20 Aralık 2025 Cumartesi

Dizi Yorumu: The Best Thing


Yine uzun bir aradan sonra herkese merhaba! İş yoğunluğunun arasında kendimi eve zor attığım için izlediğim hiçbir şeyi yorumlayamasam da The Best Thing'in uzun bir yazıyı hak ettiğini düşündüğüm için kendimi topladım, yorumlarımla burada hazırım. Siz de çayınızı, kahvenizi aldıysanız başlayalım efendim.

The Best Thing benim için biraz uzun periyoda sahip bir dizi oldu. İzlemeye Nisan ayında başlamıştım (ki dizi bahar aylarına çok uygun, tavsiyem sizin de öyle yapmanız) sonra yaz geldi derken ben diziyi ancak bitirebildim. Ama bunun sebebi dizinin sıkıcı olması falan değildi asla, ben o kadar fazla diziyi aynı anda izlemeye başlamışım ki o sırada ahahahaha.

Dizinin o kadar dingin bir havası var ki... Ama bu dinginlik kesinlikle sıkıcılık veya yavaşlık değil. İzlerken adeta dinlendiriyor. Tüm o tedavi ve akupunktur sahneleri, Çin tıbbıyla ilgili verilen ufak tefek bilgiler, Suye ve Xufan arasındaki diyaloglar... Ya öyle güzel akıyor ki dizi, öyle bir dinlendiriyor ki, sadece izlemek kalıyor seyirciye. Uzun süredir böyle dinlendiren, dinginleştiren bir yapım izlememiştim. Hepsini konuşacağız aşağıda, hepsini.

Bence The Best Thing herkesin çok sevebileceği ve izleyebileceği bir dizi. Benim için de en sevdiğim Çin Dizileri içinde ilk üçte yer alabilir şu an. Ufak tefek olumsuzlukları vardı elbet ama genel olarak benim çok sevdiğim bir yapım oldu. Yani herkese şiddetle tavsiye edilir.

Yönetmen: Randy Che
Senarist: Ou Si Jia
Yayıncı: iQiyi, JSTV
Bölüm Sayısı: 28 Bölüm
Yayın Tarihleri: 25 Şubat-9 Mart 2025

Bir otelde çalışmakta olan işkolik kızımız Shen Xi Fan, ailesinin de ısrarıyla uykusuzluk sorununu çözmek için mahallelerindeki Geleneksel Çin Tıbbı merkezine gider. Burada çalışan Doktor He Su Ye'nin ilaçlarıyla hem uykusuzluğu hem de duygusal yaraları iyileşir.

Dizinin Sheng Li'nin Ai Ni, Shi Wo Zuoguo Zui Hao De Shi isimli romanından uyarlandığını da ekleyelim.

Bu diziyi genel olarak "healing drama" kategorisine koyabiliriz bence. Herkes yaşamıştır, sizin için çok yanlış olan biriyle sizi tüketen bir ilişki yaşadıktan sonra doğru olan o insanı bulduğunuz o hikaye. O yüzden bir ilişki sizi mutsuz ediyorsa ya da daha önce ettiyse ekstra etkileneceğiniz ve kendinizden bir parça bulabileceğiniz bir drama bence.

-buradan sonra spoiler, spoiler.-

He Su Ye (Zhang Ling He)

He Su Ye, He Su Ye... Hakkında ne desem, ne anlatsam bilmiyorum ki. Green flag'in dostu, green flag'in başkanı Su Ye. Şahsen bana deseler ki Çin, Kore fark etmez, tek bir dizi karakteriyle ilişkin olacak kimi seçersin, sanırım Su Ye'yi seçerim. Öyle dünyada cenneti yaşatır, öyle green flag siz düşünün. (Gerçi bunun bir de Kore şubesi var green flag konusunda rakipsiz, Yang Gwan Sik)
He Su Ye, Geleneksel Çin Tıbbı doktoru. Haftanın belli günleri hastanede belli günleri evine yakın olan GÇT kliniğinde çalışıyor. Xifan'la klinikte, kızımızın insomnia tedavisi sırasında tanışıyorlar zaten.
Su Ye çok ince düşünceli, nazik ve sessiz bir erkek. Böyle halinden tavrından kibarlık akıyor. Karşısındakinin kararlarını destekleyen, arkasında duran ve açık iletişim nasıl kurulur bilen birisi. Bu meziyetlerin onda birini bile taşıyamayan bebelerle muhattap olmak zorunda kaldığımız için kendisinin yokluğunu derinden hissettik izleyenler olarak. Uzak mesafe ilişkisi yürüttüler o kadar zaman, gıkı çıkmadı ya. Bir kavga edin, tartışın, yok. Zaten bu tartışmayı da beceremez kesin. Xifan enayisi oldu çıktı başımıza ahahaha
Xifan'la ilişkisinde de çok otokontrollü, oldukça yapıcı ve biraz da yol göstericiydi bence. Su Ye'nin kriz yönetimi sayesinde bence birçok noktada ilişkileri güzel şekillendi. Mesela şey kısmı bence çok bariz gösteriyordu Su Ye'nin karakterini. Yanında staj gören kızın kendine duygusu olduğunu anladığında onu başka bir doktora yönlendirmişti sanırım. Erkekler böyle şeyleri çok önemsemezler dahası ilgi hoşlarına gider, ilgiye karşılık vermek değil ama bu ilgiyi görmek, hissetmek sevdikleri şeylerdendir. Öyle her erkek bıçak gibi kesip atamaz yani. Yaptığı Xifan için çok şık bir hareket olduğu gibi bence kızı da düşünerek yapılmıştı. Gözünün önünde olmasın, üzülmesin, umutlanmasın diye uzun vadede onu da koruyordu. O kadar belli ki men written by women bir adam olduğun. Hastayız sana.
Şu adamı bana ayarlayamaz mısınız ya kaç kişisiniz şurada ahahahah

Shen Xi Fan (Xu Ruo Han)

Ya bu kızın güzelliği neydi peki? Abarttı artık.
Shen Xi Fan bölgenin ünlü otellerinden birinde çalışan bir kızımız. Ama bir yandan iş stresi, bir yandan kazma bir sevgilisi var onun derdi bir yandan da yurtdışında yüksek lisans yapmak istiyor ama kazma sevgilisi bunu duyup "Ne işin var ya zaten bencilsin de ayrılıyorum ben senden." demiyor mu? Tebrikler, uykusuzluk kazandınız.
Xifan için yorumlarda genelde bencil bir kız olduğu söylenmiş ama Xifan bencil değil, kendini önemseyen ve özgüveni yüksek bir kız. Maalesef bizim toplumumuzda bunlar bencillikle eş değer sayılıyor hala. Ayrıca bence hikayenin gerçekliği tam da burada yatıyor. Xifan ailesinin tek çocuğu ve annesi de babası da üstüne titriyorlar. Durumları iyi, sosyoekonomik olarak iyi bir yerdeler, Xifan iyi bir işe sahip. Tam olarak olması gerektiği gibi yani, tek çocuk özgüveni var üstünde. O kazma sevgilisinin olduğu bölümlerde sadece Xifan oldukça bocalamış ve dağılmış görünüyordu ki bu da yanlış kişinin ışığımızı nasıl söndüreceğine bir kanıt -ders niteliğinde-. Bir de üstünde Suye'yle yaşadıkları uber sağlıklı ilişkiyi düşününce Xifan özgüvenli olmayacak da, Xifan kendine güvenmeyecek de ben mi güveneceğim efendim? O yüzden bence Xifan'a çizilen portre de oldukça gerçekçiydi. Ki Xifan gerçekten çok tatlı bir kız. Zaten Suye'nin ona abayı ilk yaktığı yer de anahtarlığından halka çıkarıp vermişti ya, yüzük gibi takıp insanlara evli olduğu yalanını söyleyebilsin diye.
Xifan'a Suye'yi reddettiği bölümlerde kızmadım, kızamadım ben. Bal gibi manipüle edildiği bir ilişkiden çıktığı için sağlıklı düşünemiyor, yurt dışı süreci var ve bu halde ilişkiye başlaması karşıdakine de saygısızlık elbet. Ama buraya bir ama gelecek ki, bu bölümler çok uzun tutuldu, bir de üstüne eski sevgilisinin (oğlanın adını hatırlayacak kadar umursamamışım) gelişi tuz biber ekti yani. Eski sevgili mevzusunun tamamen bitmesi için gerekliydi bu bölümler ama biraz uzundu yani. Aman eski sevgilini boşver be Xifan, sana bir şey olmasın.

Genel Yorumum

Kimseyi fazla da bekletmeden diziyi yorumlamaya geçebiliriz bence. Önce beğenmediklerimi konuşalım.

Dizinin benim için en büyük eksisi hatta belki tek eksisi bölüm sayısıydı. Dizi 28 bölüm, çok uzun değil ama son dört bölüm falan biraz olsun diye yazılmış bölümlerdi bence. Olaylar 24 bölümde de pekala toparlanabilirmiş ki çoğu insan aynı fikirde bence. Bir de Xifan'ın annesinin hastalığı ve bunun Xifan'dan saklanması falan derken bir tık ağır ve gergin bölümlerdi bence o yüzden de fazla uzun gelmiş olabilir bilmiyorum ama benim genel kanaatim, daha kısa olabileceği yönündeydi.

Kavuşmaları oldukça uzun sürdü. Ben o bölümlerde sıkıldım falan diyemem ama Xifan'ın zaten Suye'yi reddetmek için kendince mantıklı bir sebebi varken bir de üstüne eski sevgilisinin falan dönmesi yorucuydu, biz zaten Xifan'ın Suye'yi reddetmesini izledik, bir de üstüne eski sevgilisi problem çıkarınca yorgunu yokuşa sürmek oldu bu açıkçası, oralar daha kısa tutulabilirmiş.

Ancak o kadar kusur kadı kızında da olur diyerek tatlıya bağlıyoruz.

Başlayalım öyleyse, neleri sevdim, neleri beğendim

İki giften de açıkça görebileceğiniz üzere dizinin sinematografisi tek kelimeyle muh-te-şem-di! Kullanılan renk paleti tam baharı anımsatıyordu. Bahar aylarının yer aldığı bölümlerde o çiçeklerin renkleri, kiraz çiçeklerinin uçtuğu sahneler, yağmur sahneleri inanılmazdı. Dizinin genel olarak mekanları, Suye'nin babasını ziyarete gittiği yer, apartmanlarının muhiti de dahil olmak üzere tüm açık alanlar, ahşap mekanlar, Xifan'ın oteli bile iç açıyordu. Çin bu kadar yeşillik mi ya, inanıcam bak ona göre? Dizinin mevsim teması da hoştu.

Şuraya bakar mısınız ya, görsel şölen, terapi adeta.

Dizinin Geleneksel Çin Tıbbını konu almasını çok çok sevdim. Bence Çin tıbbı modern tıbbın yerini asla tutmaz. Zaten buna alternatif tıp denmesinin bir sebebi var. Modern yani Batı tıbbını destekleyebilir sadece. Ama böyle uykusuzluk, hazımsızlık vb. küçük rahatsızlıklarda ve genel olarak sağlıklı yaşamak için Geleneksel Çin tıbbı yani alternatif tıptan küçük ipuçlarını uygulamak yaşam kalitesini yükselten bir şey. O yüzden dizide konuşulan her şeyi kulaklarımı açarak iyice dinledim, küçük ipuçlarını kaydettim, bazı tarifleri araştırdım hatta bu konuda bir eğitime katılmayı bile düşündüm. Dizilerde yeni ilgi alanları bulmayı çok seviyorum. Zaman kaybı diyenler utanır mı, sanmam.
Bu arada gerçekten Asya üniversitelerinde Geleneksel Tıp bölümleri var, oradan mezun olarak Geleneksel Tıp Doktoru olabiliyorsunuz.

Dizilere ayrılan bütçeden mi, senaryoya çok önem verilmemesinden mi yoksa çeviriden kaynaklanan bir kopukluktan mı bilmiyorum şimdiye kadarki Çin dizilerinde çok fazla anlamsız diyalog, bir yere gitmeyen konuşmalar vardı. Ama bu dizi, şimdiye kadar izlediğim en anlamlı diyaloglara sahip dizi. Ya bir kere He Suye öyle men written by women bir adam ki, her söylediği mi böyle nazik olur, her cümlesi mi insana iyi gelir? Kızın o meymenetsiz eski sevgilisinin geri döndüğü bölümlerde böyle bir green flag olmak yok ya, cidden Suye benim son zamanlarda izlediğim en nazik karakter, rakibi yok şu an. Bu dizinin de öyle, şu an top of the world, favori Çin dizim.

Kavuşmaları biraz yavaş oldu dedik tamam ama, bu slow burn ilişki de bence o kısımlarda ilmek ilmek işlendi. Xifan'ın Suye'yi reddetme sebebi kendince mantıklıydı mesela. Yurtdışına gidecekti ve Suye'yi bir uzak mesafe ilişkisine mahkum etmek istemiyordu. Suye'nin ise bu dönemlerdeki sakin ve yapıcı tavrı örnek gösterilir nitelikteydi. Nerede bu adamlar ya, söyleyin nerede? Günümüz erkekleri açsın şu diziyi ders niteliğinde izlesin ya. 
Dizi zaten her şekliyle sağlıklı bir ilişki nedir, nasıl olur sorularına cevap olarak çekilmiş gibiydi. Suye'nin Xifan'ın her kararını desteklemesi, kararları kendisinin vermesini sağlaması olgunluğuna en büyük örnekti. Xifan de aynı şekilde tüm ilgisi ve destekleyiciliğini Suye'ye verdi.

Bu diziyi izlerken ilişkiler hakkında oldukça fazla düşündüm. Bence hepimiz bu ilişkiye benzer ilişkilere sahip olmalıyız. Destekleyici, sağlıklı ilerleyen, yanlış anlaşılmalara yer olmayan ve her şeyin konuşularak çözüldüğü bir ilişkiydi. Bence herkes böyle ilişkileri hak ediyor. Bundan daha azına razı olmamalıyız. Kimse günümüzde çokça görülen toksik ilişkileri, karar vermekten aciz ve sorumluluk alamayan erkekleri, duygusal olarak yaralanmayı, yok sayılmayı, değersiz görülmeyi hak etmiyor. Hani bir söz vardı ya, "Ben baharı hak ediyorum, kimsenin kuru dalına başımı eğmem." diye, tam olarak ona geliyor iş. He Su Ye gibi sakin, karşısındakine tüm saygısıyla, merhametiyle ve sevgisiyle yaklaşan birisini hak ediyorum, hak ediyoruz. O yüzden artık beni hiç hak etmeyen insanlara üzülmeyi bırakın, onlara şans bile vermeyeceğim. Böyle iyileştiren ilişkilere yer veren healing dramalara bayılıyorum.

Hani her şey konuşuluyordu dedim ya, mesela benim bunu en çok hissettiğim kısım Xifan'ın annesinin hastalığının olduğu bölümlerdeydi. Xifan'ın annesi Su Ye'den Xifan'a hastalığını söylememesini rica ediyor. Zor durumda bırakıyor aslında Su Ye'yi yani. Xi Fan bunu ilk duyduğunda tepki gösteriyor ama sonra mantıklı düşünerek aslında Su Ye'nin suçu olmadığını idrak ediyor hatta özür bile diliyor tepkisi için. Başka bir dizide net küslük görürdük bunun arkasından. Ama mesela şu kısmı da güzeldi Su Ye hatasını kabul ediyor ama annesinin ricası olduğunu da söylüyor, saklamıyor yani, tüm suçu üstlenmiyor. Gına geldi artık kahramanlık hikayelerinden.

Dizideki minik temaları çok sevdim. Suye'nin yaptığı koku keseleri, birbirlerine verdikleri rengarenk çiçekler, dizinin kültü olan Xifan'ın çizdiği resimler... Hepsi o kadar hoş hissettirdi ki izlerken. Her bölümün başında bir bitkinin ismi verilerek, bitkinin nelere iyi geldiğinin yazması da çok hoşuma gitti mesela. Not aldım bazılarını.

Dizinin şarkıları da aynı dizi gibi yumuşacık, baharı hatırlatan parçalardı. Sahne içlerinde en çok sık duyduğumuz Loving You parçası çok güzel olmakla birlikte benim favorilerim yine sıkça duyduğumuz You Are In The World I Like, çok sevimli sözlere sahip olan Two Little Hearts ve Thoughts of Loving You.

Yazıyı bitirmeden önce, diziden çok hoşuma giden, not ettiğim alıntıları da bırakayım. 

"Bu dünyada mutlak doğru ya da yanlış yoktur. Önemli olan pişman olup olmamandır."

"Yani aynı şey senin için de geçerli. Yeterince iyi olmadığını düşünme. Hiçbir değerin olmadığını düşünme. Sadece kötü bir ilişki yüzünden incindin. Kendini sev ve iyi yaşa. En önemli şey bu." -He Su Ye

"Geçmişte iyi ya da kötü ne olursa olsun, bu senin kim olduğunun bir parçası. Geçmişi kabullen, bugüne ve geleceğe odaklan."

"Kabul etmek zorunda olmadığın şeyler vardır, ama kalbin her zaman gerçeği bilir."

The Best Thing'i herkesin izlemesi gerekiyor bence. Hiçbir şey için değilse bile sağlıklı bir ilişki nasıl olur, nasıl görünür bunlar için bile ders niteliğinde bir dizi olduğunu düşünüyorum ben. O yüzden ısrarla, kararlılıkla tavsiye ediyorum. Yeni izleyeceklerin bu diziyle ilk kez tanışacak olmalarından dolayı çok şanslı olduğunu düşünmekle beraber, herkese iyi seyirler diliyorum!














12 Temmuz 2025 Cumartesi

Dizi Yorumu: Mystic Pop-up Bar


Merhabalar merhabalar! Bugün blogumuza Mystic Pop-up Bar'ı getirdim. Konuşacağız, tartışacağız.
Herkes hazırsa, başlayalım.

Daha önceden de söylemiştim, bilen bilir. Ben genelde fantastik konulara sahip kdramaları izlemeyi seviyorum. Nispeten yeni oldukları bir alan olsa da bence bir süredir bu işi güzelce kotarıyorlar. Aynı zamanda Kore tarihi, efsaneleri ve Kore mitolojisi genelde olağanüstü ögelerle bezeli olduğu için fantastik konularla çok iyi uyum sağlıyor. Sanırım o yüzden, Mystic Pop-up Bar benim çok sevdiğim bir yapım oldu.

Dizi konu itibariyle hem Hotel Del Luna'yı hem de The Uncanny Counter'ı andırıyor. Ruhlar, kötü ruhlar, onların başka bedenleri ele geçirmesi gibi yönlerde efektler The Uncanny Counter'la aynı resmen. Diğer yönlerden de Hotel Del Luna'yı anımsattı, özellikle de ağacın konu alındığı yerler. 

Bence Mystic Pop-up Bar herkesin severek eğleneceği bir yapım. Her bölümde ele alınan ilginç olaylar ve bunları çözülme şeklinin yanında arka planda da işlenen ve birbirine bağlanan bir ana hikaye olay örgüsünü keyifle takip ettiriyor. İşin içindeki mistik ve fantastik ögeler de cabası.

Mystic Pop Up Bar/Ssanggab Cart Bar
Yönetmen: Jeon Chang Geun
Senarist: Bae Hye Soo (orijinal webcomic yazarı), Ha Yoon A
Yayıncı: JTBC
Bölüm Sayısı: 12 Bölüm
Yayın Tarihleri: 20 Mayıs-25 Haziran 2020

Ssanggab adında bir bar, daha doğrusu bir çadır bar var ve bu çadır bar sadece geceleri ortaya çıkıyor. Burayı işleten Wol Ju, gizemli bir içkiyle gelen insanların ve dünyadan ayrılamayan ruhların rüyalarına girerek kinlerini çözüyor. Geçmişte yaptığı bir hata yüzünden 100.000 ruhun kinini çözme cezasına çarptırılmış olan Wol Ju, ona tanınan sürenin sonuna gelmiştir ancak çok yol alamamıştır. O sırada gizemli bir yeteneği olan Han Kang Bae'yi takımlarına katılmaya ikna etmeye çalışırlar. Dizi, Bae Hye Soo'nun Twin Tops Bar isimli eserinden uyarlandı.

Şimdi bu çadır bar mantığı pek bizde yok ama her kdramada bir kez gördüğümüz, çadır şeklinde, dört tarafı muşambalarla kaplı, plastik masalarda soju içtikleri mekanlar var ya kar kış yağmur çamur demeden, hah işte o mekanlar çadır bar diye geçiyor. Değişik bir kültür, Aralık ayında bunlardan birinde oturmak ister miydim, şüpheli.

spoispoispoi

Wol Ju (Hwang Jung Eum)

Wol Ju, Wol Ju... Wol Ju kafasına koyduğu şeyi elde etmek için her şeyi yapabilecek gözü pek bir karakter. Bir şeyi kafasına koyduysa, kendini mahvetmek de olsa işin ucunda, yapıyor onu. Ama yine de tüm bu özellikleriyle sevdiğim bir karakterdi. Zaten çok çekmiş, hayatın sillesini yemiş, bir de biz yargılamayalım.
Kendisi Joseon döneminde yaşayan bir şamanın kızı. Aynı şifacılık onda da var. Sarayın göz bebeği veliaht prensin hasta olması ama tıbben iyileşememesiyle kraliçe oğlu için Wol Ju'yu çağırıyor, hani bizim üstümüzde nazar mı var gibisinden. Wol Ju da yapmaları gerekenleri söylüyor ve koma halindeki prensin elini tutup rüyalarına girerek iyileştiriyor. Prens uyanınca hop, aşık olmuş Wol Ju'ya ama bu ilişkiyi onaylamıyorlar tabi ki. Annesi öldürülen Wol Ju, hamile olduğunu bilmeden kendini yüce ağaca asarak lanetleniyor. Bebeğinin ruhunu kurtarmak için de tam 100.000 kişinin kinini çözümlemesi gerek. Bunu da işlettiği çadır bara gelen müşterilere sihirli bir içki verip onların uzun bir uykuya dalmasını sağlayarak yapıyor.
Bence Wol Ju aslında umursamaz görünüşünün altında çok yürekli bir kadın. Sanki sadece istekleri için yaşıyor gibi görünse ve etrafındakilere sık sık çıkışsa da aslında onları içten içe çok önemsiyor. Kadın bebeğinin ruhu kurtulsun diye insanlardan nefret etmesine rağmen böyle bir işi kabul ediyor, dahası var mı? Sonuç olarak Wol Ju çok zor şeyler yaşamış biri, dinliyoruz ama yargılamıyoruz. Oki?

Guibanjang (Choi Won Young)

Bu adamın ismini de bir öğrenemedik. Guibanjang aşağı Guibanjang yukarı... Şimdi size şok olmalık bir bilgi. Ben oldum da ondan söylüyorum. Kill Me Heal Me'de Dohyun'un gözlüklü uzun saçlı sekreteri vardı ya. Aha bu adam.
Bu adam öbür dünyada dedektifken Wol Ju'nun yanına vermişler bunu (niye hatırlamıyorum, kendi istemiş galiba) ama niye istemiş bakın spoi vermek üzereyim sonra ben bilmem vay efendim neden demeyin, bu adam veliaht prensin reenkarnasyonu. Zavallı adam hep Wol Ju tarafından azarlandı etti ama hep katlandı. Helal olsun ama bu kadar sevdiği bir insanın yanında yıllarca gıkı çıkmadan kalması çok zor ya, empati bile yapamıyorum yani o kadar söyleyeyim.
Wol Ju'yla o kadar olaydan sonra kaç yüz yıl geçti yine buluştular yani o çocuk sizi sevse yazardı kızlar, bakın seven neler yapıyo ahahahaha
Herkese lazım bir abiydi bu da ya. Hem sempatik hem yakışıklı. Dosta güven düşmana korku. Sevdik ne yalan söyleyelim. Wol Ju ablamızla mutluluklar.

Han Kang Bae (Yook Sung Jae)

Kariyerine BTOB üyesi Sungjae olarak başlayıp aktör olarak devam ettiği bu yolda kendisini sadece burada izleyebildim. Ben Seo In Guk, Cha Hak Yeon ve Sungjae'yi çok benzetiyorum itiraf bu arada ahahahaha Eskiden çok benzetmiyordum ama dizide izledikçe özellikle Seo In Guk'la çok benzettim.
Şimdi çok deli dehşet spoi verecem okumasaydınız napim ahahahhaha Bu Han Kang Bae, Wol Ju'nun karnında ölen bebeğinin reenkarnasyonu. Tabi başta bunu bilmiyorlar ama bu çocuğun artık görüsü mü diyelim altıncı hissi mi üçüncü gözü mü neyiyse bir şey çok açık. Birisine temas ettiği an insanlar ona dertlerini patır patır dökülmeye başlıyorlar. Anlatıyorlar da anlatıyorlar. Han Kang Bae de yılmış bu durumdan, date mate hak getire tabi bu halde. Wol Ju tesadüfen bu özelliğe tanık olunca düşünüyor Kang Bae müşterilerin derdini öğrenirse daha çabuk çözerler. O yüzden Kang Bae'ye diyor ki "Bana yardım edersen bu özelliğini yok edebilirim. Ama bana yardım ettiğin süre boyunca görün daha da artabilir hayalet mayalet Allah ne verdiyse hepsini görürsün, okey?" Kang Bae baştan yapmak istemiyor ama sonra çaresiz kabul ediyor, sonradan da Wol Ju ve Guibangjang'la gönül bağı kuruyor. Kan çekiyor tabi biri anası biri babası ahahahahah Sonra efendim tabi olaylarr olaylar.
Ama bunun manitası Kang Yeo Rin'le olan olayları çok tatlıydı ahahhahah

Genel Yorumum

Sevmediğimiz şeylerden bir başlayalım.

Dizide ufak tefek mantık hataları vardı. Mesela bir iki bölüm önce birisinin hafızası tam silinmeden dünyaya döndü, o kadar olay oldu da Shin Ji Hye kraliçenin reenkarnasyonu iken neden kraliçenin hatıralarını hala anımsıyor? Bunu bir türlü mantığıma oturtamadım. Ama işte fantastik dizilerde illa oluyor böyle bir iki şey.

Dizinin ortalarına doğru bir yerde tempoyu epey düşürdüler. Oralar hariç başı ve sonu çok keyifli bir yapımdı. Ben oralarda bir ara verdim mesela ve diziyi sevdiğim ve yarım bırakmak istemediğim için kendimi biraz zorladım bitirmek için. O kopukluk olmasa daha heyecanlı bir iş olabilirmiş. 

Bir de o çocukluk kastını çok aramışlar mı ya? Hadi Wol Joo neyse, Sieun'ı görmek hoşuma gittiği için sesimi çıkarmıyorum da, sizce o tilki suratlı  prensle Guibanjang'ın alakası var mı? 


Sevdiğimiz şeylere gelelim şimdi.

Yani daha önce de söyledim, yukarıda da söyledim. Ben bu adamların fantastik dizi anlayışlarını seviyorum. İşin içine kendi mitolojilerini katıyorlar ki bu konuda cidden övgüye değerler çok güzel korumuşlar değerlerini. Gumiho olsun, Goblin olsun, Kore mitolojisinin dört hayvanı falan yine bu dizideki o ağaç, adını unuttuğum o taş falan yani bizim de ülke olarak çok sağlam bir mitolojimiz var, sadece memleketim Ege'den neler neler çıkar ama işte biz zaten bugüne dek hangi kültürel değerimize sahip çıkabilmişiz ki... Yunanistan'ın yıllardır ekmeğini yemeye doymadığı İlyada'nın yazarı İzmirli Homeros. Fıkra bu kadar. Neyse. O yüzden böyle hem tarihsel kanallarından beslendikleri hem de genel olarak evrenlerini güzel kurdukları için seviyorum bu tarz kdramaları. Mystic Pop-up Bar da türünün içinde iyilerinden biri olmuş bence.

Çekimlerdeki efektler ve montajlar baya iyiydi. Ölümsüz ağacın o alev alev halleri, Guibangjang'ın kullandığı o silahtaki efektler, genel görüntü teknikleri falan başarılıydı.

Böyle dizilerde hayata dair verilen mesajlar çok hoşuma gidiyor. Herkesin hayatı zor, herkesin yüreğinde sakladığı başka başka yaralar ve iz bırakan olaylar var. Wol Ju'nun bunları çözümlemesi, her vakanın içinde yüreğe dokunan bir yan oluşu, izlemeyi benim için daha dokunaklı bir hale getirdi. En çok kalp hastalığı olan yazar ve oğlunu yıllar sonra bulan kadının hikayesi içimi burkmuştu. Şunu da defterime yazmışım; "Herkesin canını yakan bir yarası vardır. Gizlediğin yarayı göstermek istediğin an, aynı yaraya sahip birini bulursun. 'Biliyorum. Senin gibi acı çekiyorum. Yanımda ağlayabilirsin.' Ona gerçek benliğini gösterdiğinde, o da aynısını yaptığında, birbirinizi tanırsınız."

Belki biraz klişeydi, tahmin edilebilirdi falan ama Guibanjang, Wol Ju ve Kang Bae'nin hayatlarının eninde sonunda birbirine bağlanmasını izlemek de çok hoşuma gitti. Tam olarak bir ailelermiş aslında anne baba çocuk olarak ahahahahsh. Ne bileyim hoştu bence. Hikaye tamamlanmış gibi hissettirdi.

Final bölümü inanılmaz iyiydi bence, her sahnesiyle hem de. Kang Bae'nin rüyasında gördüğü sıradan bir aile oldukları o küçücük an, gerçekte Kang Bae uyurken Wol Ju'nun onun yanağını okşaması, Guibangjang'ın Wol Ju'yu korumak için onun önüne geçtiği an ve Wol Ju'nun ağlarken ona ilk defa onu sevdiğini söylemesi, Kang Bae'nin Wol Ju'yu bırakmamak için ağlarken "Gitme anne." demesi... Bu sahnelerin her biri içimde ayrı bir yara açtı resmen. En güzeli de hiçbir şeyin havada kalmaması ve Wol Ju ile Guibanjang'ın yine canlılar dünyasında çadır barı işletmeye devam etmeleriydi. Keşke Kang Bae ile olan hayatlarını daha çok izleyebilseydik.

Genelde fantastik dizilerin çoğundaki o yarım kalmışlık yoktu. Yani evet ufak tefek mantık hataları vardı ama "Eee şimdi ne olacak yani?" dediğimiz havada kalan bir durum olmadı. Olması gereken her şey final bölümünde oldu, bitti, yaşandı. Bir de üstüne çözümlenmesini gördük. Olayın içine reenkarnedir, ikinci hayattır odur budur karıştırmadıkları için de ayrıca mutlu ve huzurluyum.


OST listesini de bırakalım şöyle meraklısına. Keyifli parçalar vardı. Benim favorim Dive oldu.

Jung Jin Woo-Dive
Yook Sung Jae-Love Resembles Memories
BEN-I'll Be
Jo Hyun Ah(Urban Zakapa)-When We Were Together
DMEANOR-I'll Take You To Tomorrow

Sonuç olarak fantastik dizilerle aranız iyiyse bence aralarda dinlenmek için, yemek yerken, kafanızı dinlendirmek için keyifli bir seçim Mystic Pop-up Bar. Oradan buradan bir izleyeceğinin hoşlanabileceği bir sürü farklı kanaldan beslendiği ve mini olaylara odaklandığı için sıkılmayacağınızı düşünüyorum. Ben sevdim, izlemeyi düşünenlere tavsiyedir.









Şu ortam şu an çok iyi gelirdi.


Bu sahnenin grafikleri çok iyiydi mesela






Şu sahneler...




Bu sahneler de üzdü biraz...