Tae Sung'a kafayı takmış olabilir ama o kadar zengin kadının sırf bu yüzden temizliğe gelmesi... Really?? Kızların hep takıldıkları Organic Bar'daki adamla ilgiliyse cidden iyi ters köşe oldum ama, oha yani daha yok mu be?? Başka dizide tutar ama böyle pançak pançak bir diziye niye bu kadar kötü karakter karıştırmışlar pek çözemedim.

Gong Tae Sung'un başına sürekli sürekli iş gelmesi de çok inandırıcı gelmedi bana. Sürekli bir skandal, temizlikçisi bitti yalan haberler geldi, o bitti bin tane ilişki haberi çıktı, o bitti anti hayran kafesi çıktı falan. Şu an Kore'nin en büyük top starını düşünsek, BTS desek mesela buna, onların bu kadar sık haberi çıkmıyor. Nedir herkes nefesini tutmuş Tae Sung'u mu izliyor, bu adamın hiç mi güvenliği koruması ne bileyim gizliliği yok nasıl top star oğlum bu adam, böyle mi koruyor Starforce aktörünü?! (gereksiz bir yükselmeyle bitti bu paragraf da. Öyle işte.)

Bu kadar vallahi. Çok yazdım gibi ama değil. Üç madde işte toplamda. Bunlar da çok büyük şeyler değildi bence ya, biz neler izledik, bunlar üzer mi bizi hey yavrum hey? Bir de belki Starforce'un çok toz pembe yansıtılması tartışılabilir. Sektörün lider şirketinde bu kadar eğlenceli ortamın dönmesi, bu kadar enseye tokat bir ortamın olması, tüm çalışanların süper iyi anlaşıyor olması biraz ütopik ama napalım yani amaan ayıla bayıla izlemedik mi, izledik. Çok da iyiydi, çok da güzeldi.


Bu bölüm biraz uzun olacak. Hazır mıyız?
Dizide en çok sevdiğim şeylerden birisi, dizinin konusuydu aslında. Dizilerin nasıl çekildiğini ve set ortamını, idol ve oyuncu şirketlerinde işlerin nasıl işlediğini, hep okuduğumuz şirket açıklamalarının nasıl ve kimler tarafından yapıldığını, oyuncuların nasıl role girdiklerini (veya giremediklerini ahahahs) deyim yerindeyse işin mutfağını görüyoruz. Bunu izlemek benim için gerçekten ilgi çekiciydi. Bu tip şeyleri Be Melodramatic'te, My Father Is Strange'de ise Ahn Joong Hee'nin işinde görmüştük ama burada daha geniş ve tüm çerçevelerden ele alınması çok ilgi çekiciydi bence, izlemesi çok eğlenceliydi. Bilmediğimiz şeyler de gördük. Mesela ben oyuncu ve idollerin sahne adı alırken bu kadar ince eleyip sık dokunduğunu, üstüne çok düşünülüp tartışıldığını ve imajına uygun olup olmadığına bakıldığını bilmiyordum. Hani herkes der ya, keşke ismim şu olsaydı diye, o şekil herkes istediği ismi seçiyor sanmıştım ama değilmiş ahahaha Bunun için merkezler varmış. 

Dizinin ünlüler dünyasını, o pırıltılı perdenin arkasını gösterip farkındalık yaratmaya çalışması güzeldi. Herkesin bir haberi duyunca aslını astarını araştırmadan arkasını dönmesini, ünlülerin kötü yorumlardan nasıl etkilendiğini, tek bir iftiranın nasıl dallanıp budaklandığını, eğlence sektöründe ilerlemenin adeta ince bir ip üstünde yürümek gibi olduğunu, ünlülerin etrafındaki takıntılı fanları ve nefret söylemi yayan insanları çok güzel resmetmişlerdi. Bu her ülkede olduğu gibi Kore'de de büyük bir sorun. İnsanlar halk figürü olmanın doğal olarak bu yorumlara da katlanmak zorunda olmayı gerektirdiğini düşünüyor ama bu doğru değil. İşleri, yapılanı meşru kılmıyor. Topluluk önünde duran kişi ünlü kimliği, oyuncu kimliği, şarkıcı kimliği olmaksızın her şeyden önce bir insan. Kötü yorumlardan, ileri giden söylemlerden, rahatsız edici yakınlıklardan en az bizim kadar rahatsız olabilecek bir insan. Bunu düşünebilirsek her şey daha iyi olacak.
Bir diğer konu ise oyuncu kadrosu. Lee Sung Kyung ve Kim Young Dae'yi partner olarak kim düşündüyse ellerini öpmek lazım o ayrı. Ama sadece başroller değil, yan roller de çok eğlenceliydi. Dizide görünen herkesi daha önce bir yerlerde izlemiştik, bu kadar tanıdık roller görmek beni çok mutlu etti. Özellikle Sojin, Jungshin ve Age of Youth'da zaten çoktan hastası olduğum Yoon Jong Hoon'u görmek beni inanılmaz mutlu etti. Heartstrings'teki rolüyle hep hırslı bir kız olarak hatırladığım Kim Yoon Hye'yi ise burada pamuklara sarmak, yanaklarını sıkmak istedim. Şirket çalışanları, DS Entertainment Başkanı, çaylak oyuncular, menajerler falan sanki lezzetli bir yemeği oluşturan bileşenler gibiydi. Cameolar bile tanıdıktı, Song Ji Hyo, Jin Ki Joo, Mun Ga Yeong, Kim Dong Wook, Kim Seul Gi... Ama en çok hoşuma giden Lee Sang Yeob'u görmek oldu, hem de öyle orijinal bir rolde ahahshahsh Ekstra yakışıklı savcı beni inanılmaz güldürdü. Hepsine ba-yıl-dım!

Dizinin türü adı üstünde romantik komedi ama genelde komedi kısmının hakkını veren diziler azdır, hatta son bölümlere doğru bırakın komediyi dram dozajı bile artar. Shooting Stars'da son bölümlerde yine böyle bir dram meyli olsa da komedi dengesini öyle bir kurmuşlar ki gülmekten karnımın ağrıdığı yerler oldu... Aklıma geldikçe bile kahkahayı bastığım sahneler var. Gong Tae Sung'un gaza gelip "Afrika'ya gideceğim." diye bağırması ve açtığı kapının gazetecilerle dolu bir salon olması sonucu gerçekten gitmek zorunda kalması ahshahshs Sonra, menajeri Byeon Jung Yeol onu uyuyor sanıp aynadan kontrol ederken birden gözlerini açıp menajeri korkudan titretmesi, Oh Han Byeol'ün Tae Sung bayılıyor diye korkup koşarken düşmesi ve arkada Titanic'ten My Heart Will Go On eşliğinde, saçları uçuşarak Tae Sung'un bacağına yapışması ve yine en bombalardan Han Byeol'ün yanlış yazdığı haber sonrasında Tae Sung'un "NUGUYAAAA!" diye şirkete giriş yapması. Hele kdramalardaki romantik replikleri Han Byeol'e söyleme pratiği yapan Tae Sung, Jeju'ya gittiklerindeki halleri ahahshshsh Hepsi durdurup geri sararak, kahkahadan gözlerimden yaş gelerek izlediğim sahnelerdi. Bu kadar komik olması benim için bir artıydı, ne dert kaldı ne tasa ahahahs
Yukarıdaki maddeyle bağlantılı olarak dizinin en çok sevdiğim şeylerinden birisi de bir olayı ya da durumu uzun süre sürdürmemesi oldu. Mesela sonlara doğru, Tae Sung'un bayıldığı bölümde ciddi bir olay vardı, sonra konuyu tartışmak için gelen Starforce Başkanı hanbokla gelmişti ajahahsha Havayı dağıttı, komedi olayı kattı birden, annesinin doğum gününden çıkıp gelmiş kral. Lee Yoon Woo'nun hikayesinin olduğu bölümde de havanın birden değişmesi gibi, bu şekilde sürekli değişen atmosfer hoşuma gitti. Gerçek hayat gibiydi, bir yerde problemler sürerken hayat olağan devam etmektedir, akmaktadır. Acısıyla da tatlısıyla da en nihayetinde hayat böyle, mutluluklar ve üzüntüler bir arada. O yüzden bu ayrıntıya dikkat edilmesini sevdim. 

Oh Han Byeol, Jo Ki BBeum ve Park Ho Young'un arkadaşlıkları şirin kere şirindi. Sürekli buluşup oturmaları, birlikte yemek yemeleri, gün içindeki sıkıntılarını paylaşmaları o kadar comfy anlardı ki sanki o sahnelerde onlarla beraber ben de stresimi atıyordum. Dizilerde bu şekilde güçlü arkadaşlık bağlarının gösterilmesi hoşuma gidiyor. Karakterler daha kanlı canlı geliyor. Onlar da işe gitmek zorunda olan, sosyalleşen, arkadaş edinen ve sıkıntılarını birbiriyle paylaşan insanlar. Bizim gibi insanlar. (Gong Tae Sung hariç ahshshs) Finalde bir araya gelip neşeli bir yemek yemelerini çok sevdim mesela.
En çok etkilendiğim anlardan birisi de 14. bölümün başında, Yoon Woo'nun cenaze zamanlarındaki sahneydi. Han Byeol'ün, Ki Bbeum'ı görünce gözlerinin dolması içime dokundu. Hani olur ya, herkese karşı güçlü dururuz da en sevdiğimiz, en güvendiğimiz insanı görünce bırakırız kendimizi, koyveririz. Aynen öyleydi. Ben gibi, biz gibi. Hepimiz gibi.
Ya bir de çok dikkatimi çekti, kimse kendi kendine tribe girmiyor, birbirlerinden habersiz iş yapmıyorlar. Tae Sung mesela, gelen mesajları hemen kendine yakın olanlara gösterdi, Yu Sung konusunda, inanmadan önce onu dinlemeyi seçti, Han Byeol hem basın toplantısı yapacağını hem de Eun Si Woo'nun hastalığını Tae Sung'a hemen söyledi, kimse gizli kapaklı iş yapmadığı için yanlış anlamalar silsilesi de dönmedi, bu ne güzel şeymiş ya! Gençleştim resmen, bu kadar mı fark eder??

Shooting Stars'ın bölüm uzunluklarının 1 saat gibi hala makul ve mantıklı uzunlukta olmasını da inanılmaz sevdim. Bu nasıl bir kriter diyeceksiniz belki ama ben bu yeni kdrama geleneğinde bir saati fazlasıyla geçen bölümler çekilmesinden çok rahatsızım. O kadar saatte olaydan kopuyorum, sıkılıyorum, dikkatim dağılıyor... Kısa metrajlı film resmen. Shooting Stars'ın böyle olmaması çok sevindirdi beni. Üstelik sonlardaki epiloglara da bayıldım, yeme de yanında yat!

Son olarak finalde herkesin neler yaptığını kısa kısa göstermelerine bayıldım! Run On'da da çok sevmiştim bunu, tabi orada daha ayrıntılı görmüştük. Ama Jin Yu Na'nın düğününü bile gördüğümüz son bölümde, Yu Sung ve Ho Young'a doğru düzgün bir sahne yazamayan senariste kırgınım...

Ayy bir de son olarak, fark ettiyseniz Tae Sung ve Han Byeol nispeten çok erken kavuştular, ödüm koptu son bölüm ayrılığı gelir diye, gelmedi. Bu senarist bal olsaymış ya! Kırgındım az önce, geçti şimdi...


Son olarak da OST listesini bırakalım öyleyse şuraya. Dizinin çok fazla şarkısı yok, en çok aklımda kalan da Shooting Star oldu sanırım. Yine How I Feel ve My Secret, My Everything en çok duyduğumuz parçalardandı. Bu üçü benim favorim. Meraklısına tüm parçaları bırakıyorum şöyle.

Nam Woo Hyun-Shooting Star
Kim Jae Hwan-How I Feel
Sondia&Vincent Blue-My Secret, My Everything
Kyuhyun-Departure From A Country
Choi Yuree-Won't Give Up

Herkese tavsiye ediyorum Shooting Stars'ı. Sizi yormadan mutlu edecek şeyler aradığınızda, hayatın gerçekten güzel bir yer olabileceğine inanmak istediğinizde, modunuz düştüğünde hemen sarılın herhangi bir bölümüne. İnanın çok iyi gelecek, çok mutlu edecek sizi! Son bölümü kapattığınızda, yüzünüzde asılı kalan gülümsemeye inanamayacaksınız!











Harika bir adam, gerçekten ahahaha



Bu nasıl bir tanımaktır be Oh Han Byeol?




Yakışıklı molası verdik, devam.



Ağlıyormuşum güzelliklerine...






Han Byeol ve Ki Bbeum'ın suratı ahahahha



Cidden bakışlarından bal akıyor ya, şu gülüşün güzelliğine bakar mısınız aaa...


Çok tatlısın be Tae Sung ahahahaha
















"Umarım bugün herkes, acı çekmeden mutlu olabilir."

3 Ağustos 2022 Çarşamba

Dizi Yorumu: Nice Guy / The Innocent Man


Herkese se-lam-lar! Bayaa bir süredir buralarda yoktum ama sonunda, ufak da olsa döndüm diyebiliriz. Buralarda yokken dizi izleyecek vaktim olmadı, bir iki dizi izlesem de yazılarını yazmaya vaktim olmadı derken, zinciri Nice Guy'la kırıyorum diyelim. Hazırsak, başlayalım.

Gelelim 2012'de yayınlanan Nice Guy'a. Konumuz, intikam. Biz bunun örneklerini yakınlarda Itaewon Class'ta, daha eskilere gidecek olursak ülkemizde de remake'i yapılan Ji Sung'lu Secret Love'da ve daha biir çok dramada izledik. Zaten intikam kült bir konu, kimin kimden intikam aldığından bağımsız, bir şekilde izleniyor. Ben intikam işlerini pek sevmiyorum, genelde yarısında işler karışıyor, intikam alacak olan kişi affedecek oluyor ama işler daha çok karışıyor falan filan... Favori karakterlerimden olan Park Joon Ha zaten bu intikam işlerini çok güzel özetledi. "İntikam sadece karşındakine zarar vermiyor. Kendine de zarar veriyor." ağzına sağlık vallahi. Tabi yine de dümdüz entrika dizileri arasında seçecek olursam, intikam konulular daha tercih edilebilir geliyor bana.

Beni burada takip edenler bilir, böyle entrikalı dizileri pek tercih etmiyorum. Geriliyorum boşuna, neme lazım. Sanki hayatımda dert yok. Hatta Nice Guy'ı ilk duyduğumda biraz araştırıp "Ay yok izlemem ben bunu." demişliğim de var. Ama geçenlerde twitter'da birden bir Nice Guy övmesi başladı herkeste, sürekli kesitler, replikler, videolar düşüyor. Aklıma düştü hani, hem gencecik Joong Ki de göreceğim, bundan ala şey mi olur? Dedim ki, Joong Ki hatrına izlenir. Böylece başladım.

Hep yaptığım genel yorumumu yapacak olursam, intikam türünün sevdalıları bu diziyi sever, çok net. Klasik bir intikam dizisi çünkü. Ben türün sevdalısı olmadığımdan yer yer sıktığını söyleyebilirim. Ama akıcılık olarak hiçbir problemi olmayan, temposu çok yüksek ve iyi oyuncuların olduğu bir diziydi, severek izledim. Sadece çok entrika annecim. Çok ama. Bitmiyor.


Nice Guy/The Innocent Man
Yönetmen: Kim Jin Won
Senarist: Lee Kyoung Hee
Yayıncı: KBS2
Bölüm Sayısı: 20 Bölüm
Yayın Tarihleri: 12 Eylül-15 Kasım 2012

Konusundan biraz bahsedecek olursam, başta içini intikam hırsı bürümemiş, yeni yetme bir gençle başlıyor dizi. Tıp fakültesinde okuyan Kang Ma Ru ve çocukluğundan beri birlikte büyüdükleri Jae Hee'yi görüyoruz önce. Jae Hee, mahallenin en güzel kızı, idealist bir gazeteci olmayı amaçlıyor. Ancak bir gün bir haberin peşinde koşarken ona saldıran adamı öldürüyor ve panik içinde Ma Ru'yu çağırıyor.
Kendisine bahşedilmiş olan bu zekayı kullanmakla ilgili problemleri olan Ma Ru ise tüm hayatını yakmak pahasına gidip suçu üstleniyor, evet! Hasta kardeşini de bırakıyor ayrıca ortada dımdızlak! Peki Jae Hee kıymet biliyor mu dersiniz? Tabi ki hayır, gidip Taesan Grubu'nun başkanı, Eun Gi'nin babası olan adamla evleniyor iki dakikada! Kızım bi oğlan mahkemeye çıksaydı bekleseydin de!

Yönetmen Kim Jin Won, benim çok sevdiğim bir başka dizi olan Just Between Lovers'ın da yönetmeni. Bu adam dış mekan çekimlerini kartpostal gibi çekiyor ya, burada da öyle güzel sahneler vardı ki. Senaristimiz ise, benim çok merak ettiğim Chocolate ve dramın kralı olan Misa ve yine aynı dram ekolünden olan Uncontrollably Fond'u yazmış. İsimlerden ve bir diğer dizilerden anlıyoruz ki zaten bu dizinin dram olmaktan başka bir çaresi yokmuş.

Şunu da bırakalım şöyle.

-spoi içerme ihtimali çook yüksek olan alan-

Kang Ma Ru (Song Joong Ki)

Daha ne Descendants of the Sun'ı çekmiş, ne de Vincenzo'yu. Gencecik bir Joong Ki. Görüyoruz ki zaman bu adam için de geriye akıyor, gittikçe gençleşiyor. Yine de her zaman ayrı bir karizmatik, ayrı bir çekici olduğunu kabullenmeliyiz sanırım.
Kang Ma Ru herkesin çok kızdığı bir karakter. Ben o kadar sert olamadım kendisine. O kadar üzüldüm ki haline, yaşadıklarına. Tıp fakültesinde gelecek vadeden gencecik adamdan geldiği duruma inanamadım. Sadece iki şeye çok kızdım, biri Jae Hee'nin suçunu üstlenme salaklığını yapması, biri de intikamı için Eun Gi'yi kullanması. Kang Ma Ru, dediğimiz gibi bir tıp fakültesi öğrencisi. Eskiden beri yanık olduğu bir kız var, Han Jae Hee. Tam mutlu oldular derken, Jae Hee'nin suçunu üstlenmesiyle hayatı kararıyor Ma Ru'nun. 
Zaten bu Kang Ma Ru, ilk bölümde ateşler içinde yanıp, hastayım diye sayıklayan kardeşini bırakıp gittiğinde ben bunun Jae Hee enayisi olduğunu anlamıştım da bu kadarını da beklemiyordum yani! Ya senin bakmakla yükümlü olduğun küçük kardeşin varken niye deli deli hareketler yapıp bu aptal kadının suçunu üstüne alıyorsun. Zaten bu başkasının yerine hapse girmeli dizilerde fikstir, çıkınca kimse sevgilisini aynı yerde bulmaz. O sevgili ya gider başkasıyla evlenir, evlenmeyecek kadar vicdanlıysa da (Allah razı olsun yani nasıl öderiz bilmem ki hakkını) başka manita bulur yani bu değişmez as-la! Anlatamadık yav! Monte Cristo Kontu'nu hiç mi okumadınız, Edmond'um neler çekti hiç mi bilmiyorsunuz, pes!
Ma Ru hep birilerinin iyiliğini düşünmüş. Önce hasta kardeşi Choco (Choco da nasıl bir isim yav, şaka mı bu?) sonra Jae Hee, en son da Eun Gi için her şeyini veren, feda eden bir adam Ma Ru. Bir kez olsun kendini düşünmemiş, Choco'nun hastane masrafları için para karşılığı insanlarla birlikte olmuş bir adam. Sadece başkaları için yaşadığı için hayatından hiç beklentisi yok, yalnızca Jae Hee'den alacağı intikama odaklanıyor. Süreç içinde Jae Hee'ye hala hayır diyememesi de beni sinir etti.
Sonra ise Eun Gi'ye aşık oluyor. Onun deyimiyle Eun Gi, onun uyanmak istemeyeceği bir rüya. Bu sefer de Eun Gi iyi olsun diye, ait olduğu yere gelsin diye elinden gelen her şeyi yapıyor. Kendini parçalamak anlamına gelse bile ona siper oluyor. Biliyor, Eun Gi'nin de onu yaralamak için bir şeyler yapacağını biliyor, ama Ma Ru'yu yaralamak için kendini de yaralamasına sinirleniyor. Çok başka bir şeydi aşık Ma Ru, çok güzel seven bir adamdı. Hep birileri için kendini feda etmesine sinirlendim ama. Jae Hee'ye son gidişinde Eun Gi için kendini feda etmesine sinirlendim mesela. Allahtan Jae Hee anladı böyle yapmasının sebebini. Choco için, Eun Gi için, Jae Gil için, Jae Hee için kendini feda etmeyi bıraksın istedim. Kim için kendini feda ettiyse bunun bumerang gibi ona dönmesine çok üzüldüm. Kıymeti de bilinmiyor yani işin kötü yanı.
Ma Ru için hep çok üzüldüm ama iki yerde Ma Ru için duyduğum üzüntü gözlerimi doldurdu. Birisi Jae Gil ile içerlerken Ma Ru'nun ameliyatı hakkında konuştukları sahneydi. "Eğer bir ihtimal ameliyatta bir terslik olursa... Eğer ameliyatta ölürsem... Eğer sonucunda felç olur ya da hafıza kaybı yaşarsam Kang Ma Ru'ya ne olur? Serseriye çok üzülürüm." Bir de dedi ya, "Bırak da bu sefil mutluluğun biraz daha tadını çıkarayım." orada ben bittim. Bir diğeri ise evde uyurken Jae Gil, Choco ve Eun Gi'nin seslerine uyandığı gündü. Hatta hiç uyanmak istemediği. 
Bu dizi işte böyleydi, herkese hem kızıp, hem hak verdim. Yine de mutluluğu en çok sen hakediyordun Ma Ru'm.


Bu ayrılmaz ikili de Ma Ru'nun kardeşi Choco ve arkadaşı olan, Kore'nin Ashton Kutcher'ı olan Jae Gil. Zengin bir aileden gelen Jae Gil ailesine rest çekiyor ve Ma Ru'nun evinde yaşıyor resmen ahdhahdh Ay ama hepimizin Jae Gil gibi bir arkadaşı olsa sırtımız yere gelmez valla. Yürü be Jae Gil.
Choco ise Ma Ru'nun kardeşi, Jae Gil'e umutsuzca aşık, seçmelere girip heyecandan detone oluyor, kafede çalışıyor. Jae Gil'e olan umutsuz aşkı çok şirindi. Diziye renk katan bir ikiliydi. Choco'nun affediciliğine hayran oldum. Abisi onu bırakıp Jee Hee'nin suçunu üstlenmiş bir SALAK gibi ama yavrum hiç sesini çıkarmadı.

Seo Eun Gi (Moon Chae Won)
Moon Chae Won'u daha önce hiçbir yerde izlemedim. Tabi ilk bölümünün yarısını izleyip "Hoff, hiç orijinali gibi olmamış bu ya." diyerek kapattığım Criminal Minds'ı saymazsak. Ama buradaki rolüne çok yakıştırdım. Gerçek hayatta nasıl olduğunu bilmiyorum ama dış görünüş itibarıyla bana hep soğuk ve mesafeli bir kadın izlenimi vermiştir. O yüzden ilk bölümlerdeki Seo Eun Gi, üstüne çok yakışan bir karakter olmuş. Çalan telefonu akvaryuma atmak mesela, tam onluk hareket. Moon Chae Won duru bir kadın. Ben onu hiçbir zaman çok güzel bulmadım ama çirkin bir kadın asla değil, gülüşü de çok tatlı üstelik. Ama neden, neden o rezalet parlak pembe ruju sürmekte ısrar ettiler şu kıza neden? Ya o renk ruju dünyanın en güzel kadınına da sürsen olmaz, yakışmaz. Bir de kozmetik markası falan gibi bir şeyi vardı, abla biz senin zevkine güvenemedikten sonra ürününe nasıl güvenelim? Allahtan o ruj Eun Gi'nin hafızasıyla birlikte tarihe karıştı da rahatladık.
Seo Eun Gi, Taesan'ın yasal varisi. Kendini son derece işine vermiş bir karakter. Ancak Ma Ru ile karşılaşınca Ma Ru'nun oyunlarına kanıp aşık oluyor bizim oğlana. Sonrası felaket. Kandırıldığını anlayınca çok üzülüyor elbet, öfkeleniyor da aynı zamanda. Sonra çok akıllıca bir şey yapıyor ve gidiyor tünelde, Ma Ru'nun arabasıyla kafa kafaya çarpışıyorlar. Bunların sonunda Eun Gi hafızasını kaybediyor tabi. Hafızası geri gelince de ilk saldırdığı insan Ma Ru oluyor. Ay tamam Ma Ru bir itlik yapmış olabilir, ama sen de adama bile isteye kaza yaptırdın Eun Gi, sen de çok masum sayılmazsın yani, konuşmayayım konuşmayayım diyorum da. Ona rağmen bu adam yaptıklarını telafi etmeye çalışıyor, sana yardım ediyor. Hadi o sana aşık yapar da, ben Choco olsam sana bir tas su vermezdim abime yaptıklarından sonra, kimse kusura bakmasın. Hele de Ma Ru'nun ölümcül beyin hasarına sen sebep olmuşken. Eun Gi'ye de bu yüzden çok çok kızgınım. Bu sahneye çok yükselenler olmuş ama bir insanı bile isteye bu derece incitmeye kalkan bir karaktere de tepkimizi koyalım bir zahmet. Bu güçlü karakterlik değil, insanlık hiç değil.

İlk bölümlerdeki Seo Eun Gi kendini kapatmış, güçlü görünmeye çalışan ama aslında kırılgan bir karakter. Kabuğunun altında çok kırılgan birisi barınıyor aslında tam da bu yüzden Ma Ru'ya bu kadar kolay kanıyor. Ma Ru uzun süreden beri onun için bir şeyler yapan, ona bu kadar ilgi gösteren ilk insan. Mantığı kabullenmese de kalbi yüzünden dönüp dolaşıp Ma Ru'ya geliyor. Kendini ispatlamak ve Han Jae Hee'yi saf dışı bırakmak için uğraşıyor. Ama aslında hala küçüklük bebeğine bir şey olmaması için üzülen o küçük kız. Tam da bu yüzden, hafızasını kaybettikten sonraki Eun Gi'yi çok sevdim. Sakinliği, huzur bulmuş gibi duran ifadesini... Ama kendinin ve Ma Ru'nun başına az iş açmadı bu bölümlerde, onu da unutmayalım.
Eun Gi'nin babasını ise My Father Is Strange'de ponçik, minnoş bir aile babası rolünde izledikten sonra böyle bir rolde izlemek soğuk su etkisi yarattı bende... Yalnız söylemeden edemeyeceğim, baba çok başarısız bir karakterdi. Adama replik bile yazmamışlar bence, "Sen Eun Gi ne derse aşağıla, terslen yeter." demişler. Adam her şeye kızdığı için, tam olarak neye kızdığı da anlaşılmıyor. Kızını yetersiz ve asi gördüğü için sinirlenen babadan ziyade Seo Eun Gi'den etiyle kemiğiyle nefret eden adam tiplemesi olmuş daha çok, ipin ucu kaçmış bence. Ayrıca Eun Gi de tutturdu bir "Ben sana kafayı takmışken babam öldü." Ayyy babasını da bilmesek yani, kızı yaşındaki kadını kafesleyip evlenen adamı çok da iyi anamıyorum ben. Hakkında kol gibi dosyalar olmasının yanı sıra, Eun Gi'nin çocukluğunu yaşayamamasının, hırslı ve bu derece işkolik olmasının tek sebebi de bu adam. Tamam, babası için üzülecek elbet ama biraz öldükten sonra kıymete bindi gibi bu adam.


Bu da Eun Gi'nin yılmaz destekçisi Avukat Park Joon Ha. Benim favori karakterlerimden birisiydi. Hiç çizgisini bozmadı, hep sağduyulu davrandı. Ama eğer Ma Ru olmasa Jae Hee ve Ahn Min Young'u mümkün değil alt edemezdi bu efendilikle. Onlara itliğe kafası çalışan birisi lazımdı. Eun Gi'ye aşıktı ama yine de hiçbir zaman küçük oyunlar peşinde olmadı, ikinci erkek dediğin böyle olur ya, fav ikinci erkek karakterim olabilir kendisi. Ben alabilirim kendisini, ehi... Yalnız ben Eun Gi olsam on kere aşık olurdum, bal akıyordu gözlerinden beyefendinin. Nasıl başrol vermediler bu rolünden sonra Sang Yeob'a, anlamak çok güç. Koskoca dizi boyunca Joon Ha'nın iki salaklığı oldu. Birisi Min Young ve Jae Hee'nin başkanı öldürdüğünün kanıtı olan ses kaydını polise götürmemesi. Ne olmuş seni tehdit etmişlerse, baban öldürmüş Eun Gi'nin annesini, sanki sen mi öldürdün? Sıkıyor beni bu ebeveynlerin suçunu üstlenen karakterler. Eun Gi de zaten senin babandan ayrı bir insan olduğunu ayrımsayamıyorsa boşver silsin seni, kendi kaybeder. (Atarlı giderli oldum şu an nedense.) İkinci salaklığı da Min Young'u direkt polise vermek yerine sevgi kelebekliği yaparak konuşmaya gitmesi. Yok birlikte büyümüşler de, konuşarak ikna etmek istemiş de. Al işte komalık oldun, noldu şimdi? Değdi mi? Muhteşem repliğini de bırakıp, bitireyim öyleyse. "Birini bırakıp vaz geçmek de aşktır. O kişiye sahip olmaktan daha büyük bir aşktır. Mutlu olmamın tek yolunun bu olduğunu anladım. Bunu bana Ma Ru öğretti."

Han Jae Hee (Park Si Yeon)

Bu kadını daha sık görüyorduk eskiden, artık hiçbir yerde görükmüyor. Neden acaba?
Han Jae Hee... İdealist ve şirketlerin, rüşvetlerin karşısında duran Han Jae Hee'den Taesan Grubu başkanının karısına nasıl geldin pek anlamadım ama şaşırtmadı. Kötü bir aileden gelen Han Jae Hee, Ma Ru'yla tanışıyor küçükken. Birlikte büyüyorlar, üniversite zamanlarında da çıkıyorlar ama bam, bu kadın birini öldürüp suçu Ma Ru üstlenir üstlenmez, daha Ma Ru mahkemeye çıkmadan başkanın evine gitti bu kadın şok olduk.
Dizinin kötüsü olması planlanmasına rağmen yirmi bölüm boyunca Ahn Min Young'un elinde oyuncak oldu. Başka da bir bok yiyemedi afedersiniz. Ma Ru'ya gidip gidip "Her şeyi bırakıcam. Seninle gelcem. Kaçıcam sana." demek dışında da pek bir şey yapmadı. Abla nasıl kaçacan ya Ma Ru'ya? Her şeyi bıraksan el kadar beben var be, onu mu düşünsen acaba? Sonuç olarak kukla olmaktan, piyon olmaktan öteye geçemedi. Sağlam bir karakteri yoktu, dizideki en bencil karakterdi. Sorarsan Ma Ru'yu çok seviyordu, aşıktı ona ama başı sıkıştığında defalarca ilk önce Ma Ru'yu yaktı. Baya aşıkmışsın abla harbiden. Ma Ru'yla karşılıklı ağlaştıkları, Ma Ru'nun eğer bunlar olmasa nasıl bir hayatları olacağını anlattığı sahne beni bile etkiledi. Bu Jae Hee salaklık yapmasaydı mis gibi hayatları olurdu valla. Derdine yansın artık.
Jae Hee'nin Eun Gi'ye "Ma Ru için Taesan'dan nasıl vazgeçersin?" diye öfkelendiği sahne hem çok başarılıydı hem de tamamen Jae Hee'nin portresini çizen bir sahneydi. Çok sinirlendi, çünkü yapamadı. O Taesan için, güç için, para için Ma Ru'yu feda etti. Eun Gi'nin ise bunları Ma Ru için feda edebilmesi onun için dayanılmazdı, eziciydi. Beter ol demek istiyorum ahshahshs Eun Gi ise diyor ki, "Ma Ru'yu Taesan'dan daha çok seviyorum." İşte bu kadar!

Ay bak yüzünü görünce bile bir sinir bastı bana yani hiç eklemek istemiyordum buraya ama maalesef dizide etkin bir elemandı :( Ben bu adamı daha önce One More Happy Ending'de Da Jung'un baştan hayırsız olan sonra adama benzeyen kocası rolünde izledim sadece. Burada ise tam bir pislik, işi gücü itlik, şerefsizlik. Ahn Min Young, yıllarca Eun Gi'nin babasının hizmetinde çalışmış bir avukat. Ama gerçek bir ırz düşmanı olduğu için hem Jae Hee'ye göz koyuyor hem de adamın ölümüne sebep oluyor. Böyle nankörlük olur mu, olmuş işte. Ayy bu eski kdramalardaki şeytan karakterlerden kurtulduğumuza o kadar mutluyum ki, artık böyle kötüler yok. Yirmi bölüm boyunca bu adamı gördükçe kuruldum, gördükçe kuruldum. Tipinde hayır yok, lepiska saçlarını yoluverecektim ahahahsh Bu kadar çok bile konuştum bu omurgasız hakkında. Siz bunun Han Jae Hee'nin süs köpeği olduğunu bilin yeter. Ay sen kim, Ma Ru'm kim ya, sen sanıyor musun ki yavrumu alt edebilirsin? Aklı fikri şeytanlıkta ya. Bu şerefsizlikle bugüne bile nasıl geldiği meçhulken bir de avukat olmuş ki o daha garip. Hayretler içerisindeyim.

Genel Yorumum

Dizide tabi ki sevmediğim ve sevdiğim şeyler oldu, şimdi bunları genel olarak ele alacağım. Önce sevmediğim şeylerle başlayalım.

Dizinin türü belli, konusu belli, tarzı belli. O yüzden çok entrika vardı şuydu buydu demeyeceğim, onu biliyorduk zaten. Ama ben kendi adıma Ma Ru ve Eun Gi'nin arasındakilerin çok aceleye geldiğini düşünüyorum. Eun Gi açısından okay ama Ma Ru bu kıza ne ara bu kadar aşık oldu, ne ara bu kadar yandı tutuştu keşke bunları görseydik. Bu arada aklıma geldi de, Ma Ru'nun incelenmesi gereken psikolojik bir vaka olduğunu düşünüyorum şu anda. Aşık falan iyi güzel de bu çocuk birini sevince benlik algısını kaybediyor, her şeyi feda ediyor, deli mi ne. Birinin suçunu üstlenir, biri arabayı üstüne sürer kaçmaz, tuzak kurar kurtulmaz. Ma Ru, annem. Kimse için bu kadar fedakarlık yapmak zorunda değilsin, anlaştık?

Ahn Min Young ve Jae Hee'yi hiççç sevmedim onlara biçilen son da hoşuma gitmedi. Böyle köşelerde sürünürken falan görmem gerekiyordu galiba içimin soğuması için ahshhahhd Ayrıca Jae Hee ve Joon Ha'nın konuştuğu sahne ne alakaydı??? Joon Ha'mın böyle insanlarla takılması hiç hoşuma gitmedi ahshahhshs

Dizinin karanlık havası tamam o lazımdı ama dizide uzunca bir süre hep kahır çekmemiz sıktı biraz sadece. Yani bir yüzümüz gülüyo sonra bir daha beş bölüm kahır falan. Bir türlü bitmedi, sıra gelmedi iyi şeylere.

Yirmi bölüm olması gerekli miydi emin değilim. Bence on altı bölümde de pekala toparlayabilirlerdi ama ben bilmem senarist bilir tabi. Sadece ben yirmi bölüm boyunca entrika izlemeye dayanıklı bir insan olmadığım için bastı beni.

Bir de son olarak çok uç olayların yaşandığını düşünüyorum. Araba kazası, sonra hafıza kaybı, Ma Ru'nun hastalığı falan fazla yeşilçama bağlandı konu sonlara doğru. O araba kazası olayı da seven insanın sevdiğine yapabileceği bir şey değildi bence. Herkes ölmüş bitmiş bu sahneye ama ben zerre kadar sevmedim ya, bilmiyorum. Ben sevdiğim insanın bir yerine bir zarar gelse mahvoluyorum, kadın arabayla arabasına girdi resmen, olabilir mi böyle bir şey?

Sevdiğim şeylere gelecek olursam Nice Guy'ın en çok beğendiğim yönlerinden birisi, portre çizmekte çok başarılı olmasıydı. İlk bölümde karakterlerin çerçevelerini o kadar iyi çizmiş ki, daha sonrasında her karakterin en spesifik özelliği nedir, belli bir olay karşısında ne yapar çok iyi kavrıyorsunuz. Mesela ikinci bölümde Ma Ru'nun parayı geri vermeye gittiğinde zili çalmaktan çekindiği sahnede, "Acaba parayı vermek konusunda mı kararsız yoksa Jae Hee ile karşılaşmak mı onu geriyor?" falan diye asla düşünmüyorsunuz. Cevap ikinci şık çünkü, eminsiniz. Kang Ma Ru böyle bir insan, parayı asla düşünmez. Ya da Jae Hee'nin Kang Ma Ru'ya sürekli her şeyi bırakıp onunla geleceğini söylemesine rağmen asla yapamayacağını, korkak olduğunu biliyorsunuz. Dizinin bu yönü bence gerçekten takdire şayandı.

Dizinin entrikası çok yüksek olsa da sıkmadı, sürekli olaylar oldu, zamanlar değişti. Bu hoşuma gitti. Tek bir sır veya tek bir şey üzerine odaklanılmadı. Entrikadan daha çok sevmediğim bir şey varsa tek konuya bağlı entrikadır. Olay bir türlü çözülmez, hiçbir şey açığa çıkmaz, kıvrandıkça kıvranırız. Böylesi daha iyi. 

Bu çok öznel bir konu ama ben bu tip diziler içinden en çok intikam konularını seviyorum. En sevdiğim kitaplardan biri Monte Cristo Kontu'dur mesela. Dümdüz entrikadan çok zekice, amaçlı ve planlı entrikaları daha çok seviyorum. Fanı değilim tabi ama bence saf kötülükten daha katlanılabilir bir tema. O yüzden sevdim sanırım Nice Guy'ı.

Oyunculuklar çok çok iyiydi. Sezarın hakkı sezara, kötü karakterlere bile şapka çıkarmak lazım, kendilerinden bu kadar nefret ettirmek her yiğidin harcı değil, oyunculuklar çok çok iyiydi. Bu oyunculuklar da diziyi görsel şölen haline getirmekte büyük rol oynadı.

Bu son herkesin yarım kaldığını düşündüğü bir son ama bence Ma Ru ve Eun Gi'nin genel hikayesine göre fazla mutlu bile olabilir. Ben bir ara bir daha hiç kavuşamayacaklarını falan düşündüm, Ma Ru'nun bıçaklandığı sahnede dedim ki yok artık yani bu çocuk nasıl düzelecek. Yani ben de isterdim çoluk çocuk görelim finalde ama bence olabilecek en mutlu finaldi. Ma Ru her şeyi unutmasaydı o kadar yaşanmışlıkla birbirlerini sevmeye devam etmeleri çok zor olurdu zaten. En iyi şekilde bağlamışlar bence. En önemlisi de Ma Ru, Eun Gi ile başka bir hayatta buluşmak istemişti. O yüzden hafızasını kaybettikten sonra tekrar buluşmaları tam da onun dileğine göreydi. Bence çok güzel bir finaldi, ben çok sevdim ya.
İlk defa bir dizide uğruna insanların öldüğü savaşların döndüğü bir şirketten vazgeçilmesine sinirlenmedim. Normalde "Madem vazgeçecektiniz, niye birbirinizi yediniz kaç bölümdür?" deyip çok sinirlenirim. Ama bu sefer çok sevindim. Taesan'dan uzaklaşmak Eun Gi'ye de iyi gelmiş, pamuk olmuş valla pamuk. Taesan'dan kimseye hayır gelmedi zaten, başlarına gelmeyen kalmadı. 
Finalde herkesin bir şekilde mutluluğa ulaştığını görmek çok mutlu etti beni. Jaegil ve Choco'nun kızı, Jae Sik'in iş bulup Bayan Hyun'a asılması, Eun Gi'nin açtığı kafe ve tabi ki Ma Ru'mun enn istediği şeyi yapıp doktor olması <3 Üç saniye bile olsa Ahn Min Yeong'u göstermelerine çok sinirliyim ama o salak yüzünden papatya çayı falan demledim sinirlenmemek için, öyle bir nefret. Jae Hee'ye de pek gerek yoktu sanki. Ne yaptıklarını merak etmiyoruz.
Final konusunda da farklı görüşler var, mesela bazıları Ma Ru'nun aslında her şeyi hatırladığını söylüyor, kanıtlarını da yüzüğe dayandırıyorlar. Ama bence Ma Ru gerçekten hafıza kaybı yaşadı. Zaten öyle olması da Ma Ru açısından daha iyi, dileği de buydu.

Bu arada konu dışı ama, 2012 yapımı olmasının getirisi olarak zaman tüneli gibi değil miydi dizi ya? Moon Chae Won gencecik, Song Joong Ki gencecik. Ay ama iyi ki o makyaj trendleri devam etmiyor ya... Eun Gi'ye yaptıkları makyaj neydi öyle ya...

Dizinin çok geniş bir ost listesi yoktu. Arada duyduğumuz müzikler vardı ancak çoğunlukla ana tema müziğini duyduk. Ekleyebileceğim official kanallar olmadığı için buraya ekleyemiyorum ama favorim sık sık duyduğumuz Son Ho Young'un I Only Wanted You'su olsa da, Jo Eun'dan Good Person, Xia Junsu'nun Love Is Like A Snowflake'i ve Lee Soo Young'dan Good Girl'ü sevdim. Song Joong Ki'nin sesinden yumuşacık Really kesinlikle dinlenmesi gereken bir parça.

Genel yorumum bu yönde. Gayet güzel, akıcı bir diziydi Nice Guy. Konu itibariyle yer yer boğdu, üzdü, mutlu etti. Tekrar izleyeceğim bir dizi değil ama bunun sebebi benim bu tip entrikalı dizilerden çok çok hoşlanmamam. Nice Guy'ın çok seveni olduğu gibi bu türü sevenlerin de çokça sevebileceği bir dizi.









"Bir sonraki hayatımda yine Eun Gi'yle tanışmak istiyordum. Herkesin yaşadığı sıradan bir ilişki ve sıradan bir aşk istiyordum. Tekrardan başlamak istiyordum. Sanırım bunun için dua ettim."