19 Ekim 2021 Salı

Dizi Yorumu: Vincenzo



Tekrardan kocaman merhabalar! Uzun süredir yoktum. Öncelikle uzunca bir Banana Fish yas sürecine girdim (Ash :( ) sonrasında ise yakınlarda göz ameliyatı oldum ve iyileşme sürecim cidden sıkıntılıydı. Yani ehi ehi on beş dakikada bitti ameliyat demesi kolay ama iş gerçekten sonrasında başlıyor. O yüzden bir süredir yoktum.
Bir de dizi incelemesi yapmak beni yoruyor ya. Değinmediğim nokta kalmasın diye paralıyorum kendimi ama Vincenzo'yu yazmayı çok istediğim için yine buradayım. Here we go again...

Biliyorsunuz ki Song Joong Ki'nin uzun bir süre ardından çektiği ilk yüksek prodüksiyonlu dizi ki hem de ne prodüksiyon... Yani daha aşağısı kurtarmazdı sanırım. Bir de tam da Joong Ki için beklentiler çok yükselmişti. O yüzden ben de çok zaman geçmeden izlemek için annemi örgütledim ve başladık. 

Her şeyden önce söylemem gereken şey, cast çok başarılı ya. Song Joong Ki zaten harika bir insan, kendini kanıtladı ve İtalyan mafyasını kim oynardı, en iyisini bulmuşlar yani. Onun dışında bu adam yaşlanmıyor. Şarap gibi cidden. Jeon Yeo Bin ise, Joong Ki gibi bir adamın yanında hiç sırıtmamış, bu yüzden takdire şayan. Ve bence çok da kendine münhasır bir tiplemeydi. Diğer oyuncular ise bence hepsi ayrıydı ya. Babel Grubundan etimle kemiğimle nefret ettiysem, hepsinin müthiş oyunculukları sayesinde. Ama yine de hiçbirini görmek istemiyorum bir süre.

Şimdi hiç spoiler vermeden dizinin konusunu falan şöyle bir ele alalım, aşağıda spoilerle kısımda geniş bir alanda tüm düşüncelerimi anlatacağım.


VINCENZO
Yönetmen: Kim Hee Won
Senarist: Park Jae Bum
Yayıncı: TvN
Bölüm Sayısı: 20
Yayın Tarihi: 20 Şubat-2 Mayıs 2021

Dizinin konusu çok küçük yaşta evlatlık verilerek İtalya'da bir mafya ailesinde büyüyen Vincenzo Cassano etrafında şekilleniyor. Vincenzo, Cassano ailesinin avukatı ve consigliere olarak geçen danışmanı. Bir anlamda olayları o yürütüyor. Ancak babası öldükten sonra üvey kardeşi Paolo, Vincenzo'yu öldürtmeye kalkıyor. Vincenzo bunun üzerine Kore'de ona ait olan bir şeyi aldıktan sonra Malta'ya gitmek üzere Kore'ye uçuyor. Ancak Kore'den düşündüğü kadar erken ayrılamayacağını anlıyor. 

Nasıl da güzel sıfır spoiler ile anlattım, özetledim konuyu ama. Yerim kendimi.

Spoiler içeren bölüme geçmeden önce diziyi önerir miyim, bundan bahsedeyim. Zekice planlanmış hamleler yapılan güç oyunlarını, derin entrikaları, aksiyon dizilerini, hiç olmazsa Joong Ki'yi seviyorsanız izleyin. Ancak sevmiyorsanız, hatta daha da ilerisi romantik komedi seven bir yapınız varsa, Vincenzo sizin için doğru seçim olmayabilir. Çünkü romantizmin minimum tutulduğu bir yapım Vincenzo. Ön planda daha çok aksiyon, entrika ve politika var.

-eser miktarda spoiler içerebilecek ve hatta içeren alan-

Karakterler
Vincenzo Cassano (Song Joong Ki)
Vincenzo... Bence Kore dizilerine yeni bir soluk getiren bir karakter oldu. İtalya'da bir mafya olarak büyüyen Koreli bir karakter. Kendi deyimiyle gerçek bir "kötü". Vincenzo'yu ilk olarak sert, soğuk ve ağır bir mafya olarak gördük. Song Joong Ki, bu rol için biçilmiş kaftan gibiydi. Zaten oluş bakımından lüks bir görünüşü var ve havalı rollere cuk oturuyor. Lüks takımları, İtalyanca konuşması ve her konuda bilgi sahibi oluşu çok çok çok havalıydı. İtalya'dan Kore'ye gelme sebebi, yıllar önce bir Çinli iş adamının sakladığı altınların üzerine konmak ahahahs. Ancak altınları gömdükleri yer Geumga Plaza'nın bodrumu, bodrumda bir tapınak var, artı Babel Grup adında büyük bir şirket orayı yıkıp kule yapmayı planlıyor (ki yıkılırsa altınlar ortaya çıkar) ve bunlar da yetmezmiş gibi kasa Çinli iş adamının irisini tanıyor ve adam çoktan ölmüş yani. Baştan sadece altınları almak ve plazanın yıkılmaması için mücadele ediyor Vincenzo ancak gittikçe Babel Grup'un yaptığı yolsuzluklarla savaşmaya başlıyor ve bunu da kendi usülüyle yapıyor. Bayılıyorum böyle karakterlere. Karşındaki kanunsuzsa, sen on kat kanunsuz olacaksın ki hakkından gel. Bu yönüyle daha bir sevdim diziyi. 
Vincenzo dizi ilerledikçe baştan ters düştüğü Geumga Plaza sakinleriyle yakınlaşıyor, baştan anlaşamadığı Hong Cha Young'la beraber çalışmaya başlıyor ve bu noktada karakteri daha da açılıyor. Kimisi Vincenzo'nun böyle değişmesini sevmemiş ancak ben sevimli buldum. Çünkü insanlar genelde birlikte yaşadığı insanlara daha çok benzerler. Vincenzo'nun da karakteri çok da değişmeden, insanlarla yakınlaşması, duygularını belli etmesi çok daha doğaldı. Ki bence az bile, annem dizi boyunca "Bu çocuk niye bu kadar soğuk?" dedi durdu ahahahaha İtalyanca konuşması peki?? Sinirlenince İtalyanca sövmesi çok komik, İtalyanca deyimleri ise çok havalıydı. Aksanından bahsetmiyorum tabi ki, aksanının böyle olması çok doğal. Ama farklı bir karakterdi dediğim gibi, yenilikçiydi. Dizi boyunca giydiği Booralro takımları, yakışıklı yüzü ve imzası olan zippo çakmaklarıyla milletin kuyusunu kazdı durdu, çok da iyi oldu, zekasını sevdiğim. En sevdiğim halleri bana DOTS'daki karakterini de hatırlatan heyecanı. Altınları çıkarmak için koşarken Bay Cho'ya eldivenlerle vurması, kapağı açarken adamın omzunu yumruklaması bir de İtalyanca küfürleri favorilerim oldu tabi ki. Yine, iris tanıma cihazını içeri attıktan sonra Jipuragi'de Bay Nam ve Cha Young'a sarılırken ağlamaya başlamasına çok güldüm ahahahahaha Vincenzo'yla ilgili tek sinir olduğum şey, aşağıda daha geniş belirteceğim elbet ancak, Jang Han Seo'nun ölüm sahnesiyle ilgili. Hatırladıkça tansiyonum falan fırlıyor bak yine, en iyisi gülüm Hong Cha Young'a geçelim biz.




Hong Cha Young (Jeon Yeo Bin)
Dizi başladığından beri konuşulan bir diğer konu da Jeon Yeo Bin oldu. Song Joong Ki gibi tecrübeli bir aktörün yanında iyi iş çıkardı. Ben ilk bölümde biraz yadırgadım ancak bunun sebebi Yeo Bin'i daha önce Be Melodramatic'te izlemiş olmamdı. İzleyenler bilir ki Yeo Bin orada bu karakteriyle taban tabana zıt bir karakteri oynuyordu ve ben bu kadar sert bir geçişi kabullenemediğimden dolayı garip geldi. Ancak izledikçe alıştım. Hatta bence o heyecanlı halleri ve abartılı yürüyüşü karakterinin imza hareketlerinden birisiydi. Açıkçası çok uzun süredir kdrama izleyenler olarak teatral oyunculuklara alıştık, yeni başlayanlar kadar yadırgamıyoruz. Bence gayet iyi iş çıkardı.
Hong Cha Young dizinin başında, Babel Grubun hukuk bürosu olan Wusang'da çalışan bir avukat olarak çıkıyor karşımıza. Hatta Babel'in davasında karşı tarafın avukatının, babası olduğunu görüyoruz. Babası Hong Yu Chan, dürüst ve mert bir adam, ancak bu tüm bahsettiğim dizilerde olduğu gibi Babel'in defterini kanun yoluyla dürmeye çalışıyor, olmuyor tabiki de. Kendisi de farkında bunun, böyle bir şeyi yapsa yapsa kızının yapacağını söylüyor. Ancak tabi Babel'in çok gözüne batmaya başlayınca öldürülüyor baba Yu Chan. Bunun üzerine bu işte Babel'in parmağının olduğunu anlayan Cha Young istifa edip babasından kalan Jipuragi Hukuk Bürosunu devralıyor. Cha Young tam da babasının bahsettiği gibi bir kız. Cesur, hırslı, arsız ve korkusuz. Tam da bu yüzden Babel'i devirecek yegane insan. Oyunculuğunu sevdim, üzerine biçilen karakteri de sevdim. Hele deli deli hallerine bayıldım! Dizinin başında daha farklı bir imaj çizilmiş gibiydi, bencil ve düşüncesiz bir karakter gibiydi ancak sonradan kendine güvenen, yerine göre ciddi yerine göre şakacı ve neşeli bir karakter haline geldi. Ana karakter Vincenzo olsa da, yine de onun kadar ön planda olması da hoşuma gitti. Güçlü yanlarını ön plana çıkarmışlardı ama yine bir tık daha ön planda olabilirdi sanırım. Cha Young ile ilgili en sevdiğim şeylerden birisi de gerçekten olgun olmasıydı. Tabi hiç öyle görünmüyordu ama ahsshahsha Nasıl insanlarla, ne şekilde uğraştıklarının bilincinde oldu her zaman. Tüm bunlara dayanması kolay olmasa da Vincenzo'ya her zaman güvenmesi artı bir puan. Bir ara, ilk bölümlerde Vincenzo'ya adam öldürüp öldürmediğini sorması ve eğer gerçekten öldürdüyse başka bir dünyadan gelmiş gibi hissedeceğini söylemişti. Bunlar sorun olacak diye ödüm koptu çünkü yani adam mafya??? "Ayyy adam mı öldürüyorsun gerçektennn!" triplerine girmenin bir faydası yok. Neyse ki Cha Young bu triplere girmedi. Gerçekten, zeki karakterlere bayılıyorum.




Jang Joon Woo / Jang Han Seok (Ok Taecyeon)                                                                                     
Allah sizi inandırsın yani, fotoğrafı koyarken şöyle başımdan aşağı bir ürperti geçti. Yani tamam Ok Taecyeon hepimizin gençlik hayallerini süsleyen bir adam olabilir, hepimizin gül yüzüne kaşına gözüne hasta olduğu bir insan da olabilir, hatta bir dizide ona aşık olmuş da olabiliriz, bknz Save Me. Ama bu nedir ya? Ben nasıl unutucam bu ruh hastası sayko manyak rolünü? Ay tahtalara vuralım. Şimdi dizinin başında gayet tatlı, Korece-İngilizce karışık kendine has bir dil konuşan, Wusang'ın stajyer avukatı olarak çıktı karşımıza Jang Joon Woo. Hafif salak ve herkesin sinir çıkardığı klasik bir ast olduğundan bahsetmeme gerek yok herhalde. Sonra iki bölüm sonra biz bunun Babel'in asıl başkanı olduğunu öğrendik. Şimdi böyle okuyunca çok klişe gibi geliyor ama bize bu çocukla ilgili o kadar pançak, o kadar şapşal, o kadar sevimli bir imaj çizdiler ki herkese büyük ters köşe oldu, eminim bundan. Peki Babel'in başkanı, gerçek adıyla Jang Han Seok nasıl biri? Lisedeyken onu sinirlendiren arkadaşlarını öldürüp ganimet olarak saatlerini saklayan bir manyak, evet tebrikler ruh hastasısınız. Kendi babasını öldürmüş, kardeşi canını sıkınca buz hokeyi sopasıyla sopalıyo çocuğu, canını sıkan herkesi bam küt çat pat öldürüyor falan böyle şeytan tadında bir abimizdi bu da. Hani gerçekten şaşkınlıklar içindeyim, suratına bakın oy oy oy bu ne güzellik dersiniz ama işte, şeytanın sol bacağı bu çocuk. Bu da aslında hafiften Hong Cha Young'a yanıktı ama allahtan aklı fikri Babel'in patronu olmakta, milleti çat çat öldürmekte, para hortumlamakta olduğu için basit bir hoşlantı olarak kaldı da bir de bu zırdelinin aşk hırsıyla uğraşmadık. Zaten aşk sarhoşu değilken de yeterince çekilmezdi. Finalde kendisinin cezasını çekmesi tatmin edici olsa da hala kızgınım. Zira kendisini Han Seo bebeğim affetse ben affetmem...




Jang Han Seo (Kwak Dong Yeon)
Bir Kim Min Suk bir de bu. Her dizide cameo, yan rol vs vs görüyor gibiyim bu ikisini. Artık bir başrol verin kurban olayım şu çocuğa. Dong Yeon'u en son My ID is Gangnam Beauty'de araş gör olarak izlemiştim bir de Saikojiman Gwaenchana'da cameoydu. Seviyorum merkez. Ama burada çok fazla seviyorum :") Kendisi Babel'in kukla başkanı olarak bulunuyordu dizide. Biraz saf (kesinlikle salak değildi, aksine zekiydi) biraz çocuksu bir karakterdi ama herkes salak sanıyordu çocuğu. Arkadaşlar abisinin kendine verdiği saatte GPS bulan ve bunun üzerine abisinin tüm saatlerine GPS takıp telefonuna program indiren bir adamdan bahsediyoruz, ne kadar salak olabilir? Salak diyenler utanır mı, sanmam. İlk bölümlerde faul hareketleri olsa da ilerleyen bölümlerde Vincenzo'nun yanında olduğunda ballı lokma tatlısı oldu tam. Vincenzo'yu kendi abisi gibi görüp Vin Hyung deyişi, her şeye karşı onları uyarması, mahkemede saçını kravatını falan düzeltişi... Of, Han Seo ve ben sevdiğimiz insanlara karşı çok vericiyiz, bizi üzerler... Karşılığında ne oldu? Vincenzo bunu manyak abisiyle başbaşa bırakıp kaçıyordu neredeyse! On dokuz bölüm boyunca Vincenzo'ya hafiften yanmış olmam, final bölümünde kendisine deli dehşet sinir olmuş olmamı değiştiremez. Bu çocuk sana abi dedi be kitapsız Vincenzo! Mutluluğu en çok hak eden karakter sendin Han Seo, maalesef bu hikayede yanan biraz sen oldun...




Choi Myung Hee (Kim Yeo Jin)                                                                                                                 
Bu allahsız kadının adını yazarken bile ellerim titredi yazamadım bakın. Kim Yeo Jin'e çıkardığı harika oyunculuktan dolayı tebriklerimi iletiyorum ama Choi Myung Hee karakterinin abv. Yani uzun süredir kimseden bu kadar nefret etmedim. Bakın belki yani BELKİ Jang Han Seok'un yaptıklarını akli melekeleri yerinde değil falan diye açıklayabilirsin de bununki ne oluyor yani? Bal gibi kötü işte. Ben böyle bile isteye, bilinçli kötülük yapanlara daha ayarım. Niye bile isteye Han Seok gibi şeytanın sol bacağı bir karakterin yanında olursun ki? Hayır ateş olsa cirmi kadar yer yakar diyeceğim de öyle de değil, diziyi counter strike'a çevirdi karı, her bölüm yarım düzine kişiyi öldürüyordu. Ama tabiki bu Vincenzo'dan on adım geride olduğunu değiştiremez.
Bu Choi Myung Hee, savcı olarak karşımıza çıktı dizide. Ama Wusang'ın, en az kendi kadar kemiksiz ceosu Han Seung Hyuk, Myung Hee'yi Wusang'a geçmek için ikna ediyor. İstifa edip avukatlığa devam eden Myung Hee Wusang'ın bünyesine geçmekle kalmıyor, başımıza bela da oluyor aynı zamanda. Ayyy hatırladıkça sinir oluyorum. Hele o zumbaları falan. Bir de bunların hepsinin Vincenzo'dan kaçma ayağına hapse girmek için can atmaları çok komikti. Sonra trajik bir şekilde noktalandı işte hayatın, ne oldu? Değdi mi lan bu kadar kötülüğe?? Gram üzülmedim bu kadına GRAM! Bir de Wusang'ın kemiksiz, omurgasız başkanı Han Seung Hyuk var, ama karakterden sayıp posterini bile yapmamışlar o yüzden ben hiç parmaklarımı yoramam kendisi için. 20 bölüm boyunca ona buna yaltaklandığını ve bu sayede Namdongbu Savcısı olduğunu bilin yeter. Bu ikisi için bu kadar paragraf yazdım, çok bile.




Geumga Plaza Ekibi

Geumga Plaza Ekibi... Baştan bu kadar manyağı bir plazaya nasıl toplamışlar diye düşündüm, sonra ise Vincenzo gibi ben de yavaş yavaş alıştım sanki ekibe. Favorilerim makasçı terzi Bay Tak ve rehine dükkanı sahibi Bay Lee oldu. Bay Lee öldü sandım da, aklım çıktı bebeği babasız büyür diye. Bunun dışında baştan plazadakileri tehdit etmek için gangster olarak gelen, sonra ise Bye Bye Baloon dükkanını açarak plaza ailesine dahil olan Geumga-dong'un koypusu Park Seok Do ve ekibi çok eğlenceliydi. İtalya'da okudum yalanı bir tek Vincenzo'ya işlemeyen Şef Toto, Vincenzo'yu araştırmak için kılık değiştiren istihbarat ajanı An Gi Seok'un tek bulduğu şeyin Vincenzo'nun harika bir adam olduğu gerçeği olması yine beni çok eğlendiren şeylerdi. Bu kadar kalabalık bir kadroyu, başrollerden ve olaylardan da kırpmadan nasıl idare ederler diye düşünüyordum ama yine de çok güzel idare ettiler. En güzeli de başta boş beleş insanlar olarak gösterdikleri tüm bu insanların farklı farklı maharetleri olması. Kasayı koruyan yazılımı Destiny Piano'nun sahibi Miri'nin yazmış olması çok güzel bir ters köşeydi mesela. Bir diğeri de Park Seok Do'nun eskiden cerrahi hemşiresi olduğunu öğrenmemizdi. Bilmiyorum, plaza ekibi çok hoştu ya. Vincenzo'ya her işte yardım etmeleri, o gittikten sonra bile Cha Young'la birlikte savaşmaları ve isimlerinin Cassano Geumga Family oluşu falan, sevimli hareketler bunlar. Ama altınları hepsi öğrenince çok gerildim ahshahsha Vincenzo'ya hiçbir şey kalmıyordu resmen. Adam altın bulmak için geldiği ülkede hem entrikanın ortasına düştü hem de meteliksiz dönseydi biraz komik olurdu.



 Biraz da dizide pek sevmediğim şeylerden bahsedeyim, sonra da sevdiklerimi konuşiciiz.
Yani bu diziyi izlerken gerçekten sevmiş olabilirim ama bazı şeyler de canımı sıktı, öldüm öldüm dirildim vicdansızlar. 


Bir kere dizide ilk kez kurum kurum kurulduğum, ilk kez Vincenzo'ya çok kızdığım şey, yukarıda da bahsettiğim gibi Jang Han Seo'nun ölmesi. Tamam Neverland tadında bir dizi olmadığının farkındayım Vincenzo'nun takımından kimse ölmeyecek diye bir şey yok, herkes mutlu sona da ulaşmayacaktı elbet, ama günün şanslısı neden Han Seo oldu şimdi?? Mutluluğu en çok hak eden karakter o değil miydi yani, ben mi kaçırdım? Ayrıca zaten dizinin başından beri Hong Yu Chan'dır, Babel kurbanlarının aileleridir, Vincenzo'nun validesi Oh Gyeong Ja'dır yarım düzine adam ölmüş. Artık Han Seo'yu niye öldürdünüz ya NEDEN? En son finalde Gu Seung Jun ölünce (Crash Landing On You) bu kadar sinirlenmiştim ama buna daha bir sinirlendim çünkü bu çocuk Vincenzo'nun salaklığı yüzünden öldü!

Evet yeni bir paragrafta bunu konuşalım! 19 bölümdür gümbür gümbür milletin köküne kibrit suyu döken adamın son bölümdeki bu anlamsız pasifliği nedir abi? Sıkmadığı kurşun kalmamış, Hong Cha Young'u kurtarmaya silahsız gidiyor YA NE ALAKAA! Hong Cha Young'u alıp gitmeye çalıştığı anda bende tüm ipler koptu artık, çocuğu manyak abisinin eline bırakacaktı neredeyse, bir de diyor ki tam kardeşim olacak adamsın. Tabi Vincenzo, görürsek söyleriz! Bu sahnede beni delirtti gerçekten salaklık üstüne salaklık yaparak. Adam kendi babasını öldürmüş ya, sen kimsin de silahsız gidiyorsun adama. Hong Cha Young'u kurtarayım derken Han Seo'm mefta oldu, bu hikayede yanan biz olduk. Han Seo ve ben. Bir de insta keşfetin abv yani, vurulduğu yerin spoisini yedim ben :( Az olmuş, final sahnesini de atsaydınız... Ama yine de bir umut işte, bir yerden çıkar diye umdum ama... Üzdün Han Seo... Kwak Dong Yeon'a seri başrol yollayın, yengenin boğazı kurudu.

Off bir de Vincenzo'nun abisi Paolo'yla arası iyi olsaydı da ikisi bir araya gelip Babel'in içinden geçselerdi. Bak o zaman çok eğlenirdik. Luca'nın da bize bir yararı olmadı. Geldi, ağladı ve gitti. So what abi?

Bir diğer sevmediğim şey de bölüm uzunlukları. Yani yıllardır Türk dizisi izlemekten itina ile kaçınmam, saatlerce süren bölümler çekmeleri ve o süreleri doldurmak için abidik gubidik sahneler koymalarıdır. Tamam burada saat doldurmak için çekilen sahne çok yoktu ama yine de ortalama bir saat yirmi dakika cidden uzun bir süre ya. Özellikle 45 dakikadan 16 bölüm işine bayılan kdrama-severler için. İnsanların işi gücü var abi, gerek yok böyle şeylere yani. Cidden gittikte uzatıp giderler diye ödüm kopuyor, yalan değil.



Sevdiğim şeylerden ilki Vincenzo'nun işleri idare şekliydi. Genelde bu tip dizilerde, iyiler kötülerle savaşır ama kötüler her haltı yaparken iyiler hep hakla hukukla kanunla cartla curtla halletmeye çalışırlar işlerini. Vincenzo'da bunu görmedik. Kötü bir adamın, bir başka kötüyü (Vincenzo'nun deyimiyle bir pisliğin başka bir pisliği ortadan kaldırması) kendi yöntemleriyle alt etmesini işlediler. Bu benim gerçekten hoşuma giden bir şeydi çünkü kötü adamları kanunla haklama işi gerçekçi değil artık, kimse yemiyor yani. Herkes içeride iki hafta, paşalar gibi yatıp çıktıklarının farkında. Bu dizi iyilerin kötülerle çatıştığı bir dizi olsaydı, finalde iyiler herkesi polise teslim eder ve manidar bir gülümsemeyle "Artık gerisini adalet halleder." falan derdi. Affedersiniz de, bok halleder yani. O yüzden Vincenzo tam da bu kanunsuz olaylarıyla, benzerlerinden ayrılıyor bence. Çok takdir ediyorum.

Top ayağıma gelmişken finali de aradan çıkarayım. Finalde herkesin hak ettiğini bulması birazcık içimi serinletti. Ama Jang Han Seo'nun abisinden bir gün bile kurtulaması :( Arkasından oraya gitti, orada da buldu çocuğu Allahsız Han Seok, sal lan bi! Choi Myung Hee uzun süredir en nefret ettiğim insandı zaten, çok bile yaşadı, o gün o çamaşırhanede ölseydi bu kadar insanı mundar etmezdi salak. Onun dışında finalin mutlu ya da mutsuz diyebileceğimiz bir sonla bitmesi nedense beni mutlu etti, normalde böyle finalleri sevmem ama gidişata en uygunu buydu sanırım. Yani Vincenzo adına açılan o kadar davayla Kore'de kalsa çok ütopik olurdu, zaten adam mafya, Geumga Plaza'da evcilik oynaması da pek mümkünatı olan bir şey değil, altınlarla ada alması da 'woah' dedirtti ama çok hoştu bence. Keşke bir ikinci sezon olsa da adadaki hayatını izlesek. 

Dizinin temposu düşmedi. Hep bir ters köşe, hep bir plan, yeni bir oyun. Yani gerçekten her bölümü yaklaşık bir buçuk saat olan yirmi bölümlük bir dizi için büyük bir başarı bu. Normalde dizilerin ortalarına doğru hafif bir düşme, kopma olur, Vincenzo'da bunu yaşamadık. Hep tempo yüksekti, olaylar taze tutuldu, uzatılmadı da.

Yukarıda da bahsettim ama tekrar yazayım. Kalabalık kadrolu dizilerde genelde ya finalin yaklaşmasıyla bir tarafı hiç görmemeye başlarız ya da ana karakterlerin önüne geçecek kadar çok rol verilir. Geumga Plaza genelde çok dengeli ve mantıklı işlendi. Bu yönden başarılıydı. Ve yine plazadaki herkesin ayrı maharetlerinin olması güzeldi.

Sevdiğim bir diğer şey ise Vincenzo'nun gerçekten zekice planlarıydı. Choi Myung Hee her zamanki gibi eski moda itlikler peşindeyken, Vin genelde hep bir adım ileride ve çok zekice adımlar atıyordu. Buradan nasıl sıyrılacak dediğimiz her an, yaptıklarını hayranlıkla izledim. Yuh artık dediğimiz planlar da yaptı, ters köşe de yaptı, gerekirse kendini feda da etti aahhshahshs.

Çekimler çok iyiydi, sahne içi müzikler çok güzeldi, sinematografi açısından ortam kusursuza yakındı. İtalya sahneleri bilgisayar yapımıymış mesela, eğer görmeseydim muhtemelen anlamazdım. Onun dışında yine iç mekan çekimleri, konuyla alakalı olarak değişiyordu. Baya iyiydi çekimler açısından.


Yalnız dizinin müzik kullanımında sıkıntı mı vardı yoksa ben mi dikkat etmedim bilmiyorum. Theme müzik denilen o enstrümental müzikler fazlaca kullanıldı ancak OST olarak yayınlanan şarkıları epeyce az duyduk. Sadece son bölümde Solar'ın Adrenaline'i fazlaca geldi kulağıma. Onun dışında listeyi dinlerken, böyle bir şarkı var mıydı diye düşündüğüm parçalar falan vardı. Yani OST listesinin yıldız isimleri olsa da çok güçlü kullanılmadı bence, en büyük eksikliği buydu. Ama izlerken eksikliğini hissetmedim çünkü bahsettiğim gibi, genelde sahnelerin altını enstrümental müziklerle desteklediler. Yine de buraya bırakayım listeyi. Güzel şarkılar vardı, İtalyanca olanları da bir başka güzeldi.

Choi Sunghoon-Ombra Mai Fu
Aalia-Adrenaline (Italian ver.): Ortalığı domine eden şarkı buydu işte. Ben bu versiyonunu daha çok sevdim ama Solar da muhteşem söylemiş.
Solar-Adrenaline
La Poem-Lacrimosa
Aalia-Is This Love: Bu şarkının verdiği hise aşığım. Loş bir barda oturmuşsunuz gibi bir his vermiyor mu?
John Park-I'm Always By Your Side: Bir de bu şarkıya dikkat etmiştim sahne içinde. Dinlemesi kolay hoş bir parça.


Sonuç olarak, Vincenzo son zamanlarda izlediğim en farklı dizilerden biriydi. Yani bildiğimiz hukuk, suç, polisiye vb. diziler izledik ancak dediğim gibi, başroller genelde adalet savunucusu ve iyi insanlardan oluşuyordu. Ancak iyi insanlar kötü insanların hakkından gelemezler. Vincenzo gibi güçlü insanlar gerekiyor. Bu yönden çok daha gerçekçi buldum açıkçası. Song Joongi Ki'nin çıkardığı oyunculuk harikaydı. Ve diğer başrol Jeon Yeo Bin ve yan rollerin hepsi harika iş çıkarttılar. İyi ki izlemişim ya. Ben Song Joong Ki var diye başladım, ancak konunun gidişatıyla devam etmiş olduk. Bence güzeldi, ben kendi adıma çok sevdim. 



Gözler yaşlı :")



Şimdi bu adama nasıl aşık olmayalım...








Hong Cha Young, sen harika bir detaysın <3





Karizmanın öz evladı.


Muhteşem bir karakter ya.





En sevdiğim sahne bu ya EN SEVDİĞİM AHAHSHAHSH





İtalyanca sövüyor ahahhaha




Han Seo'm, bunları haketmedin...








"Adalet, kusursuzsa adildir."


7 Haziran 2021 Pazartesi

Albüm İncelemesi: Joy-Hello



Aslında bu albümü de Taemin'in Advice'ını yazdığım yazıda aradan çıkaracaktım ama hem Advice yazısı daha çok geciksin istemedim, hem de yorulmuştum, kolay mı hamlamışız vallahi...
Önce Wendy'nin talihsiz kazası, sonra Irene'in stilist skandalı derken Red Velvet'tan bir süre grup comeback etkinliği beklemiyorduk. Gerçi Yeri hazırlık var falan demiş, belki yaz ortası gibi dönerler. Ancak ben grup dönüşünden ziyade, Joy'un bu dönüşü için umutluydum, neden?

Şimdi Joy'un ses rengini çok seviyorum doğruya doğru. Çok güçlü bir sesi yok ama ses rengi çok benzersiz bence. Koskoca sektörde bir benzerini daha arasak, belki YooA biraz andırır. O yüzden bu solo haberine çok sevindim ama SM'in şarkı olsun torba dolsun kafasıyla kızın ilk solosuna garip gureba şarkılar doldurmasından korkmuyor değildim. Zimzalabim olsun, Rookie olsun, Really Bad Boy olsun ReVel'e verdiği şarkılar malumunuz. Neyse ki şarkıların 2000 yılındaki eski, hit şarkıların remake versiyonları olduğunu öğrenince öyle rahatladım ki. Çoğu insan kendi parçalarını duymak istemiş ama böylesi çok daha iyi oldu. Hem bu güzel parçaların modern versiyonlarını dinlemiş olduk, hem de tam Joy'a uygun, fresh bir albüm oldu. Zaten şu evrede Joy'un henüz tüm şarkılarının yapım sürecinde yer alacak yetkinlikte olduğunu sanmıyorum. Yani yine baştan aşağı SM prodüksiyon ekibinden çıkmış bir albüm dinleyecektik öyle de böyle de, Joy'a ait bir şey olmayacaktı. Ama en azından bu şekilde nostaljik bir havası var ve Kore'de de olsa değişmez, eski şarkılar bir başkadır :)

Bu günlerde SM'in işleri pek bir güzel, durun tahtalara vurayım. Aespa'nın Next Level'ını saymazsak, (hatta önce aklımızdan sonra evrenden silersek) SHINee ve Taemin'in albümleri muhteşemdi. Dream'in albümü güzeldi, ama Hot Sauce için karışık düşüncelerim var. Yani klasik bir SM title'ı böyle karışık melodili, kafaya takılmalı ama ilk dinlediğimde aşşşırı sinir bozucuydu, sonra sevdim, şimdi duyunca dans etmeye başlıyorum falan. Belki tüm albüm bir şaheser değil ama Rainbow ve My Youth için kurşun atar, kurşun yerim. Joy'un albümü de bu güzelliklerin yanına eklendi şimdi.

Konuyu öyle oraya buraya dağıttım ki, kızın albümü hakkında konuşmaya bir türlü geçemedim. Öncelikle albüme seçilen tüm şarkılar gerçekten güzel ve nostaljik şarkılar, dinlemesi çok keyifli bazılarını orada burada duyduğumuz şarkılar. Daha önce de söylediğimiz gibi Joy çok güçlü bir oktava, yüksek notalara sahip bir sanatçı olmayabilir ama onu diğerlerinden fersah fersah ayıran bir ses rengi var ki, bu da tüm şarkıları içimize işleyerek söylemesini sağlıyor. O yüzden bence bu albümün en çok öne çıkan yanı yine Joy'un sesi. Evet şarkılar güzel, ama zaten yapımı tamamlanmış ve notunu çoktan almış şarkılar. Ama Joy'un vokali, o tamamen yeni. Bu bebişe, en az kendisi kadar güzel ve ses rengine bu kadar uyan bir albüm yapmayı, remake fikrini kim verdiyse, gelsin bir kerecik alnından öpeyim.

Konsepti ise ayrı bir sevdim. Çoğu kişiye Little Forest filmini anımsatmış, bana da öyle olmadı dersem yalan olur. Bir de izlediğimiz animelerdeki yaz imgelemlerini hatırlattı. Karpuz, vantilatör falan. Yine de çok fresh çok güzeldi tüm çekimler. Fotoğraflara falan bittim! Yani SM'den bunu o kadar beklemiyordum ki, büyük şok oldu.

Her şeyi söyleyip bol bol gevezelik ettiysem, hazır olun ve camları açın! Joy'umuz evinize bahar havasını getiriyor!


Tracklist
1. Hello *title*
2. Je T'aime
3. Day by Day
4. If Only (ft. Paul Kim)
5. Happy Birthday To You
6. Be There For You


1. HELLO

Hiç lafı evirip çevirmeye gerek yok, Joy şarkıyı resmen baştan yaratmış, muhteşem bir şey ortaya koymuş. Orijinal versiyonu Park Hye Kyung'a ait olan Hello zaten çok güzel bir şarkı. Ancak kaydın yenilenmesi, altyapının farklılaştırılıp biraz daha rock tınıları eklenmesi ve tabi ki Joy'un pambık sesiyle şarkı ayrı bir boyuta geçmiş resmen. Elbette orijinal şarkıcının muhteşem bir sesi var ancak Joy'un sesinin şarkıya tamamıyla uyum sağladığını söylemek gerek. Tabi kaydın eskiliğini de göz önünde bulunduruyorum bunu söylerken. Joy'un belki remake olarak söyleyebileceği en iyi şarkı.
Klip hakkında ise, ne desem bilmiyorum, uzun süredir izlediğim en güzel klip! Bir hikayesi var, mekanlar güzel, oyuncular şirin. Hele o küçük kız! Duyumlarıma göre Joy'un küçüklük hayalleri köpek bakıcısı ve okul öncesi öğretmeni olmakmış ve klibi buna göre düzenlemişler. Çok şirin değil mi ama uwu. 
Son olarak Joy ile ilgili bir durum değil ancak şarkının sözlerine bir göz atın. Gerçekten çok güzel.

2. Je T'aime
Bu şarkıyı ilk olarak, blogda da yazdığım My Secret Romance dizisinden duymuştum. Dizi yorumum da şurada var hatta. Orijinal OST listesinde yer almasa da sahne içlerinde çok duyulan ve bahsi geçen bir şarkıydı ve ben de çok sevmiştim. O yüzden Joy'un bu şarkıyı da seslendireceğini duyduğumda çok sevinmiştim ve sesini tam da bu şekilde hayal etmiştim. Beni hiç şaşırtmadı, tam sesine yakışan bir şarkı daha. Joy şarkının genel hatlarında çok büyük değişiklikler yapmamış, şarkının o sakin havasını sürdürmüş. Hey'in sesi de özellik anlamında Joy'un sesine benziyor. O yüzden pek bir beğendim.

3. Day By Day

Bu şarkı da benim albümden çok önce, orijinal sahipleri As One'dan dinlediğim ve bir süre ciddi anlamda aklıma takılmış bir şarkıdır. Cidden Kore'nin ilk jenerasyon şarkıcılarının da hiç şakası yok. 
Joy Day by Day'de de neredeyse hiç değişiklik yapmamış sayılabilir, ki bu iyi bir şey çünkü ben orijinal versiyona epey bir tutkunum. 
Joy'un albümü için şarkıları seçen kişi kimse Joy'un sesini ve sesinin sınırlarını çok iyi biliyor olmalı ve hem sesine yakışacak parçaları hem de sesini çok zorlayamayacağı şarkıları seçmeyi başarmış. Aynı zamanda hepsi de ilk dinleyişte sevilebilecek parçalar. Farklı tarzları da birleştirmişler. Mesela bu şarkı biraz daha R&B tarzına yakın bir şarkı. 
Orijinalini ne kadar seviyorsam Joy versiyonunu da o kadar sevdim. Daha net bir tavrı ve kaydın yeni olması sebebiyle çok daha temiz sesler alabilme şansımız var. Gerçekten çok güzel olmuş ya. Bir de hep sevdiğim şarkılar ya, ayyy çevirir dururum ben bu albümü.




4. If Only (ft. Paul Kim)
Bu sefer çoğumuzun çok daha aşina olduğu bir sanatçımız var, Sung Si Kyung. En azından bu adamı Jellyfish sanatçılarıyla içli dışlı olanlar iyi bilirler. Benim de çok sevdiğim bir sanatçı ancak bu şarkısına o kadar da ayılıp bayılmam. Hal böyle olunca Joy'un versiyonu için de çok sabırsızlandığım söylenemezdi ama bu kız yine bal sesiyle öyle bir söylemiş ki şarkıyı... Böyle bir ses rengine nasıl sahip olabilir ya nasıl? Aslında Joy'un sesine o kadar tutkun bile sayılmazdım ama tüm şarkılar sanki sesini parlatmak için seçilmiş gibi. O yüzden bu şarkı orijinalinden daha çok sevdiğim bir şarkı olabilir, ama aramızda kalsın tamam mı? Si Kyung sunbae duymasın, üzülür sonra. 
Paul Kim benim çok sevdiğim bir ses rengine sahip bir başka sanatçı bu ara. R&B için doğmuş resmen.


5. Happy Birthday To You
Happy Birthday To You, orijinali Kwon Jin Won'a ait dünyalar tatlısı bir şarkı. Dinler dinlemez tepeden tırnağa bir nostalji dünyası sarıyor zaten insanı. Joy versiyonunda altyapıyı biraz daha düzenlemiş ve tınılar arasına zil de koymuşlar ki şarkı daha da güzelleşmiş bu hamleyle, bayılırım zile. 

Bu çok sevimli retro altyapı şarkının nostaljik havasını öyle güzel desteklemiş ki bayıldım. Onun dışında Joy'un sesi yine parlıyor resmen. Orijinal sanatçıdan farklı olarak Joy'un biraz daha sevimli ve yumuşak bir sesi olduğu için şarkıyı iyice sevimli bir havayla kuşatmış. Zaten albümün genelinde olan bir hava bu. Joy'un neredeyse çizgi film karakterine benzeyen sesi albümdeki şarkıları tamamen kendi çizgisinde bir sevimlilikle kuşatıyor. Kimin fikriydi bu remake albüm ya, cidden kimin fikriydi çıksın ortaya. SM'den son elli yıldır bu kadar isabetli bir karar çıkmamıştır da o yüzden soruyorum yani. 

Sözleri ayrı bir şirin bu şarkının. O kadar tatlı bir aşk hikayesi ki, yumuş yumuş oluyor insan. Şarkının kötü bir yanı var ama, bitmesi.


6. Be There For You
Albümün kapanış parçasına da geldik. Bu şarkının orijinali Toy'a aittir. Toy'da şu sıralar Sketchbook programıyla tanıdığımı Yoo Hee Yeol'ün tek kişilik proje grubu. Bu adam her zaman müzikle içli dışlıydı zaten. Be There For You da bir albümün kapanış parçası olabilir, ancak kimsenin favorisi olmaya yetebilen bir temposu var mı bilmiyorum. En azından orijinal parça için durum bu. 
Joy parçayı çok farklılaştırmamış, altyapısında benzer tınılar kullanılmış, o sadece sevimli sesiyle söylemiş. Albüm için güzel bir bitiş, tekrarlıyorum. Ancak albümün yıldızı olmaktan uzak bir parça. Zaten albümün yıldızı olma iddiası bulunan parçaları sona atmazlar. O yüzden kendi kulvarında değerlendirildiğinde gayet dinlenilesi bir parça olduğunu söyleyebilirim.



Uzun süredir, paket olarak konseptini, şarkılarını, albümün genelini falan beğendiğim çok az proje oldu, böyle bir elin parmağını geçmez. Ancak bu gerçekten çok çok güzeldi. Proje ilk açıklandığında çoğu insan nedense remake projesine soğuk baktılar. Ama bence ortaya çıkan şey harika olmuş. Genelde remake şarkılar çok güzel oluyor ya. Oh My Girl'ün Listen To My Word'ü de orijinali PAPAYA'ya ait bir parça. Onu da ayıla bayıla dinlemiş birisi olarak, sonuna kadar remakeciyim dostlarım, üzgünüm. 
Başka ne demeli, ne demeli? Harika olmuş, Joy'un kendi sınırlarının, tarzının bilincinde birisi tarafından ortaya çıkartılmış, çok dozunda bir albüm. Tamamen de mevsime uygun. Bize de ayıla bayıla dinlemek düşüyor. Ne diyelim, dijitali bol olsun!


2 Haziran 2021 Çarşamba

Albüm İncelemesi: Taemin-Advice / Taemin Tarzının Geri Dönüşü

KPSS'ye  kalmış iki ay, ben burada Taemin albümü yazıyorum... Cidden akıllanmam ben. 
Ama bu albümü yazmayı da çok istiyordum. Hem Taemin her solo albümünde olduğu gibi Advice'da da tarih yazmış, hem de blogda hiç Taemin'i ağırlamadık, o yüzden... 

Ben 2014'te bu ortamlara girdiğimde (dinozor olduğumuzu ele verdik) Taemin SHINee'nin bebeğiydi. Bu kadar büyüdüğünü görmek, beni çok duygulandırıyor. Aynı zamanda kpop ortamında gerçekten sahnede olmak için doğan, üstünde sahne ışığı olan, idol olmasa bile bir şekilde müzik kariyeri yapacak olan birkaç kişi sayarım gözü kapalı şekilde ve Taem de bunlardan biri. Şimdi askere gidiyor ve bu uzuun sürede SHINee'den gelecek bir kaç soloyu, SHINee'nin son cb albümlerini ve Taemin'in bu son albümünü evirip çevirip duracağız. Çabucak gel Taemin, SHINee'nin son albümü ve ekseriyetle bazı şarkıları (Body Rhythm ve Kiss Kiss aklıma ilk gelenler) damağımda öyle bir tat bıraktı ki, yenisi için bekleyemiyorum neredeyse.

Biraz takip edenler için Taemin'in müziği her albümde daha iyi oluyor asla hayal kırıklığına uğratmıyor. SHINee'nin müziğine çok benzemiyor o yüzden SHINee'nin müziğini sevmeyen varsa bile (sanmıyorum ama) Taemin'in müziğini sevebilir. SM'in genelde yeni gruplarına verdiği deneysel tarzlardan nasibini almış olsalar da artık hem grup olarak hem de solo olarak kendi çizgilerinde işler ortaya koyuyorlar. 
 


Tracklist
1. Advice
2. Light
3. If I Could Tell You (ft. Taeyeon)
4. Strings
5. SAD KIDS


1. ADVICE

Sürekli insanların arkasından kuyu kazıp yüzünüze de "Senin iyiliğin için söylüyorum." deyip zehir zemberek eleştirileri 'tavsiye' adı altında söyleyen, sürekli sizi yargılayan o insanlar vardır ya, hah işte Taemin bu şarkıyla hepsine yargı dağıtıyor. "Boş boş konuşma, çok biliyorsan tavsiyem, kendi işine bak." diyor kısaca. Çok da iyi yapıyor. BoA'nın Blah şarkısının yanına altın harflerle yazdırdın bu şarkıyı. Sözler akıllıca yazılmış, yani bazen şarkı çevirisi yaparken ekrana boş boş bir iki saniye bakıyorum, şimdi bu ne alaka diye. Tabi sözlerin SM'in daimi söz yazarı Jo Yoon Kyung'dan çıktığını öğrenince çok şaşırmamam gerekirdi. Bu kadın bazen fena saçmalıyor ama hani genelde öyle şeyler yazıyor ki... Universe, Circus, Why, Mago ve fırından yeni çıkan Dream'in Rainbow'u bu kadının elinden çıkma.
Advice alt ritimlerinde R&B sosu olan bir trap aslında. Pek tabi, Taemin'in kendi tarzıyla. Köprüler harika bir şekilde nakaratlara bağlanıyor, şarkının bağlama noktalarında piyanoyla desteklenmesine bayıldım. Bu SM zaten elektronik müzik belasını başımıza kendi sardı, dermanı da yine kendisinde, gerçek enstrüman sesi duyunca deliriyoruz böyle. Taemin'in agresif tavırları ve şarkı söyleme tarzındaki keskinlik şarkının sözlerini destekleyip daha vurucu bir eser yaratıyor. Dansı her zamanki gibi kendini aşmış, vokali hakkında ise diyecek şeyim kalmadı, Taemin yani. Adamın olayı bu. Sahne dedik mi, aklıma gelen üç beş isimden. 
Ve o güzel saçları. Değinmeden geçemeyeceğim. Bir de klip bitince Ring Ding Dong'daki uzun saçları aklıma geldi. Tüm SHINee üyeleri ne kadar güzel büyüdü... Ama beşi arasında en çok Taemin, o da en küçük olmanın bir getirisi olarak çok büyüdü sanki, böyle gözümüzün önünde büyüdü. 


2. Light
İkinci track Light, tamamen Taemin çizgisinde bir dans şarkısı. Demosunu dinletselerdi, bunu en güzel Taemin seslendirir derdim. Advice'ın sözlerine karşılık çok daha yumuşak, çok daha sevimli sözlere sahip, ışığa benzetilen birisine sesleniyor Taeminciğim. Utandırma canım şimdi.(iki dakika sululuk yapmadan dursam olmaz.) Tekdüze ritmi, sevimli sözleriyle sevdiğim bir şarkı oldu Light. Favori şarkım diyebilir miyim, hayır. Ama böyle bazı sakin şarkılar olur, sürekli dinleseniz de bıkmazsınız, Light o türden bir şarkı.


3. If I Could Tell You (ft. Taeyeon)

Aha, Kral geliyor, şöyle kenara kayın. Yine R&B deyip geçebileceğimiz bu şarkı basit sözlere sahip bir aşk şarkısı. Ama... Şarkının yavaş ve rüya gibi o ritmi, Taemin ve Taeyeon'un ipek gibi seslerinde can bulmuş resmen. Hele Taeyeon'un o pamuk sesi şarkıya girince gözlerim doldu. Öyle yumuşak bir ritmi var ki, içimi okşuyor resmen. Harika bir işbirliği olmuş bu. SM'de ses rengini en sevdiğim kadın vokal Taeyeon, bir de sesi Taemin ile birleşince... Anlatılmaz yaşanır bir lezzet olmuş, umarım bir iki işbirliği daha duyarız.
Şarkıya dair küçük bir eleştiri yapmak için izin alıyorum ama. Nakaratlarda, ilk If I Could Tell You'dan itibaren altyapıyı biraz daha değiştirip nakaratın altını destekleseler neler olabileceğini düşünüyorum. Belki bu sakin, jazz'a yakın havası kaybolurdu ama tam olarak neye dönüşürdü? 
Güzel olurdu bence. Yine de If I Could Tell You, tam da bu haliyle ve en sevdiğim vokalistlerin ipeksi sesleriyle albümdeki favorilerimden biri. Vallahi harika birisin sen Lee Taemin, Kore'nin sanat güneşisin!



4. Strings
Strings, Taemin'in vokal sınırlarını en geniş görebildiğimiz şarkı. Çünkü şarkının kemiğini oluşturan şey tamamen vokal, işin büyüğünü Taemin yapıyor yani. Altyapının yaptığı bir şey yok. Ağır ve karanlık havası asılı kalan, ağır aksak bir tempoda giden, yavaş tempolu bir şarkı. Bir jazz barda, gece yarısından sonra kısık bir sesle çalınabilecek şarkılardan birisini anımsatıyor bana, ama anlamsız bir şekilde bağlandım şarkının yavaş temposuna. Bilmiyorum, Taemin'in sesinin etkisi de büyük olacak elbet, bayadır kafamda çalıyor şarkı. Bir şeyle uğraşırken bir bakıyorum uzunca süredir dönüp durmuş kafamın içinde. Strings'in aranje ve müziğinde ise en azından bana tanıdık bir isim var, Ryan S Jhun. Kendisi SM için birçok yapımda yer aldığı gibi, çok yakınlarda GWSN'nun title şarkısı Like It Hot'ın yapım sürecinde de yer aldı. 


5. Sad Kids

Albümdeki son track olan Sad Kids, tam olarak bir kapanış şarkısı, bir ballad. Bir ballad için tamamen uyumlu olan sözleri de albümün kalanına nazaran daha hüzünlü, eski bir çocukluktan bahseder nitelikte sözler. 
Bu şarkıyı ilk dinlediğimde içime bir hüzün çökmüştü, daha sözlerine bakmamıştım bile. Daha sonra sözlere bir göz atınca, daha önceki albümde bulunan 2Kids ile bağlantılı olabileceğini düşündüm. Ah Taemin, kimbilir neler saklıyorsun kalbinin derinliklerinde... Böyle sarılıp sırtını patpatlayarak teselli etmek istediğim insanlardan bu bebiş. 2Kids de her dinlediğimde beni dumur eden şarkılardandır. Sad Kids'in de ondan aşağı kalır bir yanı yok.
Bu çocuğun bazı şarkıları beni çok üzüyor. Ama ne olursa olsun, güzel sözleri Sad Kids'i içimi acıtsa da dinleyeceğimi işaret ediyor bana. Dünya durdukça dur Lee Taemin, hiç için acımasın bir daha, olur mu?

Bu şarkıyla da Advice albümünü kapatmış olduk. Bitiş için tamamen uygun bir şarkıyla. 



Albüm genelinde biraz konuşmam gerekirse, doğru insanlarla çalışılmış, albüme doğru şarkılar seçilmiş ve her yönden bir müzikal ziyafet olan, daha çok R&B suyundan beslenen bir albüm olmuş Advice. SHINee ve Taemin'in kemik kitlesinden dolayı halkın ilgisini çekecek bir parçadan ziyade tamamen kendisinin çizgisinde olan Advice'ın title olmasını çok sevinçle karşıladım. Albümün b-side parçaları da epeyce özenilmiş, üstüne kafa yorulmuş ve seçerek eklenmiş olduğu çok belli olan parçalardı. Uzun süre aklımızdan silinmeyecek ve çalma listelerimizden düşmeyecek bir albüm olmuş Lee Taemin, ağzına, müzikal dehana, star ışığına sağlık be SM'in prensi.



26 Mayıs 2021 Çarşamba

Albüm İncelemesi: GWSN-The Other Side Of The Moon



Sonunda o gün geldi, herkes sığınaklara! Evet arkadaşlar, en son geçen sene Nisan'da dönüş yapan GWSN'muz sonunda geri dönüş yaptı. Diğer albümler de bir yana, hem Soso'nun tekrar aramıza döndüğü, hem de kızların gerçekten farklı farklı kaynaklardan beslediği bu albümü yazmayı çok istiyordum, bir de GWSN son yıllarda adam gibi stanlediğim tek kız grubu o yüzden... Let's go. 

GWSN'yu ilk albümleri The Park In The Night pt. 1'dan beri ilgiyle takip ediyorum. Eşsiz gezegen ve rüya konseptleri gerçekten çok ilgi çekiciydi ve takvimlerini dolunaya göre düzenliyorlardı. Bunlar hep ilgimi çekmişti ve ilk albüm de diğer albümler gibi kaliteliydi, hatta bir debut albümü için fazla bile sayılabilecek kadar. Tüm bunlar GWSN'yu -en azından benim için- birlikte çıkış yaptıkları çaylaklardan ayırdı. Şimdi bu bebişlerin beşinci albümü ve belki aralarında en farklı olanı.

Şarkıları tek tek ele almadan önce albüm hakkında konuşmak istiyorum. Albümün ön yayınından da çok net anlaşıldığı gibi bu albüm Gongwonseonyeo'nun en farklı tarzlara sahip albümlerinden birisi. Albümü belki kısaca dance kategorisine alarak basite kaçabiliriz, ancak tüm parçalar farklı tarzlarda üstelik bunların çoğu GWSN'nun yeni denediği tarzlarda. Eşsiz konseptlerini ve hikaye anlatıcılıklarını aynı potada eritmişler ve ortaya harika bir müzikal konsept çıkmış yani, hem de daha önce hiç yapılmamış. Ancak GWSN bu yenilikle, kendi konseptlerini öyle güzel harmanlamış ki bu tamamen farklı tarz üzerlerinde emanet gibi durmuyor, sırıtmıyor. 

Parçalar albümde olsun, yer kaplasın mantığıyla oluşturulmamış. Zaten birkaçında kızların da eli, emeği var. Tüm parçalar cidden iyice planlanıp albüm oluşturulmuş. Şu anda, hala en fazla parçaya sahip olan The Park In The Night pt. 2 albümünü tahtından edecek bir albüm varsa, o da bu.

Ay'ın arkasını konu alan konsept, gökyüzünde heybetli görünen Ay'ın karanlık arka tarafından bahseden bir metafor. Bu metafor insanların içsel duygularını ve arkada yatan ve kimsenin önemsemediği benliğin yaralarını işaret ediyor.



Tracklist
1. Burn
2. I Can't Breathe 
3. Like It Hot *title*
4. e i e i o
5. Starry Night
6. I Sing (lalala)


LIKE IT HOT *TITLE*

Albümün başlık şarkısı Like It Hot klibiyle ve altyapısıyla GWSN daha önceki uzay-rüya konseptini korumaya devam ediyor. Ancak şarkının gidişatı, nakarattan önce köprüden itibaren diğer şarkılarından farklı bir tarza evriliyor. Elektropop vuruşlarıyla birlikte soslu bir dans şarkısı oluyor ki bu da nakaratın kafanıza tam anlamıyla kamp kurmasını sağlıyor. Köprüler ve rap partları doğru şekilde yerleştirilmiş. Dinlemekten keyif alabildiğim şarkılardan, GWSN'nun da en iyi title parçası. Açık ara. Kızların seslerine uygun, akılda kalıcı bir parça. Yine akıllıca bir hamle olarak, albümde title olmaya en uygun şarkıyı title yapmışlar.
 
MV, daha önceki kliplerinden olan Puzzle Moon ile anlamlı benzerlikler içeriyor *teoriler dönmeye başlar* Özellikle yürüdükleri koridor ve albümün başındaki resim ve merdivenler, Puzzle Moon'un bitişini oldukça andırıyor. 

Kişisel bir rica: Lütfen hime saç kesimini dünya üzerinden silin ve Lena dahil olmak üzere hiçbir idolde kullanmayın, yalvarıyorum.


1. Burn
Burn intro görevi gören, kısa bir açılış parçası, albümü açan şarkı olmaya uyacak bir şarkı, yüksek vokaller ve vurucu altyapısı birbiriyle uyumlu bir hava yakalamış. Sözleri ise dikkat çekici, acı veren geçmişi yakıp yeni bir insan olarak yeniden doğmaktan bahsediyor (beni yak kendini yak, her şeyi yak diyor yani kısaca). Intro olduğu için, altyapısında kullanılan çok elektronik sesleri görmezden gelebilirim. Albümü açmak için uygun, arkadan gelecek müzikal çeşitliliği işaret eden bir hali var, ancak benim favorim olmak için hem kısa, hem de fazla deneysel. 



2. I Can't Breathe
I Can't Breathe şu ana kadar GWSN'nun hiç denemediği bir tarza sahip. Nötr bir girişle başlayan şarkı köprüye kadar pes seslerle gidip köprüde yükselirken nakarata bağlıyor. Nakarat ise tam bir şaheser. Kısık vokaller ve alttan gelen elektropop dans ritimleri dünyayı güzel bir yer haline getiriyor. Ancak nakarattan sonraki ikinci kısım çok k-pop. Farklı şeyler yapmışlar ve şarkı bu çizgide ilerlese kim bilir neler olurdu...
Yine de albümdeki en farklı çizgide ilerleyen ve en güzel parçalardan birisi. Seviyorum çekinmeden farklı işler yapan grupları. Hele de altında yüzlerinin akıyla çıktılarsa. 



4. e i e i o
Albümün en eğlenceli parçası ve farklı ritimleri konu etse de dibine kadar pop olma iddiasında bir şarkı. Komik sözleri ve sağlam bas vuruşları şarkıyı ve nakaratı yükseğe taşıyor. Nakarat tamamen akılda kalıcı ve dinlemesi cidden çok eğlenceli! Pop düzgün bir şekilde, olması gerektiği gibi yapıldığında çok eğlenceli bir şey cidden. No more ön yargı. Nakarattaki altı dolu baslar şarkının benzersiz havasını destekliyor. Bu bilgiler ışığında, eieio her zaman dinleyeceğim eğlenceli bir dans şarkısı. Ve bu kadar övdükten sonra, doğal olarak da bir başka favorim.



5. Starry Night
Albümün görece daha yavaş parçası Starry Night tür olarak R&B/Soul tarzında bir parça. Yavaşlayıp hızlanan tempo nakaratta kendini yüksek vokallerle bezeli bir akışa bırakıyor. Şarkının havası GWSN'nun eski şarkılarına yakın bu yüzden en tanıdık tınıları bu şarkıdan alıyoruz. Melting Point, Growing for Groo'ya yakın bir havası var. Aynı zamanda gece, bir parkta oturmuş dinliyor gibi hissediyorum kendimi, GWSN'nun konseptine de uyan bir şarkı. Sözleri içsel yalnızlığı konu alıyor.
Bu yavaş ritim, bize albümün kapanışını sezdirdiği için albümün son kısımlarına uygun bir tarzı var. 



6. I Sing (lalala)
I Sing albümün son şarkısı ve Starry Night'tan farklı olarak tamamen R&B bir şarkı. Şarkının havası, bir jazz barda, peçeteye karalanmış sözlerden oluşuyor gibi bir his veriyor. Bu yavaş R&B ve jazz benzeri havası albümün son parçası olmak için tamamen uygun ama benim kalbimi fethetmek için yeterli değil kkkk. Albümdeki varlığını ve yerini takdir ediyorum, kızların gerçek bir R&B üzerinde çalışmaları hoşuma gitti ancak albümün yıldızı olmak için I Sing'den daha iddialı şarkılar var. Yalnız yine de sakin ve yatıştırıcı havası bu yaz gecelerine çok yakışır bence. Balkonda, üstünüzde ince bir battaniyeyle dinlemeye uygun. Albümü bitirip kapattıktan sonra da başka bir şeyle uğraşırken i sing lalalalalalala diye en çok mırıldandığım şarkı oldu, bu da bir başarıdır bence :)

Sonradan gelen edit: I Sing'i beğenmeyen kulaklarım adına herkesten çok özür diliyorum çünkü kendisi albümün en güzel parçalarından birisi şu an son tahlilde. Albümleri soğumdan yazmanın en kötü yanı bu işte. Yorumladığım albümlerin son parçalarında bu hataya çok sık düşüyorum. Çok yüksek parçalardan sonra son parçalar arada kaynıyor ve çok fazla şarkıdan çorbaya dönmüş olan ses sistemim resmen şarkıyı algılamıyor ki I Sing tam da böyle bir şarkı. İlk anda içine alan değil de altyapısının belli yerleri, vokal oyunlarıyla parlıyor. Starry Night ile kapışır  hatta geçer diyorum, namın yürüsün I Sing'im <3



GWSN'nun şimdiye kadar olan albümleri için The Park In The Night'ın part 2'si ve bu albüm zirveye yerleşti bile. Part 2 bu albümün zıttı olarak tam olarak GWSN tarzı ama lezzetli şarkılarla doludur. Bu albüm ise GWSN'nun kendilerine elleriyle çizdikleri o müzikal sınırı kırmalarını gösteriyor bize. GWSN'nun kendilerine oluşturdukları o eşsiz tarzı çok sevdiğim için o sınırın içinde olmaları harika, yeni şeyler denediklerini duymak da öyle. O yüzden ilk üçleme ve The Keys albümünü GWSN ile tanışmak için kullanabilirsiniz. Daha sonra The Other Side Of The Moon ile GWSN'nun hem çok kendileri, hem de çok başka bir tarzı nasıl harmanladıklarını daha iyi görebilirsiniz. 

Tüm bunlar ışığında, bu albümü gerçekten çok sevdiğimi tekrar söylüyorum. Bu albüm bir kırılma noktası. GWSN'nun başka nasıl tarzlar ve konseptleri, kendilerinden bir şeyler katarak deneyeceklerini hep birlikte göreceğiz. Ama şimdilik bu albüm bir şaheser. Dinleyelim, dinletelim. 
Waiting for you, GWSN!




16 Mayıs 2021 Pazar

Büyülü Sesler: NIve


Değerli ballı çöreklerim! Daha önce kimlerin kimlerin geldiği geçtiği, DEAN'den Punch'a, Kim Feel'den Eric Nam'a (tabi taslak olduğu için henüz okuyamadınız, bu hızla aktifliği devam ederse de hiç okuyamayacaksınız) kimleri kimleri ağırladığımız bu köşede, şimdi de NIve var. *alkışlar*

Peki biz NIve'ı neden hiç duymadık diyorsanız, normal. Kendisi şimdiye kadar hep başkalarına şarkı yapıyordu, yapımcı kimliği daha öndeydi. Ancak kendi sesinin nasıl bir nimet olduğunu fark etmiş olacak ki bizi bundan mahrum bırakmadı. Çok da iyi yaptı gerçekten, NIve eşsiz bir cevher. O zaman izninizle NIve'ı bol bol öveceğimiz, seveceğimiz, şarkılarından bahsedeceğimiz yazımıza başlayalım? Hazır mıyız?


NIVE
Gerçek Adı:
 Jisoo Park
Doğum Tarihi: 9 Haziran 1993
Plak şirketi: 153 Entertainment

NIve, melez yakışıklılar kervanının bir ayrı üyesi. Kendisi Kore-Amerika melezi bir yakışıklı. Amerika'da doğmuş ancak Kore'de büyümüş. Söz yazarı, bestekar, yapımcı, ne derseniz çünkü bunların hepsini yapıyor. New York'ta okurken yaptığı All Of Me coverı viral oluyor bir anda. Superstar K6 yarışmasına da katılıp 9. olarak bitiriyor yarışmayı. 2018'de şimdiki şirketiyle sözleşme yayınlamasının ardından ilk teklisini çıkarıyor.
Ancak resmi Kore çıkışını 2 Nisan 2020'de yapıyor.

Youtube hesabını takip etmenizi şiddetle öneriyorum. Coverlarını, çalma listelerini hep burada paylaşıyor. Canlı performanslarını topladığı bir çalma listesi var ki canlı performansları gerçekten müthiş, bazıları stüdyo kaydından bile iyi. Onun dışında In The Lab videoları da yapımcısı olduğu şarkıları nasıl yaptığı hakkında, işin biraz daha mutfağını anlatıyor yani. Nasıl yapıyor, süreç nasıldı, bunlar hakkında konuşuyor. Çoğunun da ingilizce altyazısı var.

Şurası instagram hesabı, thisisnive
Burası twitter hesabı, thisisnive
Ve burası da youtube hesabı, NIve




Peki, biraz elinin değdiği işlere bakalım. Chen'in Beautiful Goodbye parçasının hem söz yazarı hem de bestecisi. EXO Groove'un ise söz yazarlığını yapmış. Super Junior'ın Burn The Floor parçasının hem bestesi hem aranjesi NIve'a ait. Aynı zamanda Taehyung'un aslında ilk mixtape'inde yer alması gereken ancak sonradan BE albümünde yer alan Blue&Grey sözlerinde, bestesinde ve yapımında Taehyung'a yardımcı olmuş. 
Hatta bu baya olay olmuştu Yoo Hee Yeol'ün programında Blue&Grey'in yapımcılığını tek başına üstlenmiş gibi konuşmuştu Yoo Hee Yeol, NIve da düzeltmemişti falan. İnsanlık halidir, olabilir. Sonradan özür dilemişti zaten ki Taehyung'la epey yakın arkadaşlar.
Bunun dışında CLC, NCT U, Park Bogum, SF9, Kim Wooseok, Jung Sewoon ve daha bir çok ünlü ismin şarkılarında emeği bulunan biri NIve.

1. Bölüm: US Çıkışı ve İngilizce tekliler.

İlk Single: Getaway (ft. JMSN)
Getaway NIve'ın indie bir söz yazarı-şarkıcı olan JMSN ile iş birliği yaptığı ilk single çalışması. Daha o zamandan uzun saçlarını gönlümüze bağladık tabi çözülmüyor. Parça blue ve jazz esintileri taşıyan hafif bir parça. Sözlerin büyüsü NIve'ın başarılı ses kullanımıyla birleşiyor. Kafa sesini kullanma biçimine inanabiliyor musunuz? Benim kafamda hala yankılanıyor da. 
Bu şarkı için NIve "Hepimizin hak ettiği mutluluğu bulmak için bazen hayatta yaşadığımız acıdan kaçmakla ilgili bir şarkı. İletmek istediğim tek mesaj, iyi olmamanın sorun olmadığı yönündeydi. Arada sırada, sadece kaçmanız gerekir ve bu sizi en sonunda ait olduğunuzu hissettiğiniz bir yere geri getirecektir." diyor. Çok da iyi söylüyor. Getaway bu yönüyle, sizi iyileştirebilecek bir şarkı. Audio versiyonu ise şurada, Getaway (Audio)

8 Aralık 2018: From:Me

Getaway ile halk arasında tanınırlığı artan ve beklentileri epey artıran NIve, bu sefer 2018 sonunda From:Me ile geliyor bize. From:Me iki şarkılık bir tekli olarak geliyor, heveslenmeyin ama diğer şarkı Getaway. From:Me sözleri itibariyle hoş bir aşk şarkısı. Yavaş tempolu ve zengin tınılarla güçlendirilmiş bir altyapısı var. Dinlemekten hoşlanacağınız ve kolay kolay sıkılmayacağınız şarkılarından birisi. Lyrics video yayınlamasını da görmezden gelebilirim bu seferlik, ama yüzünü görsek daha makbule geçerdi, evet. 


2019 yılınca Chen'in Beautiful Goodbye'ı başta olmak üzere birçok ünlü sanatçının, birçok ünlü parçasının yapım sürecinde yer alınca yapımcı kimliğiyle iyice ünleniyor tabi NIve'ımız. Ve daha sonra, yine aynı yıl, 2019'da hala en sevdiğim şarkılarından olan teklisini patlatıyor: Who I Am.

Who I Am?

Bu güzeller güzeli şarkı, 10 Mayıs 2019'da yayınlanıyor. Şarkıda basitçe kendini bulma sürecinden bahseden NIve, kendini eleştiren kişiye, "Ben buyum." diyor. "Ben buyum, kim olduğumu biliyorum ve değişmeyeceğim." çok güzel sözleri var. Zaten şimdiye kadar bahsettiğimiz tüm şarkıları İngilizce, yeri gelmişken belirteyim. Canlı bir altyapısı ve sağlam gitar rifleri şarkıyı hep yüksek tutuyor. Tür olarak pop olsa da altyapısının sağlamlığı şarkıyı gerçekten ayrı bir yere koyuyor. Klibi de çok eğlenceli, kendini kötü hisseden insanları nasıl neşelendirdiğiyle ilgili. Klibi izlemeniz için gerekli diğer husus ise... NIve'ın arkadan minik bir at kuyruğuyla toplu saçları tabiki, gidin izleyin işte arkadaşlar ahahsha Gerçekten orantısız bir yakışıklılığı var bu çocuğun. 
2020 Ekim'deki online konserinde söylediği canlı performansını da mutlaka izleyin, buraya bıraktım. Who I Am (Online Concert) Canlı da olsa stüdyo kaydı da, hiç değişmiyor. Hep mükemmel.


Who I Am listelerde üst sıralarda oynuyor, bir çok kişi şarkıyı çok seviyor. Birçok türde müzik yapabilen bir insan olduğu için epey takdir topluyor. Temmuz 2019'da ise Liberated geliyor.

Yorulanlara: Liberated

NIve'ın "Hayatta mücadele eden, yorulan herkes için umut verici bir şarkı, bir marş." olarak tanımladığı Liberated 9 Temmuz 2019'da yayınlanıyor. NIve'ın kafa sesiyle başladığı köprü yerini tok bir nakarata bırakıyor ve yükselen tempo gitar rifleriyle devam ediyor. O kadar ihtiyacımız oluyor ki böyle sözlere hayatta. O yüzden NIve'ın "Her şey yoluna girecek." demesi, çok iyi hissettiriyor.
(Biraz da NIve'ın jawline'ını, beyaz gömleğinin ona ne kadar yakıştığını ve uzun saçlarını övebilir miyim? lütfen övsek ya.) Yine aynı canlı konserinden bir performans da bırakalım, buyrun Liberated (Online Concert)


Tired

Eylül 2019'da yayımlanan Tired, aynı ismi gibi sözlere sahip. NIve yorulduğunu, kalbinin kırıldığını ve büyümenin böyle bir şey olup olmadığını soruyor içli sesiyle. Hepimizin yaşadığı çok benzer şeylerden bahsediyor aslında. Hepimiz adına konuşuyor. Biraz daha yavaş tempolu, gitar altyapısının yakıştığı bir şarkı olmuş. NIve'ın sesinin şarkıyı ayrı bir yere taşıdığını kabul etmek gerekiyor ama.





2. Bölüm: Kore Resmi Çıkışı

Geldik NIve'ın artık Kore çıkışını gerçekleştirdiği bölüme. Daha önceden de şarkılarının yapımcılığını üstlendiği Sam Kim'le iş birliği yapıyorlar ve böylece NIve'ın resmi Kore çıkışı, Like A Fool ile oluyor.

Kore Resmi Çıkışı: Like A Fool (ft. Sam Kim)

2 Nisan'da çıkan Like A Fool ile çıkış yapıyor. Yavaş tempolu bir aşk şarkısı olan Like A Fool, aptalca sevilen birisinden bahsediyor. Bir çok yönden güzel bir iş birliği olmuş çünkü Sam Kim ve NIve'ın sesi birçok yönden benzer. Bu yüzden dinlemesi keyifli, aynı tınılar var ve yavaş tempo hep kendini koruyarak sürprizlerle akışı bozmadan ilerliyor. Bu şarkı MelOn'da 79. sırada kendine yer edinirken, diğer müzik listelerinde de çeşitli sıralamalar elde etti. Açıkçası fandom etkeni olmadan, ve Like A Fool'un halkın çoğunluğunun dikkatini çekecek bir şarkı olmamasını da işin içine katarsak, 79 harika bir sıralama.
İkisinin harika bir canlı performansı (şaka değil, stüdyo versiyonundan daha iyi) şurada, NIve X Sam Kim Like A Fool (Live Ver.)
NIve X Sam Kim-Like A Fool (Quarantine Ver.). Bu da yine keyifli bir video
Ve son olarak da JTBC'nin Begin Again programı için NIve'ın tek başına Like A Fool performansını da bırakayım. NIve-Like A Fool (JTBC Begin Again)


NIve-New Start: Haziran 2020'de It's Time To Start isimli animasyon için New Start isimli bir şarkı seslendiriyor. Sesi inanılmaz yakışmış şarkıya. Parçanın hareketli altyapısı gerçekten kaliteli. Bir iki dinleyişten sonra kafanızda çalmaya başlayacak.


Bandages Single

Tracklist
1. How Do I
2. New Light


How Do I

Harika bir R&B olan How Do I, 12 Ağustos 2020'de çıkıyor ve türünün hakkını vererek NIve'ın sesiyle bizi bambaşka yerlere götürüyor. Güzel bir aşk şarkısı ve retro çekimleri hatırlatan güzel bir klibi var. Klibin hikayesi de güzel, izleyin, izlettirin.
How Do I, NIve'ın sesini ustalıkla kullandığı şarkılarından. Kafa sesi ve sonra birden daha genizden kullanılan bir ses, ve How Do I işte. NIve, gerçekten çok özel bir sanatçısın.
Chen ile birlikte söyledikleri şu canlı performansı bırakayım. NIve x Chen-How Do I
Chen'in vokal eğitimi hepimizin malumu. İkisinin kafa seslerini kıyaslayarak da NIve'ın bu işte ne kadar iyi olduğunu anlayabilirsiniz. 
Bu da çok başarılı canlı performanslarından NIve-How Do I (Onstage)


New Light

New Light benim albümde görece daha çok sevdiğim şarkı. İçim rahat şekilde favorim diyebilirim. Akıp giden gitar ritimleri, altyapısı ve NIve'ın içimi saran sesi... "Yalnız değilsin, ben buradayım, her şey iyi olacak." diyen sözleri de New Light'ı en azından benim için How Do I'ın önüne taşıyan bir başka etken. Gerçekten öylesine güzel ki. Arabanın camına başınızı dayayıp, yağmur yağarken dinlenebilecek bir şarkı. Ya da güneşin battığı bir sahilde. Her ne olursa olsun, özel bir şarkı, değerli. Söyledikleri, güzel şeyler. Ne zaman modunuz düşerse dinleyebileceğiniz, yalnız olmadığınızı hissettirebilen sözler.
"Tek başına yürümene gerek yok, elini bana uzat. Sana yeni bir ışık vermek istiyorum."
Harika bir akustik performans bırakayım buraya. Deniz, NIve, gitar. Şöyle bir hayal edin. NIve-New Light (Acoustic Ver.)
Bir diğer canlı da yine online konserinden. Harika ya, delireceğim NIve-New Light (Online Concert)


2easy (ft. Heize)

İşte, geldi sonunda. Bir başka en sevdiğim, yoluna yoldaş olduğum şarkı bu da. Yani nasıl anlatsam bilmiyorum ki. Youtube'un algoritması sayesinde önüme düşen ve tıkladığım, sonra ilk andan itibaren nefes almadan dinlediğim bir şarkı. Heize'nin sesi, NIve'ın sesi, şarkının ritmi, sözleri... Her şeyi öyle kusursuz ki.
Yeni sayılabilir, 26 Kasım 2020'de çıktı. Günlerce dinlemiştim ilk çıktığında, hala da aynı hevesle dinliyorum. Ne yakışmış sesleri. Basitçe söylenirse, bir ayrılık şarkısı aslında. Ama şarkının o havası ve ikisinin sesi de öyle gitmiş ki bu şarkıya, dinlemiyorsunuz, içiyorsunuz sanki parçayı, hissediyorsunuz. 
Bu da canlı videolarından, NIve-2easy (ft. Heize) [LIVE]




JTBC'nin Begin Again programında da son derece aktif NIve. Jamie Park'la düetleri var, NIve'ın harika coverları var. O programdan da birkaç performans bırakmak isterim tam buraya.
NIve-Perfect (Ed Sheeran Cover)
NIve-Wake Me Up (Avicii Cover)
NIve-Every Day, Every Moment (Paul Kim Cover) [LIVE]
NIve-Every Day, Every Moment (Paul Kim Cover)
Jamie ft. NIve-A Gloomy Clock (IU&Jonghyun Cover) [LIVE]
Jamie ft. NIve-A Gloomy Clock (IU&Jonghyun Cover)
Bunların hepsi JTBC'deki Begin Again performansları, çok da sevilenler aynı zamanda. 

Dediğim gibi youtube kanalını yukarıda da paylaşmıştım, mutlaka takibe alın. Orada bir çok farklı şarkı coverlarının paylaşıyor ve hepsi muhteşem cidden. Sesi öyle özellikli her şey uyum sağlıyor, her türlü muhteşem gidebiliyor.

Sanırım söyleyeceğim başka bir şey yok. Uzun süredir bu köşeye yazmamıştım, cidden özlemişim. NIve'ı her şekilde takibe alın. Zira ben bundan sonra yapacağı işler için de inanılmaz heyecanlıyım. Eminim bal sesiyle daha bir çok özgün parçalar çıkarıp sektörü domine edecek. Yorumlarda fikirlerinizi benimle paylaşın. Hepinizi çoook öptüm!




Pazar Yayını! / Yeni Hafta Şarkıları (17.05.21)


Herkese tekrardan merhabalar. Blogdaki aktifliğimü büyük oranda artırdığı ve uzun süredir kdrama haricinde hiçbir şey konuşulmayan bloguma biraz da olsa k-pop esintileri getirmeyi başardığı için Pazar Yayını köşesine teşekkürlerimi sunmak isterim başlamadan. Öte yandan ise, önerdiğiniz her türlü şarkıya açığım. Yorumlarda hafta şarkılarınızı benimle paylaşabilirsiniz. 
Her şeyi söylediğime göre, bu hafta için önerdiğim şarkılara geçebiliriz.


Enerjik Pazartesi: INFINITE-Dilemma

Infinite'in diskografisine bakınca aklıma gelen ilk şey fanlarını hiç hayal kırıklığına uğratmadıkları oluyor. Woollim belki bir çok yönden -özellikle son zamanlarda- çuvallamaya başlamış bir şirket olabilir ancak Infinite'in aktif dönemlerinde Infinite için tutturdukları stratejinin harikalığı su götürmez. (özellikle de Sweetune ortaklığı:P)
Burada sözü uzatmak niyetinde değilim aslında ama sektöre The Chaser, Destiny, Last Romeo, Bad, The Eye gibi şarkıları sektöre kazandırmış olan Infinite'in adını öylece söyleyip gidemem değil mi? En sonunda eski kpop diye ağlayan dinozorlardan olduğuma inanamasam da şöyle müzik yapan tek bir grup bile kalmadı... Dilemma da yine en güzel şarkılarından birisi, hem Rock'a göz kırpıyor hem de Japonca. İkisi bu dünyanın en iyi ikililerinden.
Pazartesi için harika bir seçim olduğuna inanıyorum bu şarkının. Hele o solosu var ya, bütün hafta gidersiniz o kısmın gazıyla :P



Huzurlu Salı: Masaki Suda-Sayonara Elegy

J-Rock'la başladık, öyle gitsin. Masaki Suda'nın bu yaz tanıştığım bu şarkısı harika bir altyapıya ve muhteşem sözlere sahip. Özellikle gitar rifleriyle bezeli o altyapısı beni tüm yaz bu şarkıyı son seste dinlemeye iten yegane sebepti. Salıyı huzurlu geçirmeniz için uygun bir seçim mi emin değilim ama kesinlikle kaliteli bir salı olacağını garanti ediyorum.
Magazinsel not: Adı GD ile aşk iddialarına karışan Nana Komatsu'yla 2019'dan beri çıkıyor Masaki Suda. Nana Komatsu'ya başarılar diliyor, kendini kurtardığı için kutluyorum :P (Linç gelir mi, sanmam.)



Renkli Çarşamba: Yeeun (CLC)-Barbie

Bu da bu yaz severek dinlediğim parçalardan birisi. CLC'nin rapper güzeli Yeeun, Good Girl programında yapmıştı bu şarkıyı. Bence rapper pozisyonunda olan birisi için çok iyi bir performans çünkü ses renginin diğerlerinden ayrılan bir yönü olmasa da sesini nasıl kullanacağını biliyor. Bu bir artı çünkü dinlemesi keyifli, ki Jang Yeeun laf olsun diye rapper yapılan bir üye değil, gerçekten rap anlamında bir altyapısı var. O yüzden vokalini övmek isterim. Beni bıraksanız ben sabaha kadar CLC'nin tüm üyelerinin keşfedilmeyi bekleyen mücevherler olduğundan, neden hala patlayamadıklarından ve Cube'a olan nefretimden ve son olarak Nu.clear albümüyle bodoslama daldıkları (kötü bir hamle) girl crush konseptin potansiyellerini örttüğünden bahsederim. O yüzden çarşambanın eğlenceli havasına uyan Barbie'yi bırakıp gidiyorum. Mcountdown performansını izleyip yaşayan barbie Yeeun'ı görmek için de şöyle tık tık



Nostaljik Perşembe: Nine Muses-Ticket

Ah, Namyu. Bu grup için de söyleyecek çok şeyim var aslında. Ancak burası yeri değil susuyorum. Ticket nostaljik perşembede yer alabilecek kadar eski bir şarkı. Ancak tam olarak eski k-pop denen şey olsa da günümüzde bile insanı heyecanlandıran bir melodiye sahip. Şu hareketli altyapısı, akla dolanan nakaratı... Ağlamıyorum ya gözüme old k-pop kaçtı... Nine Muses da çok potansiyeli olan ve çok güzel şarkılar çıkaran bir gruptu her zaman ama malesef Star Empire'da çıkış yapmak zaten başlarına gelen en kötü şeydi.. Biz de nostaljik perşembe vasıtasıyla doya doya dinleyelim Ticket'i. Çok güzel gerçekten, çok. Geniş yelpazede yazmak istediğim için tekrar Namyu şarkısı yazar mıyım bu köşede bilmem ama aramızda kalsın, gidin bir de Gun, Hurt Locker ve Drama dinleyin, fav üçlüm.



Güneşli Cuma: Kim Sunggyu-Sentimental
Her şeyiyle bir şaheser olan (özellikle title True Love) 10 Stories albümünün albümün geri kalanı kadar mükemmel olan şarkılarından birisi Sentimental. Öyle güzel bir enerjisi var ki. Bu enerji de Sunggyu'nun dilinde hayat buluyor, bayılıyorum. Bu albüm çıktığında Eskişehir'deydim, yola çıkmadan önce albümü indirmiştim. O yüzden her dinlediğimde memlekete gelirken albümü loopa aldığım o gece yolculuğu gelir aklıma. Güzel günlerdi, seyahat edebiliyorduk ve Sunggyu aktifti :( Daha fazla üzmüyorum kimseyi ve cuma gününü Sentimental ile taçlandırmayı teklif ediyorum.



Hareketli Cumartesi: NCT U-Make A Wish (Birthday Song)

Cumartesi için sesi biraz açın, modu yükseltme vakti! Doğum günümde çılgınlar gibi dinlediğim Make A Wish ile huzurlarınıza döndüm! NCT benim düzenli olarak dinlediğim ya da çıkardıkları şarkılara özellikle baktığım bir grup değil çünkü bir türlü sistemi çözemediğimden tamamen peşini bıraktım :P Hatta bununla birlikte bildiğim şarkı sayısı iki oldu, önceden sadece Love Me Now'ı biliyordum. Ama söylemem gerekiyor ki fena halde SM tarzı bir grup, dünyada SM olmasaydı bile böyle olurdu. EXO müziğini özleyenler için bir nimet, o yüzden güzel şarkılarını mutlu mutlu dinliyorum. Make A Wish de cumartesi için uygun bir parti şarkısı.
Sonradan gelen edit: NCT Dream'in Hot Sauce albümüyle bildiğim şarkı sayısı arttı. Herkes gibi benim favori şarkılarım Rainbow ve My Youth oldu. 



Sakin Pazar: Raiden X Chanyeol-Yours (ft. Lee Hi, Changmo)

Hof. Yaz yaz bitmedi, duyan gelmiş arkadaş, düet dediğin iki kişilik olur. Haftayı şöyle akıp gidecek, orta tempolu bir şarkıyla uğurlamak isteyenler harika bir seçenek sunuyorum. Lee Hi'nin katıldığı andan itibaren uçuşa geçiyor şarkı bebeğimin o buğulu sesiyle. Chanyeol'un de nispeten sevdiğim sesiyle hoş bir uyum yakaladıkları için tadından yenmiyor şarkı. Yours da ilk duyduğumda günlerce dinlediğim şarkılardan. Özellikle nakaratı çok güzel. Haftayı bitirmek için uygun bir seçim. 


Bu hafta için söyleyeceklerim bu kadardı. Epey de anlatasım varmış, destan gibi yazmışım hep. Ama napayım ya 2014 yılında kpop dünyasına atılan birisi olarak eskileri cidden özlüyorum. Sure, grandma capsleri gibiyim biliyorum ama çok zor cidden... Bu ortama ilk geldiğimde Cassie'lerle dalga geçiyordum dinozorlar diye, daha beter hale düştüm. Gideyim de biraz old kpop bataklarında sakinleştireyim kendimi. Herkese güzel haftalar diliyorum!




2 Mayıs 2021 Pazar

Pazar Yayını! / Yeni Hafta Şarkıları (03.05.21)

Herkese merhabalaaar! Dediğim gibi bu köşeyi iki haftaya bir yazmaya başladım. Pazartesi benim doğum günüm ve an itibariyle doğum günü yayınımı açıyorum. Bu haftanın tüm şarkılarını özenle, çok severek dinlediklerimden seçtim. Umarım beğenirsiniz. O zamaan, başlayalım!


Enerjik Pazartesi: Yoo Jae Suk X EXO-Dancing King

İsmini duyunca bile içim kıpır kıpır oluyor ya. O kadar enerjik o kadar eğlenceli bir şarkı ki Dancing King, sizin de kalkıp dans edesiniz geliyor resmen. Dinlemeyi de dans etmeyi de çok sevdiğim Dancing King bence haftaya hareketli başlamak için en ideal parçalardan birisi.



Huzurlu Salı: The Black Skirts-Someday

Bu şarkı da Romance Is A Bonus Book dizisinin şarkılarından birisi. Dizide ilk çaldığı anı hatırlıyorum. Girişi öyle güzeldi ki kalakalmıştım. Sonra vokaller, şarkının ritmi. Hala ilk günkü kadar güzel. Zaten ismi Someday olan tüm şarkıların çok güzel olduğuna dair bir tezim var, hiç yanılmadım henüz. Bence sakin bir salı için ideal bir seçim olabilecek bir şarkı. Koltuğa oturun, gevşeyin ve şarkının sizi alıp götürmesine izin verin. Ah, The Black Skirts <3



Renkli Çarşamba: GOT7-Beggin On My Knees

Bu şarkı Flight Log: Departure albümünün b-side şarkılarından. Çıktığında deli gibi dinlediğim bir albümdü, o kadar uzun süredir dinlememişim ki (Hep Identify ve Flight Log: Turbulence'ı sürekli dinlediğim için oldu bunlar) şarkıları arka arkaya açınca eski bir tanıdıkla karşılaşmış gibi oldum. O zaman da Beggin On My Knees'i çok sevmiştim. İnanılmaz bir enerji vermiyor mu insana ya? Eğer dinlediyseniz tamam, çarşamba günü için hazırsınız.



Nostaljik Perşembe: BoA-Girls On Top

Nostalji deyince akla BoA'nın eski şarkıları gelmezse ayıp. Bu şarkı BoA'nın Asya'nın kraliçesi, divası, balı, peteği olduğu yıllarda çıkmıştı. Aynı zamanda kalıpları yıkmakla, standartlara uymak zorunda olmamakla ilgili şeylerden bahsettiği için benzersizdir. Yıl 2005 çünkü, düşünün nasıl bir şok olduğunu. BoA'nın sesi çok farklıdır, Kore'de bu kadının sesi de şuna benziyor diyebileceğiniz tek bir kimse bulamazsınız. O yüzden şu nostalji kuşağımız vesilesiyle BoA'nın sıkı takipçisi olmanızın zamanı gelmiş olabilir. Eskisi kadar aktif olmasa da hazine sandığı gibi albümleri var, bakmakta fayda var. 



Güneşli Cuma: DAY6-Freely

Aaah, Day6'in ilk albümü :") Gerçekten bir dinozor oldum artık... Bu albümün yayınlandığı günü bile hatırlıyorum. Bu şarkı o kadar eğlenceli, o kadar enerji veren, insanı tuhaf şekilde mutlu eden bir şarkı ki o günden bugüne mutlaka belli zamanlarda dinlerim. Eminim ki dinleyince siz de aynı hissedeceksiniz. Tuhaf bir enerji, kırlarda koşma isteği. Doktorunuza başvurmanıza gerek yok efenim, Day6 etkisi.



Hareketli Cumartesi: GFRIEND-White

Şu hayatta en çok özlediğim şeylerden birisi eski Gfriend müziği... Yeni tarzlar denemelerini anlıyorum, harika da oluyor (MAGO yılın şarkısıydı mesela) ama ilk iki albümlerini öyle özledim ki anlatamam. White'da sektöre küçük ama kararlı adımlarla girdikleri Season of Glass albümünden. Bir kerecik daha ilk albümlerdeki fresh konseptlerine geri dönseler öyle mutlu olurum ki. Ama o zamana kadar bu neşeli şarkı White, mutlu cumartesilerin en büyük destekçisi.



Sakin Pazar: Lovelyz-Hug Me

Lovelyz'in de eski müziğini özlüyorum gerçekten. Son zamanlarda bir şeyler oldu, prodüktörlerine nazar falan mı değdi bilmiyorum ama son title şarkıları birbirinin aynısı gibi geliyor bana. Sadece Obliviate farklıydı biraz. Hayır, enteresan çünkü Lovelyz sınırlı bir konseptte (rüya-masal) eşsiz şarkılar yapan bir grup oldu her zaman. Nerede Circle, Doll, Fallin, Night and Day yapan Lovelyz? Bu başka bir günün konusu olsun, Lovelyz'in eski müziğini çok sevdiğim için her yerde yakınasım geliyor işte. Hug Me de Lovelyz'in en sevdiğim masal konsepti altyapılarıyla hazırlanmış bir şarkı. Modern bir masalda gibi hissediyorsunuz. Rahatlığın ön planda olduğu dinlendirici bir pazar günü için, en iyisi!



Bu haftalık da benden bu kadaaar. Umarım bu haftanın şarkıları da haftayı güzelce atlatmanıza yardımcı olabilecek nitelikte olmuştur. Önermek istediğiniz şarkılar olursa, yorumlarda buluşalım. Herkese iyi haftalar diliyorum.